Connect with us

Güncel

‘Bütün kayıp dosyalarının arkasında devlet iradesi var’

Cumartesi Anneleri, 45 yıl önce gözaltında kaybedilen Nurettin Yedigöl’ün akıbetini sordu. Eylemde konuşan Avukat Eren Keskin, Gülistan Doku davasında da diğer kayıplarda olduğu gibi devlet iradesinin söz konusu olduğunu kaydetti.

cumartesi anneleri

Gözaltında kaybedilen yakınlarının akıbetini sormak ve faillerin yargılanması talebiyle her hafta Galatasaray Meydanı’nda bir araya gelen Cumartesi Anneleri, eylemlerinin 1099’uncusunu gerçekleştirdi. İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şubesi Gözaltında Kayıplara Karşı Komisyonu ve Cumartesi Anneleri, bu hafta 45 yıl önce gözaltında kaybedilen ve akıbeti açıklanmayan Nurettin Yedigöl dosyasını bir kez daha gündeme taşıdı. Açıklamayı kayıp yakını İkbal Eren okudu.

Hakikati bilme hakkı yaşam hakkıdır

Açıklamada, gözaltında kaybetmelerin yalnızca bir kişinin ortadan kaybolması olmadığı, aynı zamanda ailelerin bilinçli bir belirsizlik içinde bırakılması anlamına geldiği vurgulandı. Bu durumun, uluslararası insan hakları hukukuna göre ağır bir ihlal olduğu belirtildi. Hakikati bilme hakkının kayıp yakınları için yaşamsal önemde olduğunu ifade eden İkbal Eren, “Hakikatin ortaya çıkarılması yalnızca gerçeğe ulaşmak değil, aynı zamanda devletin etkili soruşturma yürütme ve sorumluları açığa çıkarma yükümlülüğünü yerine getirmesini sağlamak anlamına gelir” dedi.

Gözaltında işkence, ardından kayıp

26 yaşındaki Nurettin Yedigöl’ün Erzincan’dan üniversite eğitimi için İstanbul’a geldiğini, İstanbul Üniversitesi İşletme Fakültesi mezunu olduğunu ve sosyalist gençlik hareketi içinde aktif yer aldığını belirten İkbal Eren, “12 Eylül Askeri Darbesi sonrasında hakkında yakalama kararı çıkarılan Nurettin Yedigöl, 12 Nisan 1981’de İdealtepe’de bir eve düzenlenen baskınla gözaltına alındı. İstanbul Emniyet Müdürlüğü Gayrettepe 1. Şube’ye götürülen Nurettin Yedigöl burada ağır işkenceye maruz kaldı ve işkence sonucu yaşamını yitirdi, bedeni ise kaybedildi” ifadelerini kullandı.

Tanıklıklar var, soruşturma yok

Nurettin Yedigöl’ü siyasi şubede gördüğüne 10 kişinin tanıklık ettiğini, bu kişilerin Nurettin Yedigöl’ün işkence altında yaşamını yitirdiğini ifade ettiğini dile getiren İkbal Eren, buna rağmen savcılığın bu tanıklıkları araştırmadığını, aksine inkârı tercih ettiğini vurguladı. İkbal Eren, “Ailenin yaptığı tüm başvurular sonuçsuz bırakıldı, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen üç ayrı soruşturma zamanaşımı gerekçesiyle kapatıldı” dedi.

Yargı yolları kapatıldı

Nurettin Yedigöl’ün annesi Zeycan Yedigöl’ün 2013 yılında Anayasa Mahkemesi’ne başvurduğunu ancak başvurunun “zaman bakımından yetkisizlik” gerekçesiyle reddedildiğini hatırlatan İkbal Eren, “Bu kararla birlikte Nurettin Yedigöl’ün akıbeti bir kez daha zamanaşımıyla örtüldü. Anne ve baba, yaşamlarının sonuna kadar oğullarını aradı ancak hakikate ulaşamadı” şeklinde konuştu.

‘Unutmayacağız, vazgeçmeyeceğiz’

İkbal Eren açıklamaya şu şekilde devam etti: “Şimdi biz onların bıraktığı yerden soruyoruz: Nurettin Yedigöl nerede? Onu devlet kayıtlarından silenler bilsin ki, Nurettin’in izini hafızamızda taşımaya devam edeceğiz. Kaç yıl geçerse geçsin, tüm kayıplarımız için adalet talep etmekten vazgeçmeyeceğiz. Devletin evrensel hukuk normlarına uygun davranması gerektiğini hatırlatmayı sürdüreceğiz.”

