
Kayıp yakınları ve İnsan Hakları Derneği (İHD) Diyarbakır Şube üyeleri, faili meçhul cinayetlerle katledilenler ile gözaltında kaybedilenlerin akıbetlerini ve faillerini sormak için “Kayıplar bulunsun, failler yargılansın” sloganıyla düzenlediği eylemin 672’inci haftasında bir kez daha Koşuyolu Parkı’ndaki Yaşam Hakkı Anıtı önünde bir araya geldi. Eylemde bu hafta 27 Aralık 1997 yılında Diyarbakır’da gözaltında kaybedilen Mehmet Özdemir’in akıbeti soruldu.
Açıklama okunmadan önce hapishanelerde bulunan hasta tutsakların durumuna dikkat çekildi. Açıklamayı okuyan İHD Şube Sekreteri Ferhat Berkpınar, “İHD Merkezi Hapishaneler Komisyonu’nun hapishanelerle ilgili hazırladığı yıllık rapora göre; Türkiye hapishanelerinde 604’ü ağır bin 605 hasta mahpus bulunmaktadır. Son bir ay içerisinde hapishanelerde 7 hasta mahpus yaşamını yitirmiştir. 82 yaşında ve 25 yıldır hapishanede olan ağırlaştırılmış müebbet hükümlüsü Mehmet Emin Özkan’ın birçok kronik hastalığı bulunmaktadır. Uzun yıllardır hücrede kalmasının da etkisiyle Özkan’ın işitme kaybı, sindirim ve solunum rahatsızlıkları, unutkanlık gibi birçok hastalığı bulunmaktadır. Ayrıca, Mehmet Emin Özkan’ın hapishanede geçirdiği kalp krizinden dolayı da hayatı ciddi bir risk altında ve kişisel hiçbir ihtiyacını tek başına karşılayamamaktadır. Sağlık sorunlarından kaynaklı infaz erteleme başvurusu yapmak için Adli Tıp Kurumu’na başvuran Özkan hakkında tüm sağlık sorunlarına rağmen hapishanede kalabileceği yönünde bir rapor verilmiştir” dedi.
Ardından Halkların Demokratik Partisi (HDP) eski Eş Genel Başkan Yardımcısı Aysel Tuğluk’un da durumuna değinen Ferhat, Aysel’in 2016 yılından bu yana sağlık durumunun kötüye gittiğini ifade etti. Aysel için Kocaeli Tıp Fakültesi’nin “cezaevinde kalamaz” raporu verdiğini hatırlatan Ferhat, “Ancak İstanbul Adli Tıp Kurumu Başkanlığının, Aysel Tuğluk için yakın zamanda hazırladığı raporda ise; ‘Hayatını yalnız idame ettirebileceği ve hapishane şartlarında infazına devam edebileceği’ ifadelerine yer verilmiştir. Mehmet Emin Özkan ve Aysel Tuğluk özelinde yüzlerce hasta mahpus hapishanede tek başına hayatlarını idame ettiremeyeceği ve hastalıklarının hapishane koşullarında tedavi edilemeyeceği açıktır. Bir an önce tüm hasta mahpuslar için infaz erteleme sağlanmalıdır. Adalet Bakanlığı’nın özellikle ölüm sınırında olan hasta tutuklu ve hükümlülere ilişkin çok acil bir çalışma yapması gerekmektedir” şeklinde belirtti.
‘Dedemin kemiklerini istiyorum’
Ardından kaybettirilen Mehmet Özdemir’in torunu Beritan Kaya duygu ve düşüncelerini paylaşmak için söz aldı. Beritan, Hikayemiz, acılarımız, yaşadıklarımız ortak. Ama hikayemizi, acılarımızı sırtlamaktan vazgeçmeyeceğiz. Dedemi istiyorum, dedemin yoldaşlarını istiyorum. Ölü veya diri kayıplarımızı bulma mücadelemizden asla vazgeçmeyeceğiz. Her insan gibi benim de isteklerim var. Ben de dedemin bir mezarı olsun istiyorum. Kemiklerimizi istiyoruz sizden. Dedeme ve yoldaşlarına kemik demek ne kadar çok ağrıma gitse de istiyorum. Dedemin mezarı başında oturup, konuşabileceğim günler istiyorum. Elbet o günler de gelecek. Birçok annelerimiz bu adalet mücadelesini yarıda bıraktı. Ellerinizden öpüyorum. Cennet mekanları olsun. Onların bıraktığı yerden biz devam edeceğiz. Bu haklı mücadelemizden asla vazgeçmeyeceğiz. Gözaltında kaybetme insanlık suçudur. Faillerin bizimle yüzleşmesi ve yargılanması talebinden vazgeçmeyeceğiz” dedi.
