Connect with us

LGBTİ+

11. İstanbul Trans Onur Haftası Komitesi: Sokaklardan, meydanlardan vazgeçmiyoruz

11. İstanbul Trans Onur Haftası Komitesi, sokaklarda olacaklarına ve mücadele edeceklerine dikkati çekerek, “Transların varoluşu, yaşamı bile bir başkaldırı, bedenlerimiz hiçbir zaman onların koyduğu sınırlara sığmadı. kamusal alandaki varlığımızdan vazgeçmedik, Başkaldırımızı sürdürüyoruz, sokaklardan, meydanlardan vazgeçmiyoruz” dedi.

Yadigar Aygün/ İstanbul

İstanbul Trans Onur Haftası, bu yıl “Başkaldırı/Serhildan” temasıyla 16-22 Haziran tarihleri arasında gerçekleştirilecek. 11. İstanbul Trans Onur Haftası Komitesi ile trans+ların yaşadığı sorunları, çözüm önerilerini ve İstanbul Trans Onur Haftası’nda neler yapacaklarını konuştuk.

Türkiye’de trans+lar hangi sorunları yaşıyor?

11. İstanbul Trans Onur Haftası Komitesi: Çok boyutlu sorunlar ve aşağıdaki sorularda daha detaylı açıklayacağız. Sosyal hayatın içindeki dışlanma, şiddet, iş bulamama, aile içindeki reddetme ve şiddet… Aslında translara çocukluktan itibaren ait olmadıkları bir hayat dayatılıyor. Toplumsal cinsiyetin kendisi transların hayatı açısından doğrudan şiddet. Aile ve tüm toplumsal ilişkiler cinsiyetin biyolojik ya da dini fıtratlarla kurulması üzerine kurulu. Tüm bu normların karşısında beden uyumlanma sürecine başlama kararı alan translar ise kendi deneyimini varoluşunu doktorlara, psikologlara ispatlamak zorunda kalıyor. Bir de bütün bunlara eklemlenen trans düşmanı politikalar eklemleniyor. Devlet eliyle düzenlenen aile yürüyüşleri transları reddetmek üzerine söyleme sahip. Tüm bunlar transları şiddete açık hale getiriyor. Trans cinayetleri işleyen ya da translara şiddet uygulayan erkekler ise cezasızlık politikalarıyla ödüllendiriyor.

İktidarın her geçen yıl translara ve LGBTİ+’lara yönelik nefret söylemi artıyor. Bazen bunu kullandıkları dil ve söylemler ile yapıyorlar bazen de yasalar ile. İktidar neden sürekli yeni yasalar ile LGBTİ+’ları hedef alıyor? Bunu biraz değerlendirir misiniz?

11. İstanbul Trans Onur Haftası Komitesi: LGBTİ+ düşmanlığı sadece Türkiye’de değil, bütün dünyadaki otoriter/faşist rejimlerin kurucu unsuru haline geldi. Ötekileştirmeyle sınırlayamayacağımız derinlikli bir politik konum bu. Aslında bu politikaların yapı taşı “toplumsal cinsiyet karşıtlığı” yani antigender. Bu şekilde cinsiyetin/cinsiyete dayalı rollerin toplumsal ilişkiler içinde üretildiğine karşı çıkarak tüm bunları biyolojik ya da dini fıtratlarla açıklıyorlar. Aslında bu yüzyıllardır var olan bir şey fakat artık başta translar olmak üzere LGBTİ+’ları nefret nesnesi haline getirerek bu politikayı meşrulaştırıyorlar. Feminist hareket ve LGBTİ+ hareket ailenin içindeki şiddeti ve emek sömürüsünü ortaya çıkarmakla birlikte ailenin ideolojik işlevini de ortaya koydular. Yeniden aile kuracak işçiler, askerler, cinsiyetçi iş bölümüne uygun emek biçimleri üretecek, yerli ve milli değerlere sahip çıkacak hetero kadınlar ve erkekler yetiştirmek. Aile dediğimiz toplumsal birim gerçekten kriz içinde. Eve ekmek getiren erkek-aile reisi figürü çöküyor, bu figürlerin erkeklik krizini tatmin etmek adına bu erkeklere birtakım bedenlere şiddet uygulama hakkı veriyor. “Aile dağılıyor” söylemi LGBTİ+’lar hedef gösterilerek yapılıyor, transların bedenleri devlet eliyle şiddete açık hale getiriliyor. İktidarın söylemi toplumsallaşmış LGBTİ+ fobiden çok daha sert aslında. Yukarıdan aşağı nefret örgütlenmeye çalışılıyor. Eylemlerin ve etkinliklerin valilik tarafından yasaklanmasıyla başlayan gayri meşrulaştırma LGBTİ+ karşıtı nefret yürüyüşleriyle devam etti. Sağlık bakanlığının cinsiyet değiştirmeyi denetlemesi için kurduğu komisyon, hormon kısıtlamaları dört bir yandan iktidar LGBTİ+’lara saldırmaya devam etti. En son bakanlıktan sızan yasa ve HÜDA PAR’ın yasa tasarısıyla birlikte ise LGBTİ+ olmayı doğrudan gayri meşru hale getiren bir düzenden bahsediyoruz. Bu düzen yasalaşmış olmasa da fiili olarak uygulanıyor. Seks işçilerinin evi basılırken, eylemlerimiz, bayraklarımız yasaklanırken, trans kadınları öldüren katil erkekler cezasızlıkla ödüllendirilirken.

İktidarın, LGBTİ+’lara yönelik düşmanlaştırıcı, kutuplaştırıcı politikalarına ve nefret söylemlerine karşı neler yapılmalıdır?

11. İstanbul Trans Onur Haftası Komitesi: Yukarıda bahsettiğimiz LGBTİ+ düşmanı politikaların ve söylemlerin toplumsallaşmaması kısmının önemli olduğunu düşünüyoruz. Eylem yapmak, bir piknik etkinliği düzenlemek bile ne kadar zor hale gelse de her şeyin ne kadar kolay değişebileceğine de tanık olduk. Geçtiğimiz aylarda öğrenci hareketinin güçlenmesiyle birlikte birçok üniversitede LGBTİ+ eylemleri yapıldı, bayraklar sallandırıldı. Belki yıllardır bunu her yaptığımızda devlet şiddetiyle sindirilmeye çalışıldık. Bir yandan partilerimizi, atölyelerimizin konumunu bile sosyal medyada paylaşamıyorduk uzun süredir. Her yasaklamaya karşı farklı yöntemler geliştirdik. Tüm bu baskılara rağmen LGBTİ+ hareketi eylemliliğinden hiçbir zaman vazgeçmedi. Sanırım bu tarz otoriter rejimlerle mücadele ederken en önemli şey bu. Kişi sayısının, kitleselliğin ötesinde bir şeyler yapmayı sürdürmek ve kamusal lubunya politikası üretebilmek. Sadece eyleme katılan değil, birçok ilde onur yürüyüşleri düzenlenemiyor da, bir lubunyanın bu eylemleri görmesi, bir arada mücadele edebildiğimizi bilmesi bile önemli bir şey bizim için. Bizim derdimiz kendi özgürlüğümüz değil sadece. LGBTİ+ hareketin birçok toplumsal çatışmaya, eşitsizliğe dair mücadele ettiği alanlar var. Toplumsal muhalefetin/solun/feminizmin güçlü bir parçasıyız. LGBTİ+ düşmanlığı ve cinsiyetçilik rejimin temel unsurlarından biri haline geldiği için tüm toplumsal muhalefetin bunlar karşısında daha net bir tavır koyması gerektiğini düşünüyoruz. Binlercemizin Taksim’i doldurduğu onur yürüyüşlerini yeniden yaşatmak istiyoruz.

Trans+lar,  iş yerlerinde hangi sorunları yaşıyor? Bu sorunlara karşı neler yapılmalıdır? Hangi politikalar hayata geçirilmelidir?

11. İstanbul Trans Onur Haftası Komitesi: Belki de iş yerleri içinde sorunlardan önce iş bulma ve eğitim alabilme gibi en temel hakların konuşarak başlamalıyız. Herkes kendine sormalı gittiğiniz bir kafede, okuduğunuz üniversitede, çalıştığınız iş yerinde, gittiğiniz bir iş toplantısında kaç tane trans gördünüz? Transların üniversiteye gitmesi ya da iş bulması hukuki bakımdan yasak değil fakat fiili olan bir durum var. Bu ülkede kaç tane iş yeri bir transı işe alır eğer trans olduğunu anlıyorsa ya da biliyorsa? Üniversitelerdeki lubunya sosyalleşmeleri her LGBTİ+ açısından koruyucu alanlar oluşturuyor. Fakat birçok trans ailesine açıldığında reddedildiği için çok genç yaşta kendi para kazanmak zorunda kalıyor, bu ekonomik koşullarda ise üniversite kazanmak zorlaşıyor. Birçok iş yeri transları sadece trans oldukları için işe almıyor. Bu şekilde seks işçiliği gibi en güvencesiz işlere itiliyor translar. Güvencesizlik derken sadece ekonomik güvencesizlikten bahsetmiyoruz, translar canlarının bile güvende olmadığı işlerde çalışmak zorunda kalıyorlar. Transfobi toplumsal cinsiyetin birçok insana içselleştirdiği bir konum. Bir dönem özellikle Avrupa’da ve Amerika’da birçok eyalette transların mücadeleleri birçok hak kazanımıyla sonuçlandı. Sadece beden uyumlama süreci bakımından değil iş yerlerine LGBTİ+ kotası gibi ekonomik uygulamalar da mevcuttu. Bu gibi uygulamaların kısıtlarını görüyoruz, maalesef transların bu kotalara dair en yoksul öznelerden biri bu ülkelerde de. Aynı zamanda daha sağcı bir başkan vs. seçildiğinde bir anda kazanılan hakların kolayca geriye çekilmesi, bir günde Amerika’daki transların resmi kimliklerini bile kaybedebildiklerini gördük. Mesele transların varoluşunun toplumsal olarak içselleştirmesi işte o zaman birçok şey için sokağa dökülen insanlar transların hakları için de bunu yapabilir. Bu cinsiyetin hangi toplumsal dinamiklerle üretildiğine dair kitlesel bir mücadeleyle mümkün olur ancak. Tabi ki bir yandan da bu sistem içinde haklarımız için mücadele etmeye devam ediyoruz.

Türkiye’de translar intihara sürükleniyor ve trans intiharları politiktir. Trans+lar, neden intihar ediyor? Bu intiharlar nasıl önlenebilir?

11. İstanbul Trans Onur Haftası Komitesi: Yukarıdaki sorularda derinleştirmeye çalıştırdığımız meseleleri yeniden düşünelim. Toplumsallaşmış transfobi transların kamusal alandaki varlık biçimlerine doğrudan bir karşıtlık oluşturuyor. İllaki bu daha görünür fiziksel şiddetle bedenleşmiyor. Gündelik hayatın her alanına sızmış normatif beden ve cinsiyet algısı transları damgalıyor ve dışlıyor. Bakkala, markete gitmek gibi hayatın en basit anlarında bile bu hayata karışmış, içselleştirilmiş şiddet biçimleri işliyor. Bakışlardan, gündelik sohbetlerdeki garipsemeden atılan laflara uzanan farklı biçimlerdeki şiddet toplumsal cinsiyetin kendisi aslında. Bu çalışmak, okumak, biriyle flörtleşmek gündelik hayatın en basit akışlarında bile bunlar mevcut ve bunlar natrans öznelerin kendi bedensel-toplumsal deneyimlerinden yola çıkarak anlayacağı şeyler değil. Bunun ekonomik boyutu da büyük bir çaresizlik yaratıyor transların hayatında. İntihar birçok zaman “çaresizlik” ya da “çıkışsızlık” duygulanımlarıyla ilgili olabiliyor. Özellikle translar gibi devletin ve toplumun büyük bir kesiminin nefret politikalarının hedefinde olan öznelerin intiharı için bu duygulanımlar geçerli ve bu duygulanımların kökenleri sosyal gerçeklik içindeki tehdite ve şiddete dayanıyor. Bu intiharların önlenebilmesi için toplumsal ilişkiler içinde güçlü değişimlere ihtiyacımız var. Bu da güçlü bir LGBTİ+ hareketle mümkün olur. Transların çokça aktif olduğu bir harekete ihtiyacımız var. Aynı zamanda toplumsal muhalefetin farklı örgütlenmeleri içinde transların daha çok örgütlenebilmesine ihtiyacımız var. Hayatın, örgütlenmenin doğrudan parçası, faili haline gelmeliyiz. Dayanışma ve örgütlenme her birimiz için hayati, ekonomik çözümlerin ötesinde yalnız olmadığımızı bilmek trans intiharlarını önlemek açısından önemli praksisler. Kurduğumuz trans dayanışma ağlarımız her şeye çözüm olmasa da birçok trans için hayati.

11. Trans Onur Haftası 16-22 Haziran tarihleri arasında gerçekleştirilecek. Bu konuda komite olarak neler yapacaksınız? Bilgi verir misiniz?

11. İstanbul Trans Onur Haftası Komitesi: Cinsiyet uyum süreci deneyim aktarımı, aile yılı ve siyasal şiddet, t4t speed dating, gender euforia, seks işçiliği paneli gibi bir sürü etkinliğimiz var ve hepimiz çok heyecanlıyız! Programımız sosyal medya hesaplarımızda paylaşacak.

Trans Onur Haftası için topluma, kamuoyuna, LGBTİ+lara bir çağrınız var mıdır?

11. İstanbul Trans Onur Haftası Komitesi: Bu yıl, direnişin ve özgürlük arayışının sembolü olan temayla bir araya geliyoruz: SERHİLDAN/BAŞKALDIRI! Çağrımız çok net aslında, transların varoluşu, yaşamı bile bir başkaldırı, bedenlerimiz hiçbir zaman onların koyduğu sınırlara sığmadı. Bedenlerimiz evlere, gettolara da sığmadı, kamusal alandaki varlığımızdan vazgeçmedik, hiçbir duruma dair politik sözümüzü esirgemedik. Devlet baskısının, şiddetinin bizlere yoğun bir şekilde yöneldiği bu dönemde de başkaldırımızı sürdürüyoruz, sokaklardan, meydanlardan vazgeçmiyoruz. Gün geçtikçe bu sokaklarda daha özgür bir biçimde var olacağımızı biliyoruz, güvencemiz ise birbirimiz, lubunya mücadelemiz.



More in LGBTİ+