Connect with us

Kadın

‘Kadınlara uygulanan şiddet, devletin ve sermayenin şiddetidir, çözüm örgütlü başkaldırmaktır’

Türkiye’de kadına yönelik erkek şiddetinin arttığını belirten Emekçi Kadınlar’dan Merve Yeşilova, “Erkek şiddetinin ve ataerkinin, baskının, sömürünün kökten çözümü kadınların örgütlü olarak yaşamlarını çalan sisteme karşı ve bu çürütülmüş dünyaya karşı başkaldırmasındadır. Tüm emekçi, öğrenci, işçi kadınları, yaşamımızı yok sayanlara karşı yan yana yürümeye, birlikte özgürleşmeye çağırıyoruz” dedi.

Yadigar Aygün/ İstanbul

Kadın cinayetleri yalnızca bireysel şiddetin ya da aile konusunun bir ürünü değil, kapitalist sistemin ve ataerkil sistemin derinleştirdiği sosyal- kültürel çürümenin ve ekonomik krizi, yoksulluk, kadın yoksulluğunun, doğrudan bir sonucudur. Kapitalizm, iktidarın politikaları, yargıdaki cezasızlık politikası ile Türkiye’de her gün en az 3 kadın katlediliyor. Emekçi Kadınlar’dan Merve Yeşilova ve İstanbul İSİG Meclisi Sözcüsü Serpil Ünal ile Türkiye’de artan erkek şiddetini, iktidarın politikalarını ve erkek şiddetine karşı neler yapılması gerektiğini konuştuk.

‘Sistem katillerle iş birliği yapıyor’

Yeşilova, kadına yönelik artan erkek şiddetinin asıl nedeninin kapitalizm ve ataerkil sistemden kaynaklandığını vurguladı. Yeşilova, “Kadınlar evde, sokakta, okulda, kampüslerde, iş yerlerinde; yaşamlarını var ettikleri her alanda gittikçe artan bir biçimde katlediliyor, şiddete, tacize, cinsel saldırıya uğruyor. Bu cinayetlerin kendisi, tesadüfi veya bireysel olarak ele alınacak olgular değiller. Kadınlara uygulanan şiddet, erkeklerin, devletin ve sermayenin şiddetidir. Kadınların yaşamı sistematik olarak tehdit altında. Kadına yönelik şiddetin bu denli artışında, bireysel değil toplumsal nedenler var. Kapitalist sistemin derin bir kriz, sıçramalı bir çöküş içinde oluşu hiç olmadığı kadar görünür bir hale geldi ve bunu tersine çevirmek için sistem gitgide saldırganlaştı. Baskı inanılmaz boyutlara ulaştı. Bu saldırganlık ve baskılar, ataerkiyi palazlayıp kadına yönelik her türlü şiddeti derinleştiren dinci-faşist devlet ile hayat buluyor. Devlet aygıtı, varlığını patronların işçilere ve erkeklerin kadınlara kurduğu tahakküm üzerinden sağlıyor. Sistem bir egemenlik yöntemi olarak şiddete başvuruyor, alınmayan önlemlerle alenen katillerle iş birliği yapıyor. Kadın katilleri sistem tarafından cezasız bırakılabiliyor, aile için şiddet kaçınılmazken devlet ‘aile yılı’ ilan edebiliyor, kadın cinayetleri ‘günlük olay’ gibi sıradanlaştırılabiliyorsa ortada yeni katillerin var olmaması için, erkeklerin şiddet uygulamaktan vazgeçmesi için hiçbir sebep yok demektir” dedi.

‘Hiçbir kadın cinayeti, devletin yürüttüğü politikalardan bağımsız değildir’

Yeşilova, iktidarın ve yargının kadın katliamlarının ve erkek şiddetinin artmasındaki politikasını değerlendirdi. Yeşilova, “Hiçbir kadın cinayeti, devletin yürüttüğü politikalardan bağımsız değildir. Dinci-faşist iktidar en geniş kadın kitlelerine kesintisiz bir saldırı politikası sürdürüyor. Var olan toplumsal koşullarda iktidar, ataerkil sistemden aldığı güç ile kadını yaşamın dışına itiyor ve evlere hapsediyor. Dış dünyada ise daha güvencesiz ve düşük ücretli işlere kadınları mecbur bırakıyor. Kadının bu ikincil konumu, toplumsal yaşamın içerisinde dinci gerici düşünceler pekiştirildikçe, derinleşiyor. Bu durum erkek cinsinin kadın cinsi üzerinde bir iktidara sahip olduğu fikrini daha da meşrulaştırıyor. Böylece kadınlar sırf sokakta yürüdüğü için, sırf okumak istediği için, boşanmak istediği için, çalışmak istediği için, eve geç geldiği için, sırf ‘var olduğu’ için ve erkekler öyle ‘uygun’ gördüğü için öldürülüyor. Yasalar, sözleşmeler, ‘ahlak’ kavramı ve daha nicesi ancak ve ancak bu tahakkümü sürdürmek üzerine kuruluyor. Bu yüzden gerek görüldüğünde bir gecede İstanbul Sözleşmesi feshedilebiliyor. Dinci gerici politikalarla kadınların yaşamını karanlığa boğabiliyor. Ama ne olursa olsun kadınlar, bu karanlığın içinden mücadelesiyle çıkacağının, dinci faşist iktidar ve ataerkil sistemi tarihin çöplüğüne yollayacağının bilincindedir” diye konuştu.

