Analiz Anton Ekmekçi Yazdı:

Jeopolitikteki Tektonik Sarsıntılar ve Proleter Strateji… (3)

Tarihte ilk defa Mao tarafından praksis bir sentez olarak ortaya koyulan proletaryanın asimetrik savaş teorisi, 1876 yılında, bilimsel bir makalede ortaya konan "Rayleigh Kriterleri" ile bir çelişkiye düşmemektedir. Bu ilkeler günümüzde optik bilimi başta olmak üzere, yapay zeka yazılımlı gözetleme ve saldırı silahlarının fizikist sınırlarını belirlemektedir.

2026-07-18 2026-07-18
Jeopolitikteki Tektonik Sarsıntılar ve Proleter Strateji… (3)

Mao’nun, kadroların kitlelerin içerisinde denizde balık gibi olmaları gerektiği yönündeki önermesi, günümüzdeki jeopolitik denklemde, proletaryanın güvenlik sorununu çözen en önemli örgütsel bir hareket yasasına dönüşmüştür. Maoizm’in, son yüz yılın devrimci praksisinin ihtiyaçlarına cevap olamadığı yönündeki iddialar, tamamen küçük burjuva ihanetinden beslenmektedir. Askeri gözetleme teknolojisinin yeteneklerinin artması ve merkezileşmesi durumu, Mao’nun bu önermesinin günümüzde yıldızını parlatmıştır.

Teknolojik gözetim, küçük burjuva bilinçlerdeki yansımış haliyle her şeyi gören bir tanrının gözü gibi değildir. En gelişmiş bir nirengi sistemi bile, orman ve hayvan popülasyonunun zayıf olduğu ıssız kırsal bölgelerde oldukça etkilidir ama mega kentlerin kalabalığında veya yoğun bir sanayi havzasında bu teknolojinin gözleri körelmeye başlamaktadır. Hiçbir gelişmiş uydunun, mahalle bakkalı, kundura tamircisi ya da fabrika teknisyeni kimliğinde, devrimin bir kuryesi olarak, kafasında ya da cebinde taşıdığı bir bilgiyi tespit etmesi mümkün değildir. Mao’nun bu tezi günümüzdeki dijital çağda altın bir değere ulaşmıştır. Bunun nedeni, yapay zekâ yazılımlı gözetleme ve saldırı silahlarının yalnızlığı ve ıssızlığı sevmesidir. Herkes gibi yaşayıp herkes gibi hareket eden bir hedef, bu türden gelişmiş teknolojiler karşısında, veri gürültüsü nedeniyle gözden kaybolmaktadır.

Gözetleme yazılımları insanı değil, veriyi takip ederek hedefini bulur. Denizdeki balık sürüsüne karışan bir veriyi, benzeri sayısız veriden ayırmak imkansızlaşır. Mao’nun bu tezini günümüzde altın değerine çıkaran neden, Mao’nun insan ve teknoloji arasındaki çelişkiyi, diyalektik bir kusursuzlukla çözümlemiş olmasıdır. Teknolojik gelişmenin jeopolitikte insan unsurunun önüne geçemeyeceği gerçeği, nirengi sisteminin anomali tespit, yani veri tabanından dıştalanan tekil unsurları kovalama yeteneğiyle sınırlı olmasıyla ispatlanmıştır. Mega kentlerdeki baz istasyonlarının çaresizliği birazda bundandır. Bu tür teknolojik merkezlerin, küçük burjuva bilinçler üzerinde psikolojik etkisi vardır. Küçük burjuvazi, beyninin içinde bir çip ile bütün düşüncesi kontrol altındaymış gibi bu teknolojinin gönüllü kölesi haline gelir Proletarya için jeopolitikteki insan unsuru, sadece bir istatistik ya da kadro kaynağı değil, coğrafyayı canlandıran, lojistiği ayakta tutan ve teknolojik üstünlüğü anlamsız kılabilecek tek dinamik kuvvettir.

