
Bahattin Seçilir/İstanbul
Dersim Dernekleri Federasyonu (DEDEF) Avrupa Demokratik Dersim Birlikleri Federasyonu (ADEF) Dersim Araştırmaları Merkezi (DAM) Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Demokratik Alevi Dernekleri (DAD), Dersim Tertelesi’nin 89’uncu yıl dönümü dolayısıyla Kadıköy Rıhtım’da anma programı gerçekleştirdi. Eylemde, “Dersim 37-38 hiçbir şeyi unutmadık hiçbir şeyi affetmedik” ve “MA, QUARESMA THABA XO VARSA NELERE MA, Qİ THABAEF NEKEND” pankartları açıldı. Seyit Rıza ve Dersim Katliamı’ndan fotoğrafları taşındı.
Basın açıklaması Zazaca ve Türkçe okundu. Türkçesini DEDEF Genel Başkan Yardımcısı Yılmaz Cesur, Zazacasını Dersim Araştırmalar Merkezi’nden Alişan Önlü okudu.
‘Dersim’in önde gelenleri hukuksuzca idam edildi’
Cesur, Dersim halkının planlı ve sistemli olarak katledildiğini vurguladı. Cesur, “4 Mayıs Dersimliler için Kara Gün’dür, ‘4 Mayıs Dersim 38 Tertelesi Günü’ olarak kabul edilsin! Bugün, Dersim’in fermanı anlamına gelen 4 Mayıs 1937 Tarihli Bakanlar Kurulu Kararı’ nın 89. yıldönümü nedeniyle bir kez daha alanlardayız. Bu kararnameyle, makro düzeyde planlanan ve adına ‘Tunceli’ denen bir soykırım projesinin startı verilmiş, bir halk tüm insani değerleri ve toplumsal varoluş biçimiyle yok ediliş sürecine tabi tutulmuştur. Toplumsal tarihimizin en trajik sayfasını teşkil eden bu süreci unutmamak, unutturmamak, yüzleşme ve adalet talebimizi dile getirmek için 4 Mayıs ‘Roza Şaye/Roza Reş/ Kara Gün’ olarak ilan edilmiştir.’Tunceli Tenkil Harekatı’ olarak bilinen Dersim halkına yönelik toplu imha kararı 4 Mayıs 1937’de yapılan Bakanlar Kurulu toplantısı ile karar altına alınmıştır. Bu kararı takiben imha hareketi başlamış ve uçaklarla Dersim bomba yağmuruna tutulmuştur. Bunun sonucunda binlerce insan hayatını kaybetmiştir. Sonrasında, iki yıldan fazla süren askeri operasyonlarla onbinlerce Dersimli katledilmiş, bir o kadarı da bilinmeyen diyarlara sürgün edilmiş; aileler birbirinden uzak ve ayrı yaşamaya mecbur bırakılmış; çocuklar ganimet olarak evlatlık verilmişlerdir. Dersim’in önde gelenleri, haksızca ve zamanın hukuk sınırlarına bile uygun olmayan şekilde idam edilmişlerdir. 4 Mayıs 1937 Bakanlar Kurulu toplantısı ile alınan karar çok açıktır; bir bölgenin, bir halkın planlı ve sistemli olarak yok edilmesidir” dedi.
‘Azami tahakküm için homojen toplum yaratmaya odaklı politikalar esas alındı’
Cesur, Dersim katliamında sayısız insanlık suçları işlendiğinin altını çizdi. Cesur, “Halklar tarihsel yaşam alanları ve toplumsal varoluş biçimleriyle vaz geçilemez, devredilemez ve tartışılamaz olan haklarıyla mevcut olmuştur. Halkların kanı, canı ve emeği üzerinden kendini var eden muktedirler ise her çağda kendilerini tahakküm, gasp ve talanlarla var etmiş ve sayısız insanlık suçuna imza atmıştır. İşte Dersim Soykırımı da bu insanlık suçlarından birini teşkil etmektedir. İttihatçı-Kemalist zihniyet ve hegemonya, kapitalist vahşetin bu topraklarda ki tek tipçi versiyonu ve kadim halklara karşı işlenen insanlık suçlarının faili olmuştur. Azami tahakküm için homojen toplum yaratmaya odaklı politikalar esas alınmış, Hristiyan halklardan başlayarak bu toprakların pek çok kadim halkı trajik biçimlerde tasfiye edilmiştir” diye konuştu.
‘Çocuklar katledildi, cesetler üst üste yığılarak ateşe verildi’
Cesur, Dersim katliamında işlenen savaş suçlarına şu sözler ile dikkati çekti: “Dersimliler için 4 Mayıs kara gündür. Modern dünyanın gözlerini ve kulaklarını tıkadığı, sesimizi duyan hiç kimsenin olmadığı bir çaresizlik içinde; kavurucu yaz güneşinin altında aç ve susuz yollara düşürüldük, topluca kurşunlara dizildik, meşe kütükleri ve tüfek dipçikleriyle dövülerek öldürüldük. Analarımızın rahminden süngülenerek çıkarıldı ve parçalandı çocuklarımız, cesetlerimiz süngülendi ve üstüste yığılarak ateşe verildi. Derelerimiz, çaylarımız günlerce kan aktı. Köylerimiz boşaltıldı ve kuşaklar arası kültür aktarımı sekteye uğrayarak inanç ve dil asimilasyonu derinleşti. Dersimli bir nesil, anasız-babasız bırakıldı; binlerce bebek ve çocuk ya ailelerinden alınıp başka ailelere evlatlık verilerek topraklarından uzaklaştırıldı ya da kendilerine öksüz bir yaşam dayatıldı. Bizler, daha sonra gelen nesiller bu kara günün mirasını devraldık; akrabalarını ve yakınlarını tanıma olanağından mahrum yaşama mahkûm edildik. Çoğumuz kardeşe, amcaya, dayıya, halaya sahip olma duygusundan yoksun büyüdük. İdam edilen Dersim Seyitleri’nin yakınları, bugün hala dedelerinin mezarlarını aramaktadırlar. 1938’de evlatlık verilen ya da kimsesizler yurduna verilen binlerce çocuğun önemli bir kısmı hala kayıp.”
