Devrimci hareketin hayati öneme haiz yakıcı sorunları bağlamında kendi gündemleriyle meşgul olması, devrimci alaka ve enerjisini siyasi iktidar mücadelesinin geliştirilmesine hasretmesi aslen doğru olup isabetlidir. Bundan ödün verilemez, geri adım atılamaz; bu net. Fakat siyasi iktidar mücadelesine dönük çabayı dışta tutmak kaydıyla, gündemlere özgü olarak, bu isabet ve doğruluğun mutlak ve dört başı mamur bir tamlıkta olmayıp şartlı olduğu aşikardır. Hareketin devrimci gündemleriyle meşgul olması ve hatta kendi öncelik, sorun ve politikaları ekseninde siyasi gündemler yaratarak bunları toplumsal kitlelerin gündemine sokmayı başarması her zaman yeğdir. Lakin tek başına bu yetmez.
Devrimci hareket muzdarip olduğu örgütsel sorun ve devrimci mücadele ihtiyaçları temelinde biçimlenen kendi gündemlerine paralel olarak, toplumsal kitlelerin ilgisine mahzar olan ve/veya devrimci harekete rağmen toplumu kavrayıp kuşatan sosyal-ekonomik-politik mesele ve çelişmeleri gündemine alıp bunlara ciddiyetle eğilmekle yükümlü, sorumludur. Ki kitleleri ilgilendiren ve onları kapsayan her gündem ve gelişme otomatikman devrimci hareketi de ilgilendirir. Kitlelerin sorunu devrimci hareketin sorunudur… Kendilerine dayatılmış veya manipüle edilmiş de olsalar, toplumsal kitlelerin alakalı olduğu, tartıştığı ve önemsediği güncel gelişme, tartışma ve gündemlere eğilmek, onların gündemlerini kendi gündemlerimiz olarak sahiplenmek kesinlikle gereklidir ki, bu, devrimci hareketin es geçmemesi gereken temel bir siyaset tutumu olmalıdır. ‘’Biz çalar biz oynarız’’ yaklaşımı, dolayısıyla kitleleri dikkate almayan, onlar adına ama onlardan tecrit kalan her eylem ve her siyaset tarzı temelden sorunludur…
Öte taraftan politik tercih ve irademizi kitlelere ikna temelinde benimsetebilir ama yanlış da olsa onların tercih, tavır ve iradeleriyle çeliştiği durumda irademizi onlara dayatamayız. Onları ileriye çekmek doğrudur ancak onların sorunlarına, ilgilerine, talep ve tercihlerine vb. uzak durarak bunu yapamayız. Kitlelerle birlikte olmak gibi, onlardan öğrenme prensibine uygun davranmak durumundayız. “En iyi ben bilirim, en devrimci benim’’ mealindeki yaklaşım tarzı, kitleleri küçümseyen klasik aydın kibriyle örtüşen, pratik siyasette kitleleri yeterince dikkate almayan, büyük kalabalıklardan üstenci bakış açısının eseri olarak kopan ben-merkezci yaklaşım tarzıdır. Bu yaklaşım siyasi olarak, “öncü savaş’’ teorisinden ve bu teorinin alt türevi olarak devrimin örgütlenmesini ‘’kadro hareketi’’ ile sınırlayan ya da ona havale eden bilinçten beslenmektedir. “Biz çatışırız kitleler peşimizden gelir’’ biçiminde zımnen kitleleri küçümseyip önemsizleştiren bu yaklaşım kendiliğindenci olduğu kadar, sosyalizm veya devrim tasavvuru açısından da ütopiktir… Kitlelere rağmen bir devrim gerçekleştirilemez, gerçekleştirilse bile ayakta tutulup sürdürülemez. Bu, gün kadar açıktır…
Kitlelerden Kopmak Devrimden Kopmaktır
‘’Geri’’ kitleler dahil, en geniş kitleleri dikkate alma yaklaşımına, ‘’siyasetimizi geri kitlelere göre belirleyemeyiz, belirlersek bu kitle kuyrukçuluğuna düşmek olur’’ biçiminde yorumlanıp eleştiri getirilmektedir.
