Futbolun Küresel Kapitalist Sisteme Eklemlenişi
Modern futbolun, genel kabul gören kurallarıyla ortaya çıktığı ülke İngiltere olarak bilinse de topa ayakla vurularak oynanan ve iki tarafın karşı karşıya geldiği müsabaka oyunlarının çok daha eski dönemlerde, farklı coğrafyalarda ve birbirinden bağımsız biçimlerde var olduğu bilinmektedir. Bu oyunların bilinen en eski örnekleri MÖ 2. yüzyıldaki Çin’e kadar uzanır. Eski Çin’de cuju adıyla bilinen oyun, Japonya’da farklı kurallarla kemari olarak oynanıyordu.
Topla oynanan oyunlar yalnızca Antik Akdeniz havzasındaki toplumlarda değil, Mayalar gibi Orta Amerika uygarlıklarında da görülmektedir. Dolayısıyla futbol, İngiltere’nin sıfırdan icat ettiği bir spor ya da müsabaka etkinliği değildir.
İngiltere’de gerçekleşen asıl tarihsel dönüm noktası, 1863 yılında Londra’da kurulan ilk futbol birliğiyle, yani bugün bildiğimiz anlamda örgütlü futbolun ortaya çıkması ve daha da önemlisi, oyunun ortak kurallara bağlanarak giderek dünya ölçeğinde yayılmasıdır.
Peki, dünyanın farklı bölgelerinde yüzyıllardır ayakla oynanan top oyunları arasından neden yalnızca İngiliz tarzı futbol küresel egemenlik çapına ulaştı?
En genel ve özlü yanıt şudur: İngiliz futbolunun küreselleşmesi, onun diğer toplumların top oyunlarından doğal olarak daha “üstün” olmasından değil; 19. yüzyıl İngiltere’sinin dünya siyasal ve sosyoekonomik sistemi içindeki iki cepheli baskın/avantajlı konumundan kaynaklanmaktaydı.
İlk olarak, ülke içinde egemen sınıfın önderliğinde gelişen sanayileşme, kentleşme, demiryolları, basın, eğitim sistemi ve düzenli çalışma haftası gibi dinamikler futbolun standart kurallara kavuşmasını sağladı. İkinci ve daha belirleyici etken ise, İngiliz egemen sınıfının tarihin en büyük sömürge imparatorluklarından birini kurmuş olmasıydı.
Dönemin en güçlü donanmasına sahip olan Britanya İmparatorluğu; Amerika ve Karayipler’den Okyanusya’ya, Afrika’dan Asya’ya kadar uzanan, 40’tan fazla ülkeyi kapsayan ve yaklaşık 35,5 milyon kilometrekarelik bir coğrafyada egemenlik kurdu. Bu devasa sömürge ağı içinde yalnızca sermayesini, mallarını ve kurumlarını değil; denizcileri, mühendisleri, liman işçileri, sömürge memurları, öğretmenleri, tüccarları ve şirketleri aracılığıyla ortak kurallara bağlanmış futbolu da beş kıtaya taşıdı.
…
Başlangıçta ekonomik bir faaliyet olarak icra edilmeyen futbol; yerel halk topluluklarının, fabrika ve liman işçilerinin, maden emekçilerinin ve gönüllülük esasına dayalı mahalle kulüplerinin boş zamanlarını değerlendirdikleri, dayanışmayı güçlendiren bir etkinlikti. Tozlu ve çamurlu boş arazilerde, mahalle aralarında oynanan bu oyun nasıl oldu da günümüzde milyarlarca dolarlık gelirlerin üretildiği endüstriyel, medyatik ve mafyatik bir yapıya dönüştü?
Hazırlıkları, gelir paylaşımı pazarlıkları, politik ve ekonomik hesapları yıllar öncesinden başlayan Dünya Kupası organizasyonları, her turnuvada büyük skandallarla gündeme gelmesine rağmen nasıl oluyor da her defasında daha da büyüyerek yoluna devam edebiliyor?
İlerleyen bölümde ana hatlarıyla ele alacağımız FIFA’nın hazin bilançosunda görüleceği üzere, kurumun söyledikleriyle yaptıkları arasındaki keskin çelişkiler hangi yöntemlerle görünmez kılınıyor, hangi mekanizmalar sayesinde sürekli biçimde unutturuluyordu?
*
Uluslararası Olimpiyat Komitesi gibi FIFA ve bünyesindeki kıtasal konfederasyonlar da resmî belge ve açıklamalarında genel olarak sporu; özel planda ise futbolu barış, dostluk, kardeşlik, ırkçılık ve ayrımcılıkla mücadele, insan haklarına saygı, çocukların korunması, çeşitlilik, kapsayıcılık ve fair play gibi evrensel değerlerle ilişkilendirir.
FIFA’nın ve bünyesindeki UEFA, AFC, CAF, CONMEBOL, CONCACAF ve OFC gibi konfederasyonların temel belgelerine bakıldığında futbol yalnızca bir spor müsabakası olarak tanımlanmaz. FIFA’nın kendi ifadeleriyle futbol; kurallarla yönetilen bir spor müsabakası olmanın ötesinde, insanları ortak değerler etrafında buluşturan; eğitim, kültür, etik, dayanışma, kapsayıcılık ve insani gelişime hizmet eden evrensel bir sosyal faaliyettir.
Nitekim FIFA Statüsü’nün 2. maddesi, örgütün temel amaçlarını; futbol oyununu sürekli geliştirmek, futbolu küresel ölçekte yaygınlaştırmak ve bunu futbolun birleştirici (unifying), eğitsel (educational), kültürel (cultural) ve insani (humanitarian) değerleri doğrultusunda gerçekleştirmek biçiminde tanımlar. Aynı maddede özellikle gençlik ve kalkınma programları aracılığıyla bu hedeflerin hayata geçirilmesi gerektiği de vurgulanır. FIFA’nın son yıllarda sıklıkla kullandığı slogan ise bunu tek cümlede özetler:
Football Unites the World/Futbol dünyayı birleştirir!
Resmî söylem açısından bakıldığında her şey son derece tutarlı, adil ve evrensel görünmektedir. Tıpkı Uluslararası Olimpiyat Komitesi’nin her dört yılda bir yinelediği barış, halklar arasında dostluk, kültürler arası diyalog ve evrensel kardeşlik söyleminde olduğu gibi…
Peki, olgusal gerçekliğin dili ne söylüyor? Veriler ve rakamlar bize bambaşka bir hikâye mi anlatıyor?
Devam edecek…
Kaynakça:
[1]: https://inside.fifa.com/organisation/news/the-iranian-artist-uniquely-documenting-fifa-world-cup-history?utm_source=chatgpt.com “The Iranian artist uniquely documenting FIFA World Cup …”
[2]: https://www.footballhistory.org/?utm_source=chatgpt.com “The history of football (soccer)”
[3]: https://www.thefa.com/about-football-association/who-we-are/history?utm_source=chatgpt.com “A history of the FA”
***
https://ar.fifa.com/strategic-objectives-2023-2027/goal-6?utm_source=chatgpt.com




