Connect with us

Makale

Filistin‘i Savunmak İçin Hamas’ı Savunmak Zorunlu Mudur?

Bizler Filistinli demokratik güçleri, bu güçlerin demokratik mücadelesini ve nitekim demokratik Filistin’i esas alır, savunuruz. Buna rağmen, gerici sınıfların önderliğinde bir Filistin bağımsızlık mücadelesi gelişirse, ulusların kaderini tayin etme hakkı ilkesi temelinde, burjuvazinin önderliğinde gelişen bu mücadeleyi de haklı görür, bağımsızlık hakkını kayıtsız şartsız tanır, destekleriz. Ulusun-Filistin‘in bu hakkını hangi temelde kullandığına bakmaksızın tanır, iradesine saygı gösteririz. Lakin bu, burjuva ulusal önderliğin gerici niteliğini söylememizin önünde engel değildir.

Şayet komünistler açısından bu soruya yanıt vermek zor ve içinden çıkılmaz ise, onlar için dua etmek farzdır; ‘‘Tanrı Doğru Düşünceleri Korusun(!)‘‘

Komünistlerin yanlış yapmayacakları algısı sebepsiz değildir ama yanlıştır. Komünistler olay ve olgulara diyalektik ve tarihi materyalist felsefe ışığında yaklaşır, meseleleri neden-sonuç ilişkisi içinde ele alırlar. Bundan mütevellit, temel prensip olarak bilime bağlı hareket eder, bilimsel tutum geliştirir, bu manada objektif yaklaşır ve çıplak gerçeği teslim ederler. Doğru-yanlış ayrımında objektif yaklaşır, objektif gerçek çıplak yaklaşır, bunu ilkesel bir tutum olarak benimserler. Her şartta gerçeği söylemeyi ve savunmayı ilke edinirler. Bu yaklaşım ve tutumları nedeniyle, “yanlış yapmazlar“ imtiyazıyla karşılanırlar. Ve genel esasta yanlış yapmaktan sakınır, mümkün olduğu ölçüde yanlış yapmamaya itina gösterirler. Dolayısıyla basit ya da kolayca ya da esas eğilim olarak yanlış yapmaz ama iradeleri dışında ve istemeden yanlışa düşer, yanlış yaparlar. Dolayısıyla, Komünistler “yanlış yapmaz“ algısı doğru değil, yanlıştır. Komünistler de yanlış yapar, yapıyor. Bazen olağanın üstünde, kaba ve açık hatalar yapabiliyorlar, yapılabiliyor… İşte bu durum karşısında, “tanrı doğru fikirleri korusun“ demek geliyor insanın içinden…

Komünistlere, özünde güvenilirlikleri ya da güvenilir oldukları ve olmaları nedeniyle, kısmen abartılı olarak atfedilen övgüler Komünistlerin üstünlüğünü açıklamaz. Onların esas üstünlüğü, hatalara ve özellikle de hatalarına karşı tutumlarında saklıdır. Hatalarına karşı açık, dürüst, samimi ve özeleştirel olmaları, onların en güçlü yanları, en sağlam özellikleri ve gerçek üstünlüklerindendir. Öyle ki, bu özellik onları diğer burjuva ve küçük burjuva anlayışlardan ayrıt eden temel karakter olarak belirir, öne çıkar…

Kendi hataları ve suçları karşısında, saklama yoluna gitmeyen, bilakis halka açık davranıp özeleştiri vermekte sakınca duymayan, halka yalan söylememe ve gerçekleri açıklama prensibinden hareket eden Komünistler, istisnai ve ender de olsa, son derece şaşırtıcı biçimde ve büyük bir kafa karışıklığına düşerek, gerici güçlerin hata ve suçlarını yumuşatma, gözden ırak tutma ve es geçme eğilimine düşebilmektedirler. Kendi hatalarına tolerans göstermeyen Komünistlerin, gerici güçlerin ciddi hata-suçlarına esnek yaklaşıp tolerans göstermesi spesifik bir yanılgı ve anlaşılmaz bir durumdur…

