Connect with us

Analiz

Düzgün Kobani yazdı | Sınıf Mücadelesinde İlişki Etiği: Yoldaşlık mı, Kankalık mı?

Yoldaşlık ve kankalık, görünürde benzer bir samimiyet zemininden türese de öz itibariyle birbirine karşıt iki ilişki paradigmasını temsil eder. Yoldaşlık, ideolojik bir ilişki formudur; ortak amaç, eleştirel bilinç ve tarihsel sorumluluk temelinde şekillenir. Kankalık ise teolojik bir ilişki biçimidir; kişisel sadakat, duygusal bağlılık ve eleştirisizlik üzerine kurulur.

Yazar/Düzgün Kobani

Toplumsal mücadele yalnızca fikirlerin değil, ilişkilerin de alanıdır. Bir ideolojinin pratiğe dönüşme biçimi, onu savunan bireylerin birbirleriyle kurdukları ilişkilerde kristalleşir.

Bu bağlamda ezilen sınıf ideolojisini benimseyen bireylerin aralarındaki ilişkinin temel harcını tanımlayan şey yoldaşlıktır.  

Yoldaşlık, ideolojik ortaklık temelinde şekillenen bir ilişki biçimidir. Marx’ın sınıf bilinci anlayışına paralel biçimde, yoldaşlık bireyin kendisini yalnızca kişisel bir varlık olarak değil, kolektif bir öznenin teori-pratik ilişkisinde tanımladığı bilinç düzeyini temsil eder. Bu nedenle yoldaşlık, kişisel dostluktan ziyade politik bağlılık ve ortak dava temelinde kuruludur. Keza Lenin, devrimci örgütlülüğün sürdürülebilirliğini, kişisel bağların ötesinde ideolojik sadakatin sürekliliğiyle ilişkilendirmiştir. Yoldaşlık ilişkisinde belirleyici olan “ben” değil, “biz”dir. Bu “biz” bilinci, ortak bir hedef doğrultusunda hareket etmenin ahlaki ve ideolojik zeminini oluşturur. Yoldaşlık, duygusal bir yakınlıktan çok, tarihsel bir sorumluluk biçimidir.

Yoldaşlık hukukunu canlı ve sürekli kılan zemin ise eleştiri kültürüdür. Eleştiri yürütmek, yoldaşlık ilişkisinin hem denetim hem de dayanışma mekanizmasıdır. Eleştiri, yoldaşlık hukukunun garantörüdür; çünkü bireyler arası eleştirel ilişki, örgütlü bilincin sürekliliğini sağlar. Yoldaşlıkta eleştiri, ilişkinin bozulmasına değil, güçlenmesine hizmet eder. Eleştiri, bireysel hatanın değil, kolektif gelişimin aracıdır.

Ne var ki içinden geçtiğimiz süreçte politik ilişkilerde “kankalık” olarak adlandırılabilecek bir ilişki biçimi yaygınlaşmaktadır. Bu dönüşüm, yalnızca dilsel veya kültürel bir kayma değil; sınıf mücadelesinin özüne dair ideolojik bir çözülme değil, yoldaşlık bağındaki eleştiri ve ileri taşımanın aksine bu ilişkide gözlemlenen şey ise çoğu zaman ilişkinin çürümesine, bu ilişki biçimindekilerin kollektife kapalı hale gelmesine ve giderek bu nitelikteki ilişkidekilerin de “hasımlaşması” dönüşmektedir. Çünkü bu ilişki zemini eleştiriye değil, onaya dayalı bir ilişki biçimidir; bu nedenle eleştiri, duygusal bütünlüğü tehdit eden bir unsur olarak algılanır. Yoldaşlaşma hukukunda fikir farklılıkları bir zenginlik olarak görülürken, kankalıkta farklılık, ilişkisel uyumu bozan bir unsur olarak algılanır; bu da “tek düze” bir onay kültürünü üretir. Bu yönüyle kankalık, ideolojik çoğulluğu değil, duygusal sadakati teşvik eden teolojik bir bağlılık biçimidir.

Yoldaşlık ve kankalık, görünürde benzer bir samimiyet zemininden türese de öz itibariyle birbirine karşıt iki ilişki paradigmasını temsil eder. Yoldaşlık, ideolojik bir ilişki formudur; ortak amaç, eleştirel bilinç ve tarihsel sorumluluk temelinde şekillenir. Kankalık ise teolojik bir ilişki biçimidir; kişisel sadakat, duygusal bağlılık ve eleştirisizlik üzerine kurulur.

