
İsrail ve ABD’nin İran’a dönük saldırılarıyla birlikte İran da, ABD ile askeri ilişkileri, üsleri ve askeri varlıkları bulunan Körfez ülkelerine çok sayıda misilleme saldırısı düzenledi. Saldırıların sürdüğü bir süreçte Suudi Arabistan’ın çağrısıyla Riyad’da Türkiye, Suriye, Azerbaycan, Bahreyn, Mısır, Ürdün, Kuveyt, Lübnan, Pakistan, Katar, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri’nin (BAE) dışişleri bakanları bir araya geldi.
Toplantı sonrasında yayımlanan ortak bildiride, ABD ve İsrail’e yönelik herhangi bir eleştiriye yer verilmezken, Tahran yönetimine çağrıda bulunuldu.
Bakanlar tarafından onaylanan bildiride, İran’ın balistik füzeler ve insansız hava araçları (İHA) ile gerçekleştirdiği saldırıların doğrudan sivil nüfusu ve hayati altyapıları hedef aldığı vurgulandı.
Bildiride, saldırıların ilk gününde ABD-İsrail tarafından bir okula düzenlenen füze saldırısı ile burada ve sonrasında katledilen çocuklar ve sivillere değinilmedi. Bunun yerine, “İran İslam Cumhuriyeti’nin kasten sivil yerleşim alanlarını, enerji tesislerini, su arıtma istasyonlarını, havalimanlarını ve diplomatik binaları hedef alan saldırılarını şiddetle kınıyoruz. Bu eylemler uluslararası hukukun ve egemenlik haklarının açık bir ihlalidir” denildi. Böylece ABD ve İsrail’in sivillere, çocuklara, kadınlara ve sivil altyapıya yönelik saldırıları görmezden gelinerek bu saldırılar fiilen meşrulaştırıldı.
Açıklamada, İran’ın söz konusu saldırılarının “bahane kabul etmez” olduğu belirtilirken, saldırılardan zarar gören ülkelerin Birleşmiş Milletler (BM) Şartı’nın 51. maddesi uyarınca kendilerini savunma hakkına sahip oldukları ifade edildi. Ancak İran’a yönelik saldırılarda ABD’nin bu ülkelerde kullandığı radar sistemleri, askeri lojistik altyapı ve savunma sistemlerine ise hiçbir şekilde değinilmedi.
Bakanlar ayrıca, İran’ın komşuluk hukukunu ihlal etmeye devam etmesi halinde “siyasi ve ekonomik olarak ağır bir bedel ödeyeceği” uyarısında bulundu.
Ortak bildiride ABD ve İsrail’e yönelik herhangi bir talep yer almazken, İran’dan şu somut adımların atılması istendi:
*Bölgedeki silahlı milis gruplara verilen destek, finansman ve silah sevkiyatı derhal durdurulmalı.
*BM Güvenlik Konseyi’nin 2817 sayılı kararına tam uyum sağlanmalı.
*Hürmüz Boğazı ve Bab el-Mendeb üzerindeki uluslararası deniz trafiğini engelleyen veya tehdit eden girişimlerden vazgeçilmeli.
Toplantıda ayrıca Lübnan’ın “toprak bütünlüğü ve devlet egemenliği”ne destek mesajı verildi. Silah gücünün yalnızca devletin elinde olması gerektiği savunulurken, İsrail’in Lübnan’a yönelik devam eden saldırıları ve bölgedeki yayılmacı politikaları da dışişleri bakanları tarafından kınandı.