Gerçeği eğip bükmeden dosdoğru ortaya koymak, bu gerçekleri yalın-çıplak biçimde tarif etmek ve objektif gerçeklere saygı göstermek, bilimin emri olup proleter ahlak ve tutumun gereğidir. Yanlış nereden gelirse gelsin yanlış olarak karşılanır. Suç kime ait olursa olsun suçtur… Sivil katliamlar temelinde işlenen savaş ve insanlık suçu ya da bu suçu işleyen bir gericilik, hiç bir mazlumluk ve haklılıkla yok sayılıp ortadan kaldırılamaz, asla masum gösterilemez ve gerekçelendirilerek haklanıp aklanamaz…

Meselenin özü şu: “Filistin haklı, İsrail haksızdır; dolayısıyla Filistin cephesinde bulunan gerici örgüt veya örgütlerin işlediği savaş ve insanlık suçu, İsrail’in işlediği savaş ve insanlık suçuyla kıyaslanmamalı“ mealindeki anlayış benimsenmekte, bu anlayışla hareket edilmektedir! Yani, objektif olarak düşülen anlayış veya söylenen şey şu; “sivilleri, çocukları şahsında ve genel olarak Filistin’e uygulanan kıyım ve katliam suçtur ama sivilleri, çocukları şahsında genel olarak İsrail’e uygulanan suç değildir!“ Oysa doğru fikir şudur; ister Filistin cephesinden ve isterse İsrail cephesinden olsun, savaş dışı sivil güçlere ve özelde de çocuklara dönük işlenen katliamlar bir savaş ve insanlık suçudur. Filistin davasının haklılığı temelinde Filistin’in haklı, İsrail Siyonizmi’nin haksızlığı temelinde İsrail’in haksızlığı ayrı gerçeklerdir ama karşılıklı olarak gerçekleştirilen saldırılarda çocuk ve sivillerin hedeflenerek katledilmesi suçu ayrı gerçeklerdir. Bu iki durumu birbirinden ayırarak iki gerçeğe uygun tavır belirlemek tek doğru tutumdur. İsrail-Filistin çatışması veya savaşı olarak tarif edilen mevcut durumda iki ayrı gerçeklik vardır. Biri, Filistin davasının haklılığı ve İsrail Siyonizmi’nin haksızlığı, ikincisi ise, iki taraflı saldırılarda sivillerin hedeflenerek katledilmesi iki taraflı suçtur. Daha özelde ise, İsrail Siyonizm’i her bakımdan haksız ve suçlu pozisyonda iken, buna karşın Filistin davası haklıdır ama Hamas’ın sivillere ve çocuklara dönük katliamları suçtur; Hamas siyasal İslamcı radikal dinci gerici bir örgüttür. Bu gerçekleri açıklamaktan sakınmak yanlıştır, gericiliklere ve suçlara tavır almakta zayıflıktır…