Bu bağlamda kankalık, örgütlü yapılarda adamsendeci (kişiselci) eğilimleri güçlendirir. Kolektif karar alma süreçleri, politik ilkeler yerine kişisel dostluk veya hoşnutluk ilişkileri üzerinden belirlenir. Hal böyle olunca, kurumun amaçlarını biçimlendiren ideolojiye göre değil, kankasının aldığı pozisyona göre tavır belirlenmektedir. Bu durumda örneğin kankalardan biri örgütle yaşadığı olası çelişkilerde, diğeri tarafını haklılığa bakmaksızın kankasından yana belirler. Bu durum, adaletin ve ilkeselliğin yerini duygusal sadakate bıraktığı bir çözülme haline işaret eder. Daha da ileri bir biçimde, kankası herhangi bir sebepten dolayı mücadele aracının dışına çıkmışsa, kendisi de aynı durumu seçmeyi ihmal etmemektedir.

Kankalık ilişkilerinin belirleyici olduğu yapıda bireyler, örgütsel konum ve ilişkilerini kurumun meşru aygıtları, kuralları ve kolektif organları üzerinden değil, kankaları üzerinden inşa ederler. Bilgiye ulaşma ve bilgi aktarımı, kurumsal mekanizmalardan geçmek yerine gayrı-resmî arkadaş ağları üzerinden gerçekleşir. Bu durumda şahsi ilişki, kurumsal iletişimin ve örgütsel hiyerarşinin yerine geçerek, kolektif bilgi dolaşımını parçalar ve örgüt içi karar süreçlerini kişisel bağlara bağımlı hâle getirir. Böylece kurumsal işleyiş, kolektif olmaktan çıkarak “kimin kiminle kanka olduğuna göre şekillenen bir gayrı-resmî güç zemini tarafından gölgelenir.

Diğer yandan, haklı ya da doğru olup olmadığına bakmaksızın, bir eleştiri süzgecinden geçirmeye ihtiyaç dahi duymadan “kankam yaptıysa – söylediyse doğrudur” anlayışı egemen olmaktadır. Bu da eleştirel düşüncenin yerini kişisel iman ilişkisine bıraktığı bir durum olarak politik aklı değil, duygusal bağlılığı meşrulaştıran bir mini-teolojiye dönüşür. Ki zaten sosyolojik olarak bunun arkaik bakiyesi de vardır: zira bu gibi ilişkiler çoğu kez bölge veya yöre kültürü esasına göre biçimlenmekte; grup veya “adamcı”lık temelli bir dayanışma anlayışı, ideolojiyi iğdiş eden burjuva kültürel kalıplara yaslanmaktadır. Zira bilinen bir gerçektir ki, bireyler geldikleri toplumun özelliklerinden arınarak sınıf mücadelesine katılmazlar; ancak en azından bu mücadelenin doğası gereği, değişim ve dönüşüme açık, sınıf mevziinde yer aldıklarının bilincinde olarak geldikleri yerin ilişki ve alışkanlıklarını değil konumlandıkları zeminin gereği olan ilişkileri işletmeleri gerekir.

Bir hareketin sosyolojisinin belirli bir bölge veya yöre insanınca daha yoğun ilgi görmesi anlaşılabilir bir olgudur. Hatta bu bölgeler, sınıf mevziisinin güçlü kaleleri hâline de gelebilir. Ne var ki, bir bölgenin özgün sosyolojik özellikleriyle sınıf kavgası yürütülemez; çünkü sınıf savaşımı, bölgesel kültürel reflekslerle değil, evrensel sınıf çıkarlarıyla tanımlanır. Bölgesel aidiyetin doğallığı, başka yöre insanlarının sosyal özelliklerine mesafe yaratabilir ve bu durum, kankalık ilişkilenmeleri aracılığıyla sahada garip, hatta çözülmeye yol açan biçimlere dönüşebilir.

Özetle;

Yoldaşlık, duygusal bir yakınlığın değil; ideolojik bir bilincin ürünüdür. Kankalık ise bilincin yerini alan duygusallığın, birey merkezli bir aidiyet biçimidir. Yoldaşlıkta eleştiri dayanışmanın teminatı iken; kankalıkta eleştiri, ilişkinin sonu olarak görülür. Yoldaşlık, fikir farklılıklarını zenginlik sayar; kankalık, farklılıktan korkar. Ezilen sınıfın kurtuluşu yalnızca ekonomik ya da siyasal düzeyde değil, bireyler arası ilişkilerin niteliğinde de belirlenir. Yoldaşlık, bu kurtuluşun ideolojik temelini oluşturur. Kankalık ise, sistemin bireyci kültürünün devrimci alana sızmış biçimidir. Bu nedenle mesele yalnızca ilişkinin sıcaklığı değil, bilincin yönü meselesidir:

Yoldaşlık, ideolojinin etiği, içtenliği ve estetiği, kankalık, sistemin beşiğine geri çağırmanın sistematiğidir.

Ufku devrim ve komünizm olanlar yoldaşlıkta kalırlar; kalanlar yoldaşlaşırlar.



Aralık 2025
PSÇPCCP
1234567
891011121314
15161718192021
22232425262728
293031 

More in Analiz