
Bizzat devrimciler de dahil olmak üzere, alakalı herkes devrimci hareketleri eleştiriyor. Devrimci hareketlerin önemli bir kısmı da samimi özeleştirilerde bulunuyor. Bu durum eleştirilerin tamamen sübjektif olmadığını, nesnel bir zemine sahip olduğunu gösterir. Kendine dönük içerden eleştiri anlamlıyken, kendini dışta tutan dışardan eleştiri tarzı da görülmektedir. Ancak bu durumda sorunlu olan yanlar var ki, bu önemlidir. Nesnel gerçeklikten de türese, sübjektif eleştirilerin yaygın olduğunu, daha da önemlisi özeleştiri tanımayarak kendisini sorumluluktan men eden hep dışarıyı eleştiren ve adeta buyruklar yağdıran ama bu buyrukların sübjektif güçler bağlamında karşılığının olup olmadığıyla fazlaca ilgilenmeyen rahat eleştiri biçiminin de olduğu şeklinde genellemeci bir tarzın yaygınlığından bahsetmek doğru olur. Dolayısıyla bu sorun üzerinde durmak, yani eleştiri olarak tek yanlı biçimlenen bu tarz üzerinde durmak faydalı olacaktır…
Devrimin sorunlarıyla yakından ilgilenmek, bu sorunların aşılması için kafa yormak, daha da önemlisi bu alakanın tutarlı davranışı olarak eylemde bulunmak taktire değer tutumdur. Bu anlamda tüm devrimciler saygındır; duruşları ve çabaları saygındır çünkü ezilip sömürülen milyonların sorunlarına kayıtsız kalmayarak ve bedel ödeme pahasına mücadele ederek tamı tamına saygı değer bir uğraş vermektedirler. Mücadelelerine neden yaptıkları amaç ve hedefleri tamamen saygın ve yücedir. Mücadeleleriyle anlam kazanan varlık gerekçeleri, bu amaç ve hedeflere bağlı olarak tarihsel önemdedir.
Baskı, zulüm ve sömürünün ortadan kaldırılarak sınıf ayrıcalıