Connect with us

Emek

Bahattin Seçilir yazdı | Sefaletin 23 Yılı: Sendikasızlık, Sefalet, İş Cinayetleri ve Emek Sömürüsü

Artık beklemenin değil, harekete geçmenin zamanıdır. Her iş yeri, her fabrika, her okul, her hastane; örgütlenmenin, dayanışmanın ve direnişin bir mevziisi haline gelmelidir. Aynı sömürü düzenine karşı mücadele eden tüm emekçiler ortak talepler etrafında birleşmeli, güçlü ve kalıcı bir sınıf cephesi örmelidir. Bu düzeni ayakta tutanlar değil, emeğiyle var edenler değiştirecek.

Türkiye-Kuzey Kürdistan’da işçi ve emekçiler, 23 yıllık AKP iktidarı sürecinde sistematik olarak yalnızlaştırılmış, yoksullaştırılmış ve mücadele araçlarından mahrum bırakılmıştır. Emekliler yaşamlarının son döneminde insanca bir hayat değil, her geçen gün daha da derinleşen bir sefaletle baş başa bırakılmıştır. Bu durum yalnızca iktisadi değil, aynı zamanda politik bir tercih ve sınıfsal bir saldırının ürünüdür.

Günümüzde kayıtlı işçilerin yaklaşık %85’i sendikasızdır. Sendikalı olanların ise önemli bir bölümü toplu sözleşmeden faydalanamamaktadır. Bu tablo, sendikal yapının sadece zayıfladığını değil, işçi sınıfını parçalayarak etkisiz hale getirmek üzere kurgulandığını göstermektedir. Sendikaların devletle iç içe geçmiş yapıları ve uzlaşmacı pratikleri, sınıf mücadelesini engelleyen bir bariyer işlevi görmektedir. Sendikalı işçilerin büyük bir kısmı artık kendi örgütlerinden herhangi bir mücadele beklememekte, sendikaların tepki üretmediğini açıkça dile getirmektedir. Bu, işçi sınıfının örgütsel ve siyasal yalnızlaşmasının en çarpıcı göstergelerinden biridir.

Enflasyonun hızla arttığı, ücretlerin reel olarak eridiği bu dönemde işçiler ağır sömürü koşulları altında yaşamaktadır. Güvencesizlik, esnek çalışma, taşeronlaşma, mobbing, uzun mesailer ve sistematik hak gaspları sıradanlaşmış durumdadır. İş yerleri birer kar haneleri olarak görülmekte; işçiler ise maliyet kalemi olarak değerlendirilmektedir. Bu tablo, işçi sınıfına yöneltilen saldırının sistematikliğini göstermektedir.

İş cinayetleri de bu sistematik saldırının parçasıdır. İSİG Meclisi’nin verilerine göre; AKP iktidarı döneminde iş cinayetlerinde en az 33 bin işçi, iş cinayetlerinde hayatını kaybetti. Kapitalist düzende “kaza” olarak tanımlanan bu ölümler, aslında sınıfsal bir tercihin ürünüdür. Planlı üretim hızları, maliyet düşürme stratejileri ve denetimsiz çalışma ortamları, bu cinayetleri zorunlu bir sonuç haline getirmektedir.

Sendikalar artık büyük ölçüde düzen içi pozisyonlara çekilmiş; temsil ettikleri sınıfın taleplerini değil, kendi yapılarını ve bürokratik çıkarlarını korumanın derdine düşmüştür. Bu yapılar işçileri değil, kendi varlıklarını sürdürmeyi öncelemektedir. Oysa gerçek sınıf sendikacılığı, sadece hak alma mücadelesi değil, işçi sınıfının siyasal bilincini de geliştirme sorumluluğu taşır. Bugünkü tablo ise tersini göstermektedir: Sendikalar, işçilerin örgütsel iradelerini felç eden birer rehavet aygıtına dönüşmüş; fiili grev ve direnişlere karşı çoğu zaman sessiz kalmıştır.

Tüm bu koşullar altında işçi sınıfının biricik çözüm yolu birleşik bir sınıf mücadelesi inşa etmektir. Ayrı ayrı sektörlerde, parçalı taleplerle verilen mücadelelerin, örgütsüzlüğün ve sendikal yalnızlığın çözüm üretmediği açıktır. Gerçek bir sınıf mücadelesi; politik bir bilinçle, ekonomik taleplerle, doğrudan eylemle ve kolektif örgütlenmeyle mümkündür.

İşçilerin, emeklilerin ve genç işgücünün ortak talepler etrafında kenetlenmesi; düşük ücretlere, iş cinayetlerine, güvencesizliğe ve mobbinge karşı ortak bir cephe kurması zorunludur. Bu cephe sadece ekonomik kazanımların değil, aynı zamanda sınıf onurunun ve tarihsel sorumluluğun da taşıyıcısı olacaktır.

Son yıllarda açıklanan ekonomik istikrar programları, işçi sınıfının taleplerini tamamen görmezden gelmektedir. Yatırımı, istikrarı ve rekabeti öne çıkaran bu paketlerde emek sözcüğüne rastlanmamakta; çalışan kesimler yalnızca tasarruf yapılacak kalemler olarak değerlendirilmektedir. Asgari ücret, emekli maaşı ve iş güvencesi gibi temel sorunlara dair tek bir çözüm önerisi yer almamaktadır. Bu durum, sınıf bilinci geliştirmeyen her mücadele biçiminin sistem içinde soğurulacağı gerçeğini bir kez daha kanıtlamaktadır.

Emeklilikte sefalet, iş yerinde mobbing, iş cinayetlerinde ölüm, hak gasbı karşısında sessizlik… Bunlar artık kader değildir; mücadele edilmedikçe sistemin dayattığı zorunluluklardır. İşçiler ve emekçiler, birleşmeden bu gidişatı tersine çeviremez. Sadece ekonomik değil, siyasal ve ideolojik düzeyde de birleşik bir emek cephesi oluşturmak zorundadır. Çünkü tarih boyunca hiçbir sınıf, kendi mezar kazıcısına karşı örgütsüz biçimde mücadele ederek kazanamamıştır.

Marksist yaklaşımla ifade etmek gerekirse: tüm dünyada işçiler, yalnızca zincirlerinden başka kaybedecek şeylere sahip değillerdir. Aynı zamanda kazanacak bir gelecekleri, bir gelecek için dövüşme hakları da vardır. Bu karanlık tablo kader değildir. Yalnızlıkla değil, birleşerek; suskunlukla değil, mücadele ederek değiştirilebilir.

Artık beklemenin değil, harekete geçmenin zamanıdır. Her iş yeri, her fabrika, her okul, her hastane; örgütlenmenin, dayanışmanın ve direnişin bir mevziisi haline gelmelidir. Aynı sömürü düzenine karşı mücadele eden tüm emekçiler ortak talepler etrafında birleşmeli, güçlü ve kalıcı bir sınıf cephesi örmelidir. Bu düzeni ayakta tutanlar değil, emeğiyle var edenler değiştirecek.



Şubat 2026
PSÇPCCP
 1
2345678
9101112131415
16171819202122
232425262728 

More in Emek