‘Türkiye de ancak kendi tarihi ile yüzleşebilirse, bu saygın toplumlar ailesine katılabilir’
Cesur, Dersim halkınından özür dinlenmesi ve Dersim katliamı ile yüzleşilmesi gerektiğini belirtti. Cesur, “Tarihi hatırlamanın ve katledilenlerin anıları önünde saygıyla eğilmenin, ülkemizde ileride benzeri kitlesel katliamların engellenmesi; insan haklarına saygılı, barışı sağlamış demokratik bir toplumun kurulabilmesi için çok önemli olduğuna inanıyoruz. Çağımız tarihle yüzleşme ve geçmiş hatalardan dolayı özür dileme çağı olarak anılıyor. Medeni ülkeler, farklı dil, inanç ve kültürleri bir zenginlik olarak kabul ederek koruma altına alıyorlar. Kendisinden farklı olanlara karşı yapılan haksızlıkların sorumluları, kendi gerçekleri ile yüzleşerek mağdurlardan özür diliyorlar. Yahudilere karşı Hitler’in soykırım politikası ile yüzleşen Almanya, 1911/47 yılları arasında sömürgeci politikaları yüzünden Libya’dan özür dileyen İtalya, yıllar önce kendi coğrafyasından kovduğu Musevilere yönelik politikalarıyla yüzleşen İspanya, II. Dünya Savaşı öncesinde ve sırasında Asya’da mağduriyete sebep olan politiklarıyla yüzleşen Japonya; yakın bir tarihte çalınmış kuşak‘tan ve Avustralya yerlileri Aboriginilerin torunlarından özür dileyen Avustralya, 1990’lara kadar sürdürülen asimilasyon politikalarıyla yüzleşen ve yerlilerden özür dileyen Kanada ve Amerika bunlardan sadece bazılarıdır. Holocaust sırasındaki rolleri nedeniyle komisyonlar kuran, bu rolleri nedeniyle özür dileyen Baltık ülkelerini, Romanya ve İsviçre‘yi saymıyoruz bile. Tarihleriyle yüzleşmek bu devlet ve toplumları küçük düşürmedi aksine kendilerine saygınlık kazandırdı. Türkiye de ancak kendi tarihi ile yüzleşebilirse, bu saygın toplumlar ailesine katılabilir. Ülkemizde barış ve demokrasinin yolu geçmişin acıları ile yüzleşmekten geçer. Evet bu ülkelerde yüzleşmelerden sonra kıyamet kopmadı, tersine buralarda toplumsal iç barışa ve yaşanan trajedilerin unutulmasına yönelik önemli gelişmeler oldu. Bunun için yeni olanaklar ve yollar açıldı” dedi.
‘Dersim halkından özür dinlensin taleplerimiz kabul edilsin’
Cesur, Seyit Rıza ve arkadaşlarının mezar yerlerinin açıklanması gerektiğini söyledi. Cesur, “Dersim halkının taleplerini şu sözle ile sıraladı; “Bizler, 1937/38’de yaşananlar için resmi bir özür bekliyoruz. Dersim 38 katliamının mağduru Dersimlilerden, onların torunlarından maruz kaldıkları acı, keder, hüzün ve ızdırap için bir özür çok mu acaba? İnsanlık değerleri ayaklar altına alınarak imha edilen büyüklerimizin onurlarının iade edilmesini istiyoruz. Tüm bunların toplumsal barış, iç huzur, adalet ve kardeşlik için şart olduğuna inanıyoruz. 4 Mayıs Roza Şiyaye vesilesiyle Seyit Rıza, Alişer ve Ana Zarife şahsında tüm mazlumlarımızın huzurunda dara duruyor, saygıyla anıyor ve halkımıza yaşatılan vahşeti insanlığın huzurunda bir kez daha mahkum ediyoruz. Bu vesile ile; bizler kırım ve katliamlara uğrayan bir halkın evlatları olarak yıllardır her yerde seslendiğimiz gibi bir kez daha taleplerimizi haykırıyoruz. Hak, adalet ve yüzleşme çağrımızı yineliyor ve diyoruz ki; Arşivler Açılsın. Dersim ismi iade edilsin. Dersim halkından özür dilensin. Sürgünler, kayıplar ve evlatlık alınan çocukların listesi açıklansın. Seyit Rıza ve arkadaşlarının mezar yerleri açıklansın, cenazeleri ailelerine teslim edilerek, Dersim’e nakillerine engel olunmamalıdır. Dillerimize ve Kızılbaş Alevi inancımıza özgürlük tanınsın. Dersim’deki doğayı talan projeleri iptal edilsin. Dersimlilerin kültürel, inançsal mirasları koruma ve yok olma tehdidi altındaki anadilimizle ilgili acil önlemler alınsın” diye konuştu.