Peki, geniş kitleleri dikkate alan yaklaşım ve siyaset tarzı geri kitlelerle birleşen kitle kuyrukçusu bir siyaset midir? Ya da geri kitleleri dikkate alan siyaset geri kitlelerin seviyesine düşen yanlış siyaset midir? Kesinlikle hayır! Çünkü, devrim kitlelerin eseridir ve geniş kitleleri dikkate almayan değil, dikkate alan yaklaşım devrimcidir, devrim başarısını örgütler. Ve neden hayır, çünkü:
1- Bilinçli devrimci siyaset perspektifimiz olan ‘’en gerici kurumlarda bile örgütleniriz’’ kavrayışı tartışma götürmez bir doğrudur. Bu perspektifin sağlam devrimci siyaset olduğu unutmamalıdır. Kitleler neredeyse devrimciler de orada olmalıdır. Bunlar örgütlenme prensipleridir. Kitlelerin yanında olmadan onlar örgütlenemez, birleştirilemez, sınıf bilinciyle donatılamazlar. Kısacası kitlelerden kopuk bir siyaset, bürokratik elit bir siyaset olmakla birlikte, sol sübjektiftir de. Dolayısıyla başarısızlığa mahkumdur…
2- Kitleleri siyasi bilinç açısından geri-orta-ileri biçimde kategorilere ayırmak ve örgütleme-kazanma çalışmalarında ileri kitlelere öncelik vermek analitik bir yaklaşım olarak doğrudur. Fakat ileri kitleleri esas almak diğer kategorileri yok saymak anlamına gelmez. Azınlıkta olan ileri kitleleri örgütleyip kazanma amaçlı çalışmalarda esas alırken, geride kalan büyük kalabalıkları görmezden gelemez, onlara dönük siyasetsizliği savunamayız. Dahası, orta kitleleri ileri kitleler düzeyine taşıma, geri kitleleri orta kitleler kategorisine getirme perspektifimiz de salt ileri kitleleri örgütleyip, diğer iki kategorideki kitlelere kayıtsız kalmadığımızı açıklayarak teyit eder…
3- Şayet sosyalist/devrimci örgüt, geri kitlelerin kavrayış ve yaklaşımını mutlak biçimde tanıyıp kabul eder ve siyasetini salt buna indirgerse, elbette bu kitle kuyrukçusu veya geri kitlelerle birleşen geri bir siyaset olur. Lakin, devrimci örgüt/hareket, geri kitleler, dikkate almakla birlikte, tüm siyasetini onlara göre biçimlendirmez. Onların bazı hassasiyetlerini, objektif durumunu vb. dikkate almak, onların geri yaklaşımlarına teslim olmak veya geriliklerine esir düşmek anlamına gelmez. Onların objektif durum ve hassasiyetlerini dikkate almak, onları her yönüyle ve esasta kabul edip geri yanlarına boyun eğmek anlamına gelmez. Ama onları ve hassasiyetlerini dikkate alarak, onların yanında olarak ya da onları yanımıza alarak ilerletebilir, örgütleyebiliriz. Onları, ‘’geri’’ diyerek öteler, yanlarında olmaz ya da yanımıza çekemezsek, asla onları örgütleyemez, onlarla birleşemez, elitist çizgiye saplanarak geniş kitlelerle bağ kuramayız… Onları yanımıza alarak veya hassasiyetlerini dikkate almak tüm siyasetimizi onlara göre biçimlendireceğimiz anlamına gelmez. Ya geniş kitleleri dikkate alarak kitleselleşir gelişiriz ya da o geniş kitlelerden ‘’geri kitleler’’ gerekçesiyle uzak durup kendimizi tecrit ederiz. Yani, kitlesel hareket hedefini rafa kaldırıp marjinal hareket olma rotasında ilerleriz.
