
68 hareketinin 50. yıldönümünde SMF, Partizan ve YDİ Çağrı’nın ortak düzenlediği “68’in 50. Yılında Gerçekçi Ol İmkansız Görüneni İste” sempozyumun ikinci günü Taksim Hill Otel’de başladı. “68’i Yaşayanlar Anlatıyor: 68’in Türkiye’ye Yansımaları” başlığıyla düzenlenen üçüncü oturumun konuşmacıları Gün Zileli, Mukaddes Erdoğdu Çelik ve Muzaffer Oruçoğlu; Sibel Özbudun ise oturumun modaratörlüğünü üstlendi.
Oturumun açılışını yapan Sibel Özbudun ‘nerde ezilen ve sömürülen varsa onun özgürlük çağrısıdır 68 ve hala egemenlerin korkusu olmaya devam ediyor. Türkiye’de 68 doğrudan bir devrim çağırısına dönüştü” dedi.
Oturumun ilk sözünü Mukaddes Erdoğdu Çelik aldı. 68’in dünya geneli bir başkaldırı hareketi olduğunu ifade eden Çelik, silahlı mücadele eğiliminin de bu dönemde en görünür halini aldığını ifade etti. 68 hareketine gençlerin, kadınların, işçilerin, köylülerin bir bütün toplamsal dinamiklerin katıldığını belirten Çelik, dünya genelinde de 68 hareketinin dinamiklerine örnekler verdi. 68’in cinsiyet ve kadın devrimi olduğunu da ifade eden Çelik, cinsiyet çelişkilerinin de bu süreçte görünür olmasına değindi. 68’e damgasını vuran bütün hareketlerin ve partilerin, kadın ve feminizm başlıklarına karşı uzak durduğunu belirten Çelik, kadın mücadelesinin 70’lerin başında ancak tartışılabildiğini ifade etti.
Türkiye’deki 68 hareketini ortaya çıkaran tarihsel gelişmeleri anlatan Çelik, 68 hareketinin 71 devrimci hareketine evrildiğini ifade etti. Çelik, 69 kanlı Pazarını örgütleyenlerinin başında Türkiye’nin bugünkü başbakanı olduğunu ifade etti. İdeolojik, teorik ve fikirsel köklü kopuşların en önemli öncülerinden birinin Kaypakkaya olduğunu ifade eden Çelik, Kaypakkaya’nın Kürt ulusal sorunu ile ilgili tespitlerinin açıklarken PDA ile yürüttüğü tartışmmalara değinerek daha o günden bu hareketin önderi olan Doğu Perinçek’in çizgisinin burjuvazi ile uzlaşmaya götürebileceği eleştirisinde bulunduğunu kaydetti.
Mukaddes Erdoğdu Çelik’in ardından sözü alan Gün Zileli ise 68’i eleştirel bir bakış açısıyla bakarak o dönemki gençlik hareketinin özgürlükler konusunda yeterince duyarlı olmadığını kaydetti. Kendisinin de DTC Fakültesi’ndeki başkanı olduğu Fikir Kulüpleri Fedeasyonu’nun çalışmalarında form tartışmalarına katılmak istemeyen öğrencileri baskı yoluyla dahil ettiklerini yine aynı şekilde 71 kopuşuyla kurulan partilerde ve örgütlerde komünternin hizip yasağı ilkesini benimseyerek hizipleri engellediklerini, 68 hareketinin en önemli iki merkezi olan Paris ve Prag’daki eylemlerden yalnızca Paris’tekileri desteklediklerini, Prag’da ortaya çıkan hareketi ise emperyalizm güdümlü olmakla suçlayıp Sovyetler Birliği’nin oraya askeri müdahalesini olumladıklarını ve bu yanlışın ancak yıllar sonra Maoist olunca farkına varıp Mao’nun bu müdahaleye karşı çıktığını öğrendiklerini ifade etti.
Zileli’nin sözlerini bitirmesinin ardından Muzaffer Oruçoğlu Skype ile sempozyuma bağlandı. Oruçoğlu Türkiye 68’inin anlamak için onun dinamiklerinin iyi anlaşılması gerektiğini ifade etti. Öncelikle Avrupa’da ve özelde Türkiye’yi derinden etkileyen Paris 68’ini ortaya çıkaran siyasi, ekonomik, kültürel gelişmeleri irdeleyen Oruçoğlu, Kübra Krizi, Vietnam Savaşı, Che’nin ABD emperyalizmine karşı Latin Amerika’da ortaya koyduğu mücadele pratiğini ve dünya çapında ortaya çıkan bir dizi politik, kültürel, ekonomik gelişmelerinin kendilerini nasıl etkilediklerini söyledi. Türkiye’deki 68’i esasen en çok Paris 68’inin etkilediğini vurgulayan Oruçoğlu ancak Türkiye’de 68 öncesinde de özelde ABD karşıtlığı üzerinden şekillenen yürüyüşlerle ifade bulan bir anti emperyalist hareketin gelişmiş olduğunu kaydetti. 68 yılında üniversitelerde ortaya çıkan işgallerin ise öncelikle sağcılar tarafından Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’nde ibadet özgürlüğü ve başörtüsü yasağının kaldırılması gibi taleplerle ortaya çıktığını ancak daha sonra bunun DTCF’deki solcu öğrencilerin üniversite işgalinin başta İstanbul olmak üzere ülkedeki tüm üniversitelere solcu öğrencilerin öncülüğünde yayıldığını belirtti. Bu dönem ortaya çıkan teorik yaklaşımlara değinen Oruçoğlu, Hikmet Kıvılcımlı, Mihri Belli gibi teorisyenlerin başını çektiği ordunun ve aydınlanmış küçük burjuva kesimlerin işçilerin sosyalizm mücadelesinde olumlu, öncü bir rol oynayacakları yönündeki fikirlerin baskın olduğunu belirtti. 68 hareketinin öncelikle kendi devletini hedef almayan ABD karşıtı bir anti emperyalist bir anlayışla başladığını, daha sonra anlayışın giderek sosyalizmi hedef alan ancak buna giderken devletin temsilci olan polisle çatışılmasına rağmen ordunun ilericiliği yönündeki hakim teorik fikirlerden etkilenen bir noktada durduğunu ancak nihayetinde İbrahim’in getirdiği eleştiriler sonucunda fikirsel olarak bu anlayışlardan koptuğunu ifade etti. Başta Kürt ulusal sorunu, kurtuluş savaşı sürecinin eleştirel olarak analiz edilmesi olmak üzere birçok temel konuda bir kopuş sergileyen Kaypakkaya’nın görüşlerinin sonraki süreçte 68 hareketini ortaya çıkaran dinamikler tarafından görünmek istenmediğini kaydetti. Oruçoğlu son olarak kişilerden ve olaylardan bağımsız olarak esas olması gereken şeyin sorgulayan ve bağımsız muhakeme yeteneği ile hareket eden insanın ortaya çıkması sorunsalı olduğunu vurguladı.
Muzaffer Oruçoğlu’nun ardından üçüncü oturum serbest kürsü başlığıyla soru cevap şeklinde sonlandırıldı.