Tarihte ilk defa Mao tarafından praksis bir sentez olarak ortaya koyulan proletaryanın asimetrik savaş teorisi, 1876 yılında, bilimsel bir makalede ortaya konan “Rayleigh Kriterleri” ile bir çelişkiye düşmemektedir. Bu ilkeler günümüzde optik bilimi başta olmak üzere, yapay zeka yazılımlı gözetleme ve saldırı silahlarının fizikist sınırlarını belirlemektedir. İki ışık kaynağı arasındaki mesafe azaldığı zaman ışık kırılmaya uğrayarak tekil hedef gözden kaybolmaktadır. Bu bilimsel makale Anti Dühring eserinden bir yıl sonra yazılmış olmasına rağmen ve Engels,in bundan haberi olmamasına rağmen, Engels,in askeri yazılarında Rayleigh kriterlerinin benzerini tespit etmek mümkündür. Günümüzdeki İHA benzeri yapay zekâ yazılımlı silahların aşması mümkün olmayan fiziksel bir yasadan bahsediyoruz burada. Yapay zekayı her şeyi gören ve yaratan bir sihirbaz gibi gören küçük burjuvazinin, bilimsel komünizmi, modern fizik öncesi eski dünyanın antik bir eseri olarak görmesi de politik bir aptallıktır. Marx ve Engels arasındaki mektuplaşmalarda, bugünkü kuantum fiziğinin ilk öncülleriyle ilgili tartışılmadık, deşilmedik konu bırakılmamıştır. Doğada ve toplumda her şey öncüllerinden doğar. Yoksa küçük burjuva çok bilmişlerin düşündüğü gibi, sihirbazın şapkasından birdenbire doğmaz. Engels, dönemin en saygın bilim dergisi “Nature”yi çok dikkatli takip ediyordu. Ona göre, enerji maddeden soyut bağımsız bir güç değildi. Böylece dönemin hâkim fizik anlayışının karşısında konumlanıyordu. Marx ise daha 1841’deki doktora tezinde bu gerçekliği farketmişti. Demokritos ile Epikür,ün atom modellerini karşılaştırırken, Demokritos’un, atomların determinist bir şekilde boşlukta düz bir çizgi gibi ilerlediği görüşüne karşın, Epikür’ün, atomların düz çizgide aniden öngörülemez bir şekilde sıçradığı, yani sapmaya uğradığı fikrini desteklemiştir. Bu ise kuantum mekaniğinin, iki bin yıl önce felsefi olarak sezgilenmiş olmasından başka bir şey değildi.

Engels, Rayleigh optik formülünü kullanmadan, aşırı yoğunlaşan bir sistemin kritik sınırda nitelik değiştirerek kendi zıttına dönüşeceğeni biliyordu. Daha sonraları Mao, dağılma ve görünmezlik üzerine inşa edeceği halk savaşı teorisini, Engels’in tespit ettiği askeri bilimsel öncülleri temel alarak inşa edecektir. Bu anlamda ezilen sınıfların evrensel askeri kurtuluş teorisi, esas olarak Anti Dühring’de ortaya çıkan zor teorisine dayanır. Devlet, ekonomik, teknolojik ve askeri olarak gelişip yoğunlaştıkça, doğadaki benzer süreçlerde olduğu gibi bir limit değere ulaşıyor ve kendisini kitliyordu. Bu durumda gücün gölgesinde kalan zayıf alanlar ortaya çıkıyordu. Biz küçük burjuva devrimcilerinin hazır güce taptığı için Engels’in askeri diyalektiğini küçümsediğini biliyoruz. Ama proletarya mülksüz bir sınıf olduğu için, güçlülerin karşısına, bu diyalektik yasaların yol açtığı çelişkileri kullanmadan çıkamayacaktır.