O halde, kitleleri kategorize edip ‘’geri kitleler’’ gibi son derece hatalı, üstenci ve önyargılı sübjektivizmden kurtulmalıyız. Kitleleri şu veya bu biçimde, şu veya bu gerekçeyle ‘’gerilikle’’ suçlayıp küçümseyen yaklaşımın anlaşılır bir tarafı yoktur. Zira bu yaklaşım fiilen şunu demektedir; “geri kitlelerin yanımıza gelmesinin veya bizim onları kazanmamızın, kazanmak için onlarla buluşup birleşmemizi gereği yoktur.’’ Özellikle Yeni Demokratik Devrim görevini gündemine alan Maoist hareketlerin köylü kitlelerini devrimde temel güç aldıkları düşünüldüğünde, ‘’geri kitleler’’ tasvirinin sorunlu olduğu açıktır. Geriliklerine rağmen köylü kitlelerinin devrimci olduğu aşikardır. Tarihi yazanların genellikle ‘’baldırı çıplaklar veya ayak takımı’’ olarak horlanan geri bırakılmış kitleler olduğu karartılamaz gerçektir…
Özcesi, yukarıdaki sebepler çerçevesinde, geri kitlelerin hassasiyetlerini dikkate almanın, geri kitlelere boyun eğerek onların esir olma ve onların kuyrukçusu olma biçiminde mütalaa edilemeyeceği açıktır…
Örgütsel Gündem Çerçevesinde Kadın ve Gençlik Mücadelesi
Devrimci teoriden sonra, devrimi besleyerek geliştirecek olan yegâne maddi dinamik kadın ve gençlik öznesidir; bu özne ögelerin devrimci potansiyelidir. Kadın ve gençlik bileşeni güçlü olmayan bir parti/örgüt ruhsuz olduğu kadar, devrimci enerji ve dinamizmden de yoksun demektir. Paris Komünü’nden 17 Ekim Devrimi’ne ve oradan Büyük Proleter Kültür Devrimi’ne kadar tüm devrimler süreci kadın ve gençliğin militan mücadelelerle devrimdeki rolünü resmetmektedir. Kadın ve gençlik olmadan bir devrim düşlenemez. Dolayısıyla, devrim perspektifi taşıyan her hareketin kadın ve gençlik potansiyelini örgütsel yapısında mümkün olanı aşan en yüksek çıtada temsil etmesi bir zorunluluk ve elzemdir. Kadın ve gençlik bileşeni açısından bu güçlü temsiliyeti sağlamak için ilgili meselenin özel önemle ve sürekli olarak gündemleştirilmesi şarttır. Partinin bu özneyle kitleselleşeceği, harekete geçerek yükseleceği ve devrimin buradan çıkacağı asla akıldan çıkarılmamalıdır…
Siyasi Gündem
Devrimci hareketin ihmal etmemesi gereken aktüel gündemlerden biri de hiç kuşkusuz ki büyük sermaye gruplarını temsil eden gerici sınıf klikleri arasındaki çatlak ve çatışmadır. Komprador tekelci burjuva sınıf klikleri arasında keskinleşerek cereyan eden iktidar merkezli (ama kapsamı geniş olan) çatışma ve dalaş süreci de toplumsal kitleleri sarmalayan ve kutuplaştırarak saflaştıran muhtevasıyla başlıca gündemlerden biri olup, geniş toplumsal kesimlerde karşılık bulan dinamik tartışmadır. Pek tabii olarak devrimci hareket de bu sürece kayıtsız kalmamakta, burjuvaziyi teşhir etme ve klikler arası çatışmalardan devrim adına yararlanma vb. amaçlı yorum ve değerlendirmelerde bulunmaktadır…
Ancak yorumlamak yetmez, değiştirmek üzere müdahale etmek şarttır. Devrimcilik ve devrimci siyaset bununla tamama ulaşır. Mevcut durum devrimci hareketin burjuva klikler arasındaki çatışmaya seyirci kalmakla yetindiğine işaret etmektedir. Bunun bir dizi sebepleri sayılabilse de aslen kitlelerle ilişkiler veya kitleselleşme bandındaki sorunlu gerçeklik açısından manidardır. Yani, devrimci hareket esasta kitlelerden kopmuş durumdadır. Kitlelerden kopma gerçeği ise niyetten bağımsız olarak devrimden kopmaktır ya da kopma yoludur… Bu duruma müdahale etmek atlanamaz ihtiyaçtır.