Kuşkusuz ki, genel anlamda haksız taraf olmakla birlikte, Siyonist İsrail devletinin kıyım ve katliamları, savaş ve insanlık suçları çok daha büyük, çok daha kabarıktır. Dolayısıyla İsrail Siyonizm’ine karşı mücadele öncelikli ve esastır. Bunda bir tereddüt olamaz. Ancak bu durum, Hamas gericiliğinin işlediği suçları görmezden gelmemizi gerektirmez. Aksine tüm suç ve suçluları teşhir-tecrit etmek doğru tavırdır. Genel haksızlığı, ezen egemen olması, kıyım katliamlarında sınırsızlıkla sergilediği saldırganlığı, katliamlarının niteliği ve kapsamı vb. Bakımlarından İsrail Siyonizm’inin mücadelenin merkezine koyulması doğrudur. Bizlerin, bununla birlikte, Hamas gericiliği ve işlediği suçları konu etmemiz; hem objektif yaklaşım ve sınıf tavrımızın gerekliliğiyken, hem de tek yanlı olarak İsrail Siyonizm’inin suçlarını eleştirip Hamas gericiliğinin işlediği suçları es geçen hatalı yaklaşımların düzeltilmesi nedeniyledir… İsrail Siyonist devleti ve işlediği suçlar açısından devrimcilerin tavrında esasta bir sorun yoktur. Siyonizm’i lanetlenip onu protesto etmeyen ve ona karşı mücadelenin gerekliliğine işaret etmeyen hiç bir devrimci anlayış-güç yoktur. Dolayısıyla bu zeminde bir sorun-hatalı bir yan yoktur. Buna dönük tavır sorunsuzken, Hamas’a dönük tavır önemli oranda sorunludur. Bu nedenle Hamas’a dönük tavrın tartışılması gereklidir, tartışmamız bu nedenle Hamas gericiliği üzerinde yoğunlaşıp odaklanmaktadır… Filistin cephesi (Hamas) toptan doğru, her eylemi, saldırısıyla haklı ve suçsuz anlayışı gerçeğe ters ve sakattır… Yıllarca ve şimdi hala, Kürt ulusal hareketinin hedef gözetmeyen veya askeri hedefler dışında sivil hedefleri de vuran bir çok eylemini yanlış görüp eleştirmekteyiz. Peki Hamas’ınkilerini neden konu edip eleştirmemeliyiz?! Bu çifte standartçı tutum değil midir?

Hamas İsrail‘e ciddi bir askeri saldırı gerçekleştirdi. “Füzeler adres sormadı!“ Salt Siyonist iktidar ve askeri hedefler füze saldırısına tabi tutulmadı! Basbayağı İsrail ulusu, halkı, sivil insanlar ve hatta çocuklar da hedef alındı. Füze saldırısında bulunan her kim olursa olsun, o saldırının sonuçlarını hesaplamak, bilmek ve sorumluluklarını taşımak durumundadır. Füze attığın yerde sivil ve çocukların katledilmeyeceğini ihtimal etmek alay geçmektir. Ve Hamas, bunu söylemiyor da, İsrail’i kökten silip yok edeceğim diyor. Sivilleri katletmedim, hedef almadım da demiyor. Gerici dinci faşist karakterine uygun davranıyor ve bunu da sahipleniyor. “Ben sivilleri, çocukları hedef almadım“ demek iki yüzlü riyakarlık, kaba bir sahtekarlıktır. Evet Hamas alenen sahipleniyor işlediği suçları. Hamas sahipleniyor ama Hamas adına başkaları bu sivil katliam suçlarını es geçiyor, adeta “yapmadı diyerek“ sahiplenmiyor! Eleştirmeyelim diyor. İlginç olan da budur…

Kimi anlayış ya da savunu biçimleriyle Hamas’ın sivil katliamları aslen aklanmaktadır. Nasıl aklanmaktadır? Sivil katliamları vb. görüntülerinin üretildiği, montaj edildiği şeklindeki spekülatif bilgilerle yapılmaktadır. Gerici sınıflar yürüttükleri savaşlarda her türlü kirliliğe başvurur, psikolojik savaş yöntemlerini kullanır, gerçek olmayan bilgiler saçar vb. Bu genel olarak hemen her gerici savaşta kullanılan kirli yöntemdir. Özgülde, bu durum sadece İsrail Siyonist devleti açısından değil, Hamas açısından da geçerlidir. Zira iki tarafta gericidir, kirli savaş metotlarına başvurmak, gerçek olmayan yalan bilgiler, görüntüler vb. yaymak iki tarafın da karakterine uygundur ve iki taraf da yapmaktadır. Fakat, kabul edilen somut gerçekler, bu vesileyle karartılamaz. Hamas’ın sivillere dönük katliam saldırısında bulunduğu aşikar iken, aldığı rehineler de sivillere dönük gerici tavrını teyit etmektedir. Kısacası, spekülatif bilgi kirliliğine dayanarak Hamas’ın sivil katliamlarını örtbas etmek doğru tutum değildir. Spekülatif bilgilere göre hareket edeceksek; Hamas hakkında da oldukça fazla spekülasyon vardır; Mossad tarafından kurulup kullanıldığı şeklinde… O halde, gerçeklere ve gerçek olay ve olgulara bakmak en doğrusudur… Hamas’ın sınıf karakteri ve ideolojik-siyasi niteliği, hedefleri ve pratiği katıksız biçimde gericiyken, bu niteliği sivillere dönük katliamlar gerçekleştirmesini de olanaklı ve inandırıcı kılmaktadır. “İsrail’i yok edeceğiz” açıklamaları sivil halka ve çocuklara dönük eylemlerini doğrulamaktadır. Anlamsız çabalara girerek Hamas’ı aklamaya çalışmak ciddi bir hatadır…