Küçük burjuvazi sınıflar tarihi boyunca sürekli, sabırsız, tutarsız ve karaktersiz davranmıştır. Sihirbazın şapkasından aniden fırlayan bir tavşana benzettiği hazır güce ve görselliğe tapan bu sınıfın Engels’i anlamasını bekleyemeyiz. Onlar için devrimcilik, teorik bir derinlik, sabırlı bir öğrenme, doğa bilimleriyle temellendirilmiş bir disiplin değildir. Küçük burjuva devrimciliği yeterli gücü önünde hazır bulmadığı zaman, sınıf savaşımı mevzilerinden ardına bakmadan kaçmayı yeğler. Tarihte kendi sınıf ihanetini, şatafatlı parlak teorilerle gölgelemek konusunda bu sınıftan daha mahir bir sınıf yoktur. Gücü eline geçirdiği zaman halka diktatörlük dayatan bu sınıfın savaş hareketlenmesinde esasta hastalıklıdır. Savaş teori ve praksisleri, üretici güçleri, lojistiği ve insan unsurunun önemini reddeder. Burjuvazinin ağır sanayisinin ve ordusunun niteliğini çözümleyen devrimci teorileri küçümser. Bu sınıfın savaş gerçekliği karşısındaki en belirgin zayıf tarafı, bireysel insan iradesini mutlaklaştırarak, doğayı ve fiziği es geçmesi gelmektedir. Politik geleneğimizin saflarında yaygın olarak bulunan küçük burjuva devrimcilerin, fizik bilimini gereksiz işler olarak küçümseyip, içi boş savaş hamaseti ve kahramanlık anlatımına olan ilgisi buralardan ileri gelmektedir. Bu sınıf hiçbir zaman gerçek bir sınıf savaşımının stratejik ve istikrarlı bir parçası olamaz. Devrimci bir savaş karşısındaki pozisyonları, daha çok ödenen bedellerden burjuva imtiyazlar devşirmek şeklinde olmaktadır. Demek ki neymiş kısaca? Devrimci proletarya üretim araçlarının sahibi olmadığı için hazır bir niceliksel güce de sahip değildir. Bu gücü legal yollardan ele geçirmesine tarihsel olanaklar kesin sınırlamalar koymuştur. O halde geriye bir tek yol kalmaktadır, Rayleigh kriterlerinin altına düşerek kör noktalardan güç tahkim etmek. Engels, savaş meydanlarında omuz omuza bitişik bir blok halinde yürümenin, yivli tüfeklerin vardığı teknolojik limit nedeniyle, birbirinden uzaklaşmanın zorunlu olduğu, avcı ve hareketli kollara doğru evrilmeyi zorunlu kıldığını tespit etti. Mao ise daha sonraları bu evrimsel gelişmeyi daha üst bir seviyede sentezleyerek, zamanda ve mekanda sınırsız genleşmeye uygulamıştır. Mao, emperyalistlerin teknolojik üstünlüğü karşısında Rayleigh sınırlarını gözeten, gölgede kalan körleşmiş algoritmik noktalar üzerinde stratejisini inşa etti. Mao’nun bu strateji anlayışı, günümüzdeki kuantum optik sınırlar ile de bir uyum içerisindedir. Rayleigh kriterlerine göre, iki ışık kaynağı birbirine kritik bir sınırdan daha fazla yaklaşırsa, ışığın kırınımı yasası gereğince mercek onları birbirinden ayıramaz. İki nesne tek bir bulanık kütleye dönüşerek gözlem aracını köreltir. Biz buna nesnelerin belirsiz bir gürültüye dönüşmesi hali de diyebiliriz. Böyle bir durumda yapay zekâ yazılımlı algoritmalar halk denizine baktığı zaman, herkesin şüpheli olduğu bir durumda gerçek şüpheliyi bulamaz ve sistemi kilitlenir. Yani aşırı yoğunlaşan bir gücün kendisini diyalektik yasalar nedeniyle felç ettiği kör noktada yeni yüzyılın yeni proleter stratejileri yeşermeye başlayacaktır.

Yapay zekâ doğrusal bir mantıkla çalışır. Algoritmaların öğrenme modelleri lineer olduğu için sistem Mao’nun halk denizini görünce çöker ve yanlış alarm vererek kendi kendisini kilitler. Bu tür akıllı makineler, halktan kopuk küçük burjuva maceracı hareketlere karşı etkilidirler. Ancak Mao’nun formüle ettiği, halkla et ve tırnak gibi birleşmiş, askeri dalga boyunu sürekli değiştiren ve Rayleigh sınırının altındaki kör noktalarda gizlenen bir hareketi yapay zekanın yakalaması mümkün değildir. Burada hedeflenen balığı yakalamak için denizi kurutmak, burjuvazi için akıllıca bir iş değildir. Çünkü bu çılgın politika, burjuvazinin sömürü temelini kendi eliyle imha etmesi anlamına geliyor. Yapay zekâ geçmiş verileri analiz ederek, geleceği olasılıksal olarak tahmin eder. Ama mekanik ve belli kurallar ışığında ritmik olarak hareket etmeyen bir askeri hareketlenmenin dalga boyunu olasılık hesabıyla kestirmek mümkün değildir. Öngörülemeyen sıçrayışlardan teşekkül olan ani faz geçişleri matematik yoluyla tespit etmek, Schrödinger’in kedisinin ölü ya da diri olduğuna kesin olarak karar vermek gibi bir şey olurdu kuşkusuz. En gelişmiş yapay zekâ sisteminin öğrenme algoritmaları bile, ezilenlerin öngörülemez askeri faz geçişlerini kavrayamamaktadır. Machine Learning’lerin en büyük yapısal açmazı budur. Bunun nedeni, yapay zekanın doğasının diyalektik değil, pozitivist ve doğrusal (Lineer) olmasıdır. Küçük burjuvazinin bilinci de aşağı yukarı böyle olduğu için ve üzerine parçalanmışlığı da eklenince, yapay zekayı, geleceği gören mistik bir zekaya benzetmektedir. Oysa geleceği ne küçük burjuvazi ve ne de akıllı makineler görebilir. Geleceği sadece komünistler görebilir. Önüne koyulan milyonlarca geçmiş veriden oluşan Big Datayı tarayarak bir örüntü bulan akıllı makinalarla diyalektik düşünen proleter devrimcileri durdurmak hem teknolojik ve hem de tarihsel olarak mümkün değildir. Çünkü yapay zekâ doğası gereği sonsuza kadar geçmişin esiri olmaya mahkumdur.

Bu habere ilişkin tepkinizi belirtin.

Bunlar da ilginizi çekebilir