Son olarak Diyarbakır’da kaybettirilen Mehmet Özdemir’in akıbeti soruldu. Mehmet Özdemir’in hikayesini İHD Hapishaneler Komisyonu’ndan Jiyan Ormancı okudu.
Diyarbakır’da 27 Aralık 1997’de Mehmet Özdemir’in kaybettirildiğini söyleyen Jiyan şöyle devam etti:
“Evli ve yedi çocuk babasıydı. Araki köyüne devlet güçleri tarafından sürekli baskın yapılıyordu. Bu baskılardan kaynaklı Mehmet Özdemir ailesini de alarak Diyarbakır’a göç etti. Bir süre sonra ise Araki köyü devlet güçleri tarafından yakılıp boşaltıldı. Mehmet Özdemir köye dönme ihtimali kalmadığı için Diyarbakır’da hayvan ticareti yaparak geçimini sağlamaya başladı. Mehmet Özdemir, zorla kaybedilmeden önce birkaç defa gözaltına alınmış bu gözaltılar sırasında ağır işkenceler görmüştü. 5 Ağustos’ta evi basılarak gözaltına alındı. 4 gün gözaltında tutulduktan sonra serbest bırakıldı. Yasadışı örgüte yardım ve yataklık ettiği gerekçesiyle hakkında yargılama başlatılmış ve 23 Ocak 1998 tarihinde beraat etmesiyle bu yargılama son bulmuştu. Mehmet Özdemir 26 Aralık 1997 günü sabahı hayvan pazarına gideceğini söyleyerek evinden çıkar. Buradan bir arkadaşının evini ziyaret ettikten sonra hayvan pazarının yakınındaki bir kahveye gider. Görgü tanıkları; Mehmet Özdemir’in kahvede arkadaşlarıyla otururken silahlı, sivil kıyafetli ve ellerinde telsiz bulunan iki kişinin Mehmet Özdemir’e kendileriyle birlikte gelmesini söylediğini, bu kişilerle dışarı çıkan Mehmet Özdemir’in beyaz bir taksiye doğru götürüldüğünü belirtmiştir. Yine arabanın içinde üçüncü bir kişinin de oturduğunu gören Mehmet Özdemir’in abaya binmemek için uğraştığını, kendini yere attığını, onu tutan kişilerden kurtulmaya çalıştığını da belirtmişlerdir.
Emniyet Müdürü tarafından gözaltına alındı
Ancak Mehmet Özdemir bu kişiler tarafından zorla, şiddet uygulanarak arabaya bindirilmiş ve oradan götürülmüştür. Olaya orada bulunan birçok kişi tanık olur. Olayın tanıklarından biri okuma yazması olmadığı için arabanın plakasını alamadığını söyler. Mehmet Özdemir’in eşi Enzile Özdemir, 29 Aralık 1997 günü önce İnsan Hakları Derneği’ne başvurdu ve eşinin zorla gözaltına alındığını, hakkında bilgi edinemediğini belirterek hukuki yardım talebinde bulundu. Orada bulunan avukatların yardımıyla daha sonra Diyarbakır Cumhuriyet Savcılığı’na bir dilekçe ile başvurdu ve eşinin kahvede otururken sivil kıyafetli polis memurları tarafından alındığını belirterek akıbetiyle ilgili bilgi talep etti. Bu taleplere yanıt olarak verilen dilekçeye ‘Mehmet Özdemir Emniyet Müdürlüğü tarafından gözaltına alınmıştır’ damgası vuruldu. Ancak bu damganın üzerinde hiçbir yetkilinin imzası bulunmamaktaydı.
Aradan bir süre geçmesine rağmen Mehmet Özdemir’den bir daha haber alamayan ve nerede tutulduğu kendisine söylenmeyen Enzile Özdemir, yeniden yetkili kurumlara başvurdu. Kendisine verilen yanıtta bu defa Mehmet Özdemir’in gözaltına alınmadığı bir yanlışlık yapılarak gözaltında olduğunun söylenmiş olabileceği iddia edildi. Mehmet Özdemir’in ailesi Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı’na, Türkiye Büyük Millet Meclisi İnsan Hakları Komisyonu’na, Diyarbakır Valiliği’ne başvurularda bulundu. İç hukuktan bir sonuç alamayan Özdemir ailesi 7 Eylül 1999 tarihinde Mehmet’in zorla kaybedilmesiyle ilgili AİHM’ne başvuruda bulundu. Yapılan tüm başvurulara rağmen Mehmet’ten bir haber alınamadı. AİHM, 8 Ocak 2008 tarihinde esas ve usul yönünden ihlal kararı verdi.”
Eylem, tüm kayıplar için 1 dakikalık oturma eylemiyle sona erdi.