‘Ümit Efe işkencenin tanığı’

Daha sonra olayın tanığı, Nurettin Yedigöl’ün işkenceye uğradığına tanıklık eden insan hakları aktivisti Ümit Efe söz aldı. Nurettin Yedigöl’ün sürekli olarak işkenceye tabi tutulduğunu söyleyen Ümit Efe, “Muhalif, sosyalist insanlar ona yapılan işkenceleri gördüler. Bütün bu işkencelere rağmen işkencecilere cevap vermedi. İşkencenin dozajı artırıldı. Biz 45 yıldır tanıklığımızı anlatmaya, Nurettin’in akıbetini bulmaya çalışıyoruz. Ona işkence yapanları biliyoruz. Gerçeğin açığa çıkarılması ve faillerin yargılanması için mücadele ettik ve etmeye devam edeceğiz” dedi.

‘Mücadeleden asla vazgeçmeyeceğiz’

Nurettin Yedigöl’ün kardeşi Muzaffer Yedigöl ise yetkililere seslenerek, “Ağabeyimi kaybedenler nerede? Ağabeyimizin mezarı nerede? Mezardan neden korkuyorsunuz? İstediğimiz sadece mezar. 45 yıldır babam, annem, kardeşlerim… Annem ve babam rahmetli oldu ve gözleri açık gitti. Bizler geldik 55-60 yaşına. Ağabeyimizi 45 yıldır arıyoruz. ‘Ağabeyim nerede?’ diye soruyoruz ama maalesef ne hükümet ne devlet bize bir cevap verdi ve araştırmalarımız her zaman sonuçsuz kaldı. Ama şunu bilsinler, asla vazgeçmeyeceğiz. Asla ağabeyimi aramaktan vazgeçmeyeceğiz. Çünkü son nefesimize kadar, mezardan da korksak, ölümden de korksak, biz aramaktan asla vazgeçmeyeceğiz” diye konuştu.

‘AİHM devletler mahkemesine dönüşmüş durumda’

Son olarak davanın avukatlığını üstlenmiş olan Eren Keskin söz aldı. Nurettin Yedigöl’ün ailesinin, kaybın hemen ardından 12 Eylül darbesi koşullarına rağmen mücadeleye başladığını söyleyen Eren Keskin, “Nurettin Yedigöl’ün işkence ile kaybedildiğine dair çok kesin ifadeleri olan tanıklar var. Bunlardan biri Aslan Şener Yıldırım. Onlar işkence seslerini duyuyorlar ve bir süre sonra Devlet Güvenlik Mahkemesi’ne çıkarılacakları sırada Nurettin Yedigöl’ün elbiseleri veriliyor. Aslan Şener Yıldırım, ‘Bunlar Nurettin Yedigöl’ün elbiseleri’ diyor. Polisler ise ‘Onun bu elbiselere ihtiyacı yok, size miras bıraktı’ diyor. Sadece Aslan Şener Yıldırım değil; Harun Kartal, Şemsi Aydemir, Battal Uğur, Bülent Küçükünal, Haydar Yıldız ve Buket Ökütülmüş de bütün bunlara tanıklık yapıyor. İç hukukta, bütün devlet suçlarında olduğu gibi zamanaşımı uygulanıyor. Tanıklıkların dinlenmesi için yeni bir suç duyurusu yaptık. Taleplerimiz dikkate alınmadı, takipsizlik kararı ile dosyayı reddettiler. İç hukuk tüketildi. AİHM de maalesef 1990’lardaki tavrını tamamen bırakmış, adeta bir devletler mahkemesine dönüşmüş bir uluslararası mahkeme olarak teknik bakmaya başladı” şeklinde konuştu.

‘Gülistan Doku’nun kaybedilmesinde de devlet iradesi var’

Gülistan Doku davasında ortaya çıkan gerçeğin, bu davada gizlenen devlet suçunun arkasında da aynı şekilde yer aldığını kaydeden Eren Keskin, “Bütün bu kayıp dosyalarının arkasında devlet iradesi var. O nedenle Türkiye Cumhuriyeti devleti, Birleşmiş Milletler Zorla Kaybetmelere Karşı Sözleşme’yi özellikle imzalamıyor. Kendi suçlarını gizlemek adına imzalamıyor. Bizler tüm dosyalarda olduğu gibi bu dosyanın da takipçisi olacağız” ifadelerini kullandı.

Cumartesi Anneleri’nin eylemi, abluka altındaki Galatasaray Meydanı’na karanfil bırakılmasıyla sonlandı.(Jinnews)



Nisan 2026
PSÇPCCP
 12345
6789101112
13141516171819
20212223242526
27282930 

More in Güncel