Hamas gibi dinci-gerici ya da fundamentalist hareketlerin doğuş nedenleri ve koşulları, emperyalist sömürgecilik, işgal-ilhak ve savaş saldırganlığı, bölgedeki strateji ve egemenlikleri, yürüttükleri dalaş ve çatışmaları, bölgedeki nüfuzlarını derinleştirip talan ve sömürü imtiyazlarını sağlamlaştırma ve bütün bunlar temelinde bölgeyi ve bölge devletlerini dizayn etme, savaş ve çatışmalara sokan siyasetleri veya bölgedeki varlıklarında anlam kazanır. Hamas da esasta bu şartların ürünü olarak hortladı, gelişti. Emperyalist tahakküm ve saldırganlıklara tepkiden geliştikleri gibi, gerici sınıf karakteri ve dinci gericilik özelliğiyle doğru biçimlendiler. Emperyalist barbarlığa karşı ve onun baskılarına-katliamlarına vb. tepki nesnel vesile olmakla birlikte, bu zemin onları demokratik nitelikte biçimlendirmedi, aksine siyasal dinci ideoloji temelinde vücut bulup biçimlenmelerine sahne oldu. Koyu gerici, ilkel ve bağnaz gericilikler olarak türediler… Onları doğuran zemin aynı zamanda güçlenmelerine de yol açtı; bazen bilinçli emperyalist stratejilere bağlı, bazen onun dışında güçlendiler… Güçlenen bu hareketler iktidara kadar geldiler. Hamas da bu gelişmeyi sağlayan ve iktidarlaşan bir hareket oldu. Gelişme ve iktidara gelme süreci aynı zamanda demokratik güçlere acımasız baskı ve şiddet uygulamayı da takip etti. Kısacası, doğuş koşulları emperyalist gericilik tarafından yaratılsa da, bu hareketler ve Hamas siyasal İslamcı dinci gericilik karakteriyle nüfuz buldular… Dolayısıyla doğuş koşulları ve zemini emperyalist gericiliğe tepkiden olsa da, bu onlara demokratik nitelik vermez, bilakis gerici oldukları her vesileyle kanıtlanmaktadır…

Hamas’ın amacı nedir, neyi hedeflemektedir? Hamas tartışma götürmez biçimde siyasal İslamcı, radikal dinci bir gerici örgüttür. Sınıf karakteri, ideolojisi, siyaseti, pratiği, programı, amaç ve hedefleri bağlamında, Hamas’ın şeriatçı siyasal İslamcı, dinci bir gericiliği temsil ettiği, bu gericilikten beslendiği aşikardır. Kendi beyanları da kanıt niteliğinde bu karakterini teyit etmektedir…