Müdahale meselesinde devrimci hareketin önünde iki sorun, iki nokta durmaktadır. Bir; geniş kitleler adressizlik ve alternatifsizlikten kaynaklanan çaresizliğin ürünü olarak komprador tekelci sınıf partilerinin yedeğinde saf tutmak zorunda kalmış ya da bırakılmıştır. Bu durumda kitleleri geri kazanmak devrimci hareketin önündeki temel görev ve müdahale alanı olarak biçimlenir. Bu taktiksel süreç açısından ve kısa vadede son derece zorlu bir iştir. Ancak kesinlikle müdahale edilmesi ve değiştirilmesi elzem olan bir zorluktur.
Birinci şıktan bağımsız olmamak kaydıyla ve bu durumun değişmesinin temel zemini olarak, iki; devrimci hareket örgütlü güçleri bakımından zayıf ve adeta eli-kolu bağlı durumdadır. Örgütsel güçlerini geliştirip tahkim etmek üzere radikal tarzda ve planlı bir müdahale gerçekleştirmek zorundadır. Öz güçlerine müdahale ederek örgütsel büyümeyi sağlamadan geniş kitlelere adres olması, çekim merkezi olması veya faşist düzen partilerine alternatif olması tasavvur edilemez…
Özetle; kitleselleşememe, kitlelerle bağların geliştirilemeyip onlarla birleşememenin ürünü olarak devrimci hareket, komprador tekelci klikler arasında yaşanan ve geniş kitlelerin de yedeklendikleri burjuva partiler inisiyatifinde dahil edildiği çatışma gündemine seyirci kalarak müdahale edememekte, süreci devrim yararına değerlendirememektedir. Bu, geniş kitlelerle birleşmenin hayati önemini çıplak biçimde gözler önüne seren ve devrimci hareket için bir turnusol niteliğindedir… Kitleler alanlara dökülürken ve hatta bizzat polisle çatışırken, devrimci hareket burjuva partilere yedeklenmeme gibi haklı gerekçeyle hedef kitlelerin direnişine gözlerini kapamak zorunda kalmaktadır. Bu handikabın sebebi devrimci hareketin yeterli kitle tabanına sahip olmaması, onlardan kopuk olması ve kitleleri seferber edecek gerçek bağlar kuramaması/kuramamış olmasıdır…
Kitlelerle eylem alanında olmamak acı bir durumken, taktiksel süreç açısından kitlesel eylemin geçerli ya da olanaklı olduğu güncel koşullarda kitlelerden kopuk olmanın ağırlığı devrimci hareketin üzerine karabasan gibi çökmektedir. İşte geniş kitlelerin gündem ve hassasiyetlerinin yeterince dikkate alınmaması, dolayısıyla kitlelerin gerçek sorunlarıyla alakalı olmamanın ve onlarla bağlar kurmamanın en yalın sonuçları yukarıda dikkat çektiğimiz tabloda gözlerimizin önüne serilmektedir…
Popüler Gündem
Günümüzün popüler tartışması teknoloji alanında emek ve üretim sürecini hem çabuklaştıran ve hem de kolaylaştıran devasa gelişmelerdir; bu gelişmelerin toplumsal yaşamı etkileyen muhtelif sonuçları ve mevcut izlerle taşıdığı genel eğilimin yönü, bu gelişim eğiliminin koşulladığı muhtemel yenilikler, değişimler ve hatta aceleci de olsa öngörülen toplumsal formasyonlardır. Dinamikliği ve yorumlanan muhtelif neticeleri ya da mevcut emareler ışığında öngörülen sonuçları bağlamında, yaşanan teknolojik gelişmeler haklı olarak devrimci hareketten toplumun tüm kesimlerine kadar en geniş ölçekte yoğun ilgi görmekte, bitmeyen tartışmalara vesile olmaktadır…
Devrimci hareketin bu gelişmelere kayıtsız kalması tasavvur edilemez. Bilakis ilgili gelişmeleri, bu gelişmelerin işaret ettiği ve şimdiden yansıyan değişimleri, bu değişim ve gelişmelerin toplumda yarattığı yankıyı siyasi sorumlulukla gündemine alıp gereken önemi vermesi ertelenemez görevdir.
