Zeynep Hayır/Almanya
Avrupa Parlamentosu, 13 Haziran’da gündeme gelen Türkiye raporunu 17 Haziran’da yapılan Genel Kurul oylamasında kabul etti. Raporda Adalet Bakanı Akın Gürlek hakkında Avrupa Birliği’nin Küresel İnsan Hakları Yaptırım Rejimi kapsamında yaptırım uygulanmasının değerlendirilmesi çağrısına yer verildi.
Taslak rapor ilk olarak 13 Haziran’da Avrupa Parlamentosu üyeleri tarafından kamuoyuna sunulmuştu. Raporda Türkiye’de son dönemde muhalefete yönelik soruşturmalar, yerel yönetimlere dönük yargı süreçleri ve yargı bağımsızlığına ilişkin tartışmalar gerekçe gösterilerek Akın Gürlek’in yaptırım kapsamına alınmasının değerlendirilmesi istendi.
Raporun hazırlık sürecinde Avrupa Parlamentosu Dış İlişkiler Komitesi tarafından yapılan oylamada metin 44 kabul, 10 ret ve 17 çekimser oyla kabul edildi. Ardından dosya Avrupa Parlamentosu Genel Kurulu’na taşındı ve 17 Haziran’da Parlamento’nun resmî tutumu haline geldi. Genel Kurul oylamasının ayrıntılı oy dağılımı haberin hazırlandığı sırada henüz kamuoyuna açıklanmamıştı. Ancak kabul edilen metin doğrudan yaptırım kararı anlamına gelmiyor. Avrupa Parlamentosu’nun yaptırım uygulama yetkisi bulunmuyor. Parlamento tarafından kabul edilen metin Avrupa Birliği kurumlarına yönelik siyasi bir çağrı niteliği taşıyor.
Kararın ardından Ankara’dan sert tepkiler geldi
Adalet Bakanı Akın Gürlek, Avrupa Parlamentosu’nun kararını reddederek bunun Türk yargısına yönelik siyasi bir müdahale olduğunu savundu. Gürlek, devam eden yargı süreçleri hakkında Avrupa Parlamentosu’nun hüküm vermesinin kabul edilemez olduğunu ifade etti. Dışişleri Bakanlığı da yayımladığı açıklamada raporu önyargılı ve gerçeklikten uzak olarak değerlendirdi. Bakanlık, Avrupa Parlamentosu’nun Türkiye’nin iç hukuk süreçleri hakkında siyasi değerlendirmelerde bulunmasını kabul etmediklerini belirterek rapordaki ifadeleri reddetti.
Avrupa basınına yansıyan bilgilere göre Ankara’nın, raporun hazırlanma sürecinde Avrupa Birliği kurumları nezdinde çeşitli diplomatik girişimlerde bulunduğu belirtildi. Türkiye’nin özellikle yaptırım çağrısını içeren bölümlerin çıkarılması veya değiştirilmesi yönünde temaslar yürüttüğü öne sürüldü. Ancak yapılan girişimlere rağmen rapor ilgili ifadeleri koruyarak kabul edildi.
Bugün itibarıyla Akın Gürlek hakkında uygulanmaya başlamış herhangi bir Avrupa Birliği yaptırımı bulunmuyor. Bununla birlikte karar, Avrupa Birliği kurumlarının Türkiye’deki yargı süreçlerine ilişkin eleştirilerini ilk kez bir Türk Adalet Bakanı’nı doğrudan hedef alacak ölçüde somutlaştırması bakımından dikkat çekici bir gelişme olarak değerlendiriliyor. Avrupa Birliği’nin 2020 yılında yürürlüğe giren Küresel İnsan Hakları Yaptırım Rejimi kapsamında daha önce Rusya, Belarus ve İran’da görev yapan bazı yargıçlar, savcılar, güvenlik bürokrasisi temsilcileri ve kamu görevlileri yaptırım listelerine alınmıştı. Özellikle Rusya’da Aleksey Navalnıy davalarıyla ilişkilendirilen bazı yargı ve güvenlik mensupları, Belarus’ta 2020 seçimleri sonrasında muhalefete yönelik baskılarda rol oynadığı iddia edilen yetkililer ve İran’da Mahsa Amini protestolarının ardından bazı hâkimler, savcılar ve güvenlik yöneticileri Avrupa Birliği yaptırımlarına konu olmuştu.
Ancak Avrupa Parlamentosu’nun görevde bulunan bir ülkenin Adalet Bakanı hakkında yaptırım değerlendirmesi çağrısında bulunması son derece nadir görülen ve dikkat çekici bir gelişme olarak değerlendiriliyor. Bu yönüyle karar, Türkiye ile Avrupa Birliği ilişkilerinde son yılların en sıra dışı siyasi hamlelerinden biri olarak öne çıkıyor. Geçmiş örneklerde yaptırım listelerine alınan kişiler hakkında Avrupa Birliği ülkelerine giriş yasakları uygulanmış, Avrupa Birliği sınırları içerisindeki tespit edilmiş mal varlıkları dondurulmuş ve çeşitli mali kısıtlamalar devreye sokulmuştu. Ancak bu yaptırımların ilgili ülkelerdeki siyasal yapıları değiştirmediği, hak ihlallerini ortadan kaldırmadığı ve kararların alınmasına gerekçe gösterilen sorunları bütünüyle çözmediği de biliniyor. Bu nedenle gözler artık Avrupa Parlamentosu’nun aldığı karardan çok Avrupa Birliği Konseyi’nin ve üye devletlerin önümüzdeki dönemde nasıl bir tutum alacağına çevrilmiş durumda.
Kararın kabul edildiği 17 Haziran günü Avrupa’da hukuk ve insan hakları eksenindeki başka bir tartışma da yaşandı. Almanya, Leipzig Havalimanı’ndan kaldırılan özel bir uçakla ağır suçlardan hüküm giydiğini açıkladığı 32 Afganistan vatandaşını Taliban yönetimi altındaki Afganistan’a gönderdi. Berlin yönetimi uygulamayı kamu güvenliği gerekçesiyle savunurken, insan hakları örgütleri ise Taliban yönetimi altındaki bir ülkeye yapılan zorla geri göndermelerin uluslararası koruma ilkeleri ve temel insan hakları açısından ciddi soru işaretleri yarattığını belirtiyor. Avrupa Birliği’nin aynı gün Türkiye’deki hukuk uygulamalarını eleştiren bir kararı kabul etmesi, insan hakları ve hukuk devleti ilkelerinin uluslararası siyasette ne ölçüde tutarlı uygulanabildiği yönündeki tartışmaları da yeniden gündeme taşıdı.
Şimdilik ortada uygulanmaya başlamış bir yaptırım bulunmuyor. Ancak Avrupa Parlamentosu’nun aldığı karar, Ankara ile Brüksel arasındaki gerilime yeni ve daha tartışmalı bir başlığın eklendiğini gösteriyor. Önümüzdeki süreçte belirleyici olacak olan ise Avrupa Parlamentosu’nun çağrısından çok, Avrupa Birliği Konseyi’nin ve üye devletlerin bu çağrıyı somut bir yaptırım sürecine dönüştürüp dönüştürmeyeceği olacak.