Zeynep Hayır/Almanya
Almanya’nın ve Avrupa’nın en büyük otomotiv üreticisi Volkswagen, tarihinin en kapsamlı yeniden yapılanma sürecine girdi. Şirket yönetimi, daha önce açıklanan 50 bin kişilik istihdam azaltımının ardından şimdi de 50 bin ek işten çıkarmayı gündeme taşıdı. Böylece toplam işten çıkarmaların 100 bine ulaşabileceği belirtiliyor. Plan hayata geçirilirse bu, Avrupa otomotiv tarihinin en büyük yeniden yapılanmalarından biri olacak.
Bu süreç bugün başlamadı. Volkswagen, geçen yıl sendikalarla yaptığı anlaşma kapsamında 2030 yılına kadar on binlerce kişilik küçülme programını kabul etmişti. Bugün gelinen noktada yaklaşık 37 bin çalışanın gönüllü ayrılık ve kısmi emeklilik programlarıyla şirketten ayrıldığı ya da ayrılmasının kesinleştiği belirtiliyor. Ancak yönetim bunun yeterli olmadığını düşünüyor.
Şirket yönetimi üretim kapasitesini düşürmeyi, model çeşitliliğini azaltmayı ve Almanya’daki bazı fabrikaların geleceğini yeniden değerlendirmeyi planlıyor. Hannover, Emden, Zwickau ve Neckarsulm tesisleri belirsizlik yaşayan fabrikalar arasında bulunuyor. Yönetim yüksek üretim maliyetlerini, Çinli üreticilerin artan rekabetini, Avrupa pazarındaki daralmayı ve küresel ticaret gerilimlerini bu kararların temel gerekçesi olarak gösteriyor. Ancak bu plan Almanya’da ciddi bir tepkiyle karşılandı.
IG Metall sendikası ve işyeri temsilcilikleri Volkswagen’in birçok fabrikasında protesto eylemleri düzenledi. Wolfsburg, Hannover, Emden, Zwickau ve diğer üretim merkezlerinde binlerce işçi fabrika önlerinde toplandı. Sendika yöneticileri hiçbir fabrikanın kapatılmasını ve krizin faturasının emekçilere çıkarılmasını kabul etmeyeceklerini açıkladı. Yönetim ile işçi temsilcileri arasındaki görüşmeler giderek daha sert bir mücadeleye dönüşüyor.
Volkswagen’de yaşananlar tek başına bir şirketin krizi değil. Bugün Almanya’nın sanayi modeli tarihinin en ağır sınavlarından birini veriyor. Elektrikli araç dönüşümü, Çin’in yükselişi, enerji maliyetleri, küresel tedarik zincirlerindeki kırılmalar ve ticaret savaşları yalnızca Volkswagen’i değil, Alman sanayisinin bütününü sarsıyor. Ancak burada asıl mesele üretimin azalması değil. Kapitalist sistemin kriz dönemlerinde faturanın kime kesildiğidir.
Şirketler büyürken kâr hissedarlara dağıtılıyor. Kriz geldiğinde ise ilk tasarruf kalemi işçiler oluyor. Fabrikaları ayakta tutan emekçiler, sermayenin rekabet savaşlarının bedelini işsizlik, düşük ücret ve güvencesizlik olarak ödüyor. Üstelik bu tablo yalnızca otomotiv sektörüyle sınırlı değil.
Dünya giderek daha fazla savaş, silahlanma ve güvenlik eksenli politikaların belirlediği bir döneme sürükleniyor. NATO ülkeleri askeri harcamalarını tarihi düzeylere çıkarıyor. Ukrayna savaşına ayrılan kaynaklar büyümeye devam ediyor. Filistin’de yıkım sürerken Ortadoğu yeni çatışma alanlarıyla karşı karşıya bırakılıyor. İran çevresindeki gerilimler tırmandırılıyor. Suriye’de yeni siyasi ve askeri dengeler kuruluyor. Avrupa’da ise mülteci politikaları insani çözümler yerine güvenlik ekseninde yeniden şekillendiriliyor.
Bütün bunlar yaşanırken eğitim, sağlık, emeklilik, sosyal güvenlik ve kamusal hizmetlere ayrılan kaynaklar sürekli tartışma konusu oluyor. İşçilerden fedakârlık istenirken milyarlarca avroluk savaş ve silahlanma bütçeleri sorgulanmadan kabul ediliyor.
Volkswagen’de yaşanan işten çıkarmalar bu nedenle yalnızca bir şirket haberi değildir. Bu gelişme, kapitalizmin içinde bulunduğu yapısal krizin emekçiler üzerindeki en görünür sonuçlarından biridir. Sermaye, kâr oranlarını koruyabilmek için üretimi yeniden örgütlüyor, fabrikaları küçültüyor ve işçileri gözden çıkarıyor. Devletler ise sosyal hakları budarken savaş ekonomisini büyütüyor.
Bugün Volkswagen fabrikalarında yaşananlar, yarın başka fabrikalarda, başka sektörlerde ve başka ülkelerde yaşanabilecek gelişmelerin habercisidir. Çünkü kapitalizm kendi krizlerini çözemez. Krizlerini yalnızca yer değiştirir. Faturayı ise her defasında emeğin, işçilerin ve yoksulların omuzlarına yükler. Buna karşı gerçek çözüm, savaş ekonomisini değil insanı, silahlanmayı değil toplumsal refahı, sermayenin kârını değil emeğin hakkını esas alan bir toplumsal düzenin kurulmasıdır. Volkswagen’deki mücadele, yalnızca bir fabrikanın ya da bir şirketin değil, emeğin geleceği ile sermayenin çıkarları arasındaki tarihsel mücadelenin yeni bir cephesidir.