‘Tüm kadınları yan yana yürümeye birlikte özgürleşmeye çağırıyoruz’

Erkek şiddetini önlemek için kadınların örgütlü ve birlikte mücadele etmesi gerektiğini şu sözler ile vurguladı; “Kapitalizm tüm gericiliğinin yanında kadınların yalnızlığa, çaresizliğe, ölüme mahkûm edilmesi demektir. Kapitalist sistem her gün yeni katiller, tacizciler, tecavüzcüler, şiddet faillerini yaratılması ve bunlara çanak tutanların görmezden gelinmesi demektir. Kadınların toplumsal konumunun gitgide gerilemesi, erkek şiddetinin yaşamın olağan bir parçası haline gelmesi demektir. Bu yüzden, mücadelenin kendisi (ve bu mücadelenin sonucunda kapitalizmin yıkılması) kadınlar için bir tercih olmaktan çok zorunluluktur. Tasvir ettiğimiz bu ağır baskı, sömürü ve şiddet ortamında sokağa çıkmak, gidişata dur demek büyük bir cesaret istiyor olsa da kadınlar; özellikle son yıllarda Türkiye ve Kürdistan’ın her bir sokağını sarsan eylemlerinde bu cesareti gösterdi. Kapitalizmin bu ataerkil cehenneminden kurtulmak için kadınlar bir adım ileri attı, artık sistem ne kadar şiddete başvurursa başvursun bu adımı geriletemez. Burjuvazinin tehditleri, reformizmin aldatmacaları kadınları yolundan çeviremez. Çünkü bugüne kadar ‘hak’ diye sunulan her şeyi kadınlar kendi mücadelesiyle aldı ve artık sıra, bu mücadelenin kadın mücadelesinin kadının tam ve eksiksiz kurtuluşu için yükselmesindedir. Tarihsel bir görev olarak duran kadın özgürlüğü mücadelesi kadın dayanışması ile isyana yansımalıdır. Erkek şiddetinin ve dahası; ataerkinin, baskının, sömürünün kökten çözümü kadınların örgütlü olarak yaşamlarını çalan sisteme karşı ve bu çürütülmüş dünyaya karşı başkaldırmasındadır. Bu başkaldırış aynı zamanda tüm ezilenlerin, işçi sınıfının ve kadınların zaferi olacaktır. Şimdi tüm emekçi, öğrenci, işçi kadınları yaşamımızı yok sayanlara karşı yan yana yürümeye, birlikte özgürleşmeye çağırıyoruz.”

‘Yoksulluk erkek şiddetini artırıyor’

İSİG Meclisi İstanbul Sözcüsü Serpil Ünal, çocuklara yönelik artan erkek şiddetine dikkati çekti. Ünal, yoksullaşmanın erkek şiddetini arttırdığını söyledi. Ünal, “Boğaziçi Üniversitesi’nde Hilal Özdemir’in öldürülmesi hem bir kadın cinayeti hem de diğer yönü ile bir iş yerinde gerçekleştiği için iş cinayetidir. Çünkü iş yeri çalışanın güvenliğini korumak zorundadır. İş yeri bundan sorumlu. Bir başka dikkat çeken konu ise Hilal Özdemir’in 15 yaşında bir çocuk olması ve bir üniversitenin içinde çalışıyor olmasıdır. Üniversiteler o kadar özelleştirilmiş, ticarileştirilmiş ki içinde işletmeler var. Bu işletmeler dışarıya açık etkinlikler düzenleyebiliyorlar. Normalde üniversiteye giriş çıkış kontrollüdür. Özdemir’i öldüren şahıs elini kolunu sallayarak, ‘burada bir organizasyon var’ diyerek, üniversiteye girebiliyor ve Özdemir’i öldürülüyor. Bir başka yönü ise giderek artan yoksulluk ile daha fazla çocuk çalışmak zorunda kalıyor. Gerek iş yerinde gerek ise işe gelip giderken şiddete, tacize, tecavüze, saldırılara açık hale geliyor. Bu da yoksullaşmanın getirdiği bir zorunluluk çünkü çocuk 15 yaşında çalışmak zorunda kalıyor. Dolaysıyla saldırıya açık korunaksız bir hale geliyor. İş yerinde şiddete, baskıya, mobbinge de uğrayabiliyor. Bu yönü ile bakmak gerekiyor. Yoksulluk, nedeniyle erkek şiddetine maruz kalabiliyorlar” dedi.



More in Kadın