Özcesi, genel tabirle devrimci hareketin kaçınılmaz olarak teknolojik gelişmeleri ve bu gelişmelerin koşulladığı yeni süreci gündemine alarak kafa yormalı, öngörülerde bulunarak siyaset ve stratejilerini bu öngörülere uygun biçimde tahkim etmelidir. Teknolojik gelişmeler denen şey alelade bir gelişme değil, buhar makinesinin bulunmasıyla açılan sanayi devrimini katbekat aşan bir devrimdir; katıksız bir teknoloji devrimidir bahis konusu edilen teknolojik patlama niteliği. Dolayısıyla bu ciddiyetle ele alınıp muhtevasına uygun olarak gündem yapılmalıdır. Devrimci hareketin teknolojik patlama sürecinden muaf kalması ve etkilenmemesi mümkün değildir. Çünkü emek ve üretim süreci, üretici güçler, üretim araçları ve kısmen üretim ilişkileri ve sınıfların durumu vb. başta olmak üzere, toplumsal sistemlerin yenilikler ve yeni gereksinimler ışığında kendi içinde de olsa yeniden biçimlenmesi gibi bir dizi değişim süreci yaşanmakta, yaşanacaktır… Kısacası, devrimci hareketin teknoloji alanına daha etkin biçimde girmesi, bu alanda uzmanlaşma ve kurumsallaşmalara gitmesi ihtiyaç olmanın ötesinde, bir kaçınılmazlık olarak önümüze çıkmaktadır…
Sonuç olarak; günü kotaran popülist siyasetler yerine, uzun vadeli plan-programlar temelinde kalıcı gelişmeyi sağlayan dinamikleri büyütmek yeğdir. İsabetli gündemlere eğilmek kadar, müdahale gücünü tesis etmek ve bunun için kitlelerle birleşmeye odaklanmak bu stratejik planlamanın önemli parçaları olarak göz ardı edilemezler…
Mesele sınıf devrimi ise, devrimci zor bir ilke sorunu olarak bakidir. Zor ilkesinden bağımsız bir devrim tasavvur edilemez. Lakin aynı devrim insandan teknolojiye, araçtan yönteme ve kullanılacak biçimlere kadar bütün destekleyici ve taktiksel belirleyiciliğe sahip unsurlara ihtiyaç duyar. Ve devrim bütün bu mücadele envanterine kayıtsız kalmaz, kalma lüksüne sahip olamaz. Bugün çok açıktır ki, savaş alanını da kapsayan teknolojik gelişmeler güçler dengesini temelden sarsıp büyük eşitsizlikle kapatılması zor açıya oturtmaktadır. Bu devrimci hareketin teknoloji alanına sağlam adımlar atmasını buyurmaktadır. Teknolojik üstünlük aşılmaz değildir. Basit bir teknolojiyle devasa teknolojinin boşa çıkarılması mümkündür. İran ile ABD-İsrail arasındaki savaş pratiği bunu teyit etmektedir. Yani, teknoloji devrimin önünde aşılmaz engel değildir; engel oluşturduğu kadar onu kolaylaştırandır da.
Bu yazı Halkın Günlüğü Gazetesi‘nin Temmuz-2026 tarihli 62. sayısında yayımlanmıştır.