Bu Hamas, Filistinli demokratik güçlere baskı, şiddet uygulayan, Filistin demokratik hareketi ve güçlerini tasfiye projesi kapsamında kullanılan ya da rol oynayan, su katılmamış bağnaz, gerici, şeriatçı ve daha fazlasını ifade eden bir Hamas’tır… Bu karakter ve niteliğine karşın Hamas, şayet Filistin’in Ulusal Kurtuluş Mücadelesi, ulusal demokratik hakları temelinde, ulusal özgürlük ve bağımsızlık savaşında, dolayısıyla bu zeminde Siyonist İsrail devletinin Filistin üzerindeki işgalci, ilhakçı, sömürgeci tahakküm ve saldırganlığa karşı mücadele ederse, bu mücadelesi ve tavrı haklı olur, haklıdır. Bu gerçeğin bir parçasıdır. Bu zemindeki tavır-tutum ve mücadelesinin haklı olması ayrı ama onun gerici niteliği ve somutta işlediği suçlar ayrıdır, ayrı değerlendirilir. Genel davasında haklı olması, çocuk ve sivilleri katletmesine hak vermez ve bu suçları hoş görülmez… Hamas’ın Filistin’in bağımsızlığı yönündeki tavrına haklı deriz ama gerici olduğunu da söyleriz. Bu ikisi farklı şeylerdir. Hamas gericidir gerekçesiyle, İsrail Siyonist devletine karşı mücadelesi yanlıştır-haklı değildir deseydik, kuşkusuz ki bu tavır-yaklaşım yanlış olurdu. Lakin değil…

Özetle, bizler Filistinli demokratik güçleri, bu güçlerin demokratik mücadelesini ve nitekim demokratik Filistin’i esas alır, savunuruz. Buna rağmen, gerici sınıfların önderliğinde bir Filistin bağımsızlık mücadelesi gelişirse, ulusların kaderini tayin etme hakkı ilkesi temelinde, burjuvazinin önderliğinde gelişen bu mücadeleyi de haklı görür, bağımsızlık hakkını kayıtsız şartsız tanır, destekleriz. Ulusun-Filistin‘in bu hakkını hangi temelde kullandığına bakmaksızın tanır, iradesine saygı gösteririz… Lakin bu, burjuva ulusal önderliğin gerici niteliğini söylememizin önünde engel değildir. Tıpkı, Finlandiya ulusunun Fin burjuvazisinin bayrağı altında yaşamayı tercih etmesine saygı gösterip tanımakla birlikte, “Domuzun elini sıktığı“ hislerini dile getiren, getirmekten sakınmayan Lenin yoldaşın tavrına benzer olarak, bizler de Hamas’ın Filistin davası zemininde haklı olduğunu söylemekle birlikte, onun gerici niteliğini ve suçlarını söylemekten de imtina etmemeli, edemeyiz…

Filistin’i savunmak mı, Haması savunmak mı? Ya da Filistin’i savunmak Hamas’ı savunmak mıdır? Filistin’i savunmak Hamas’ı savunmayı mı gerektirir? Fikrimiz şu ki, Filistin davasını sahiplenip savunmak Hamas’ı savunmaktan geçmez, onunla bir ve aynı değildir. Filistin davasını savunmak için Hamas’ın savunulması şart ve zorunlu değildir. Hamas’ın savunulmasını haklı gösterecek hiçbir sebep yoktur. Çünkü, Filistin davasını savunmakla Hamas’ı savunmak tamamen farklı şeylerdir. 

Hamas’ın Filistin davasını temsil edip etmediği, ne kadar temsil ettiği ise ayrı bir tartışma konusudur! Filistin’in bağımsızlığını ve bağımsızlık mücadelesini ne derecede temsil ettiği ya da etmediği başka bir tartışmadır! Hamas’ın Filistin’le eş görülmesi ayrı bir sorundur! Hamas gericiliği ve suçlarının görmezden gelinmesi ise, bambaşka bir problemdir!

Bir gözle İsrail Siyonizm’ine bakarken, diğer gözle Hamas gericiliğine bakmak, gericiliğin her türüyle ilgilenip bilumum gericilikle aramıza kalın bir sınır çekmek ve bu bütünlüklü bakış açısıyla okların sivri ucunu başat gericiliğe çevirmek tek doğru tutumdur.

Kahrolsun katliamcı-kıyımcı Siyonist İsrail devleti derken, yaşasın Hamas diyemeyiz!



Mart 2026
PSÇPCCP
 1
2345678
9101112131415
16171819202122
23242526272829
3031 

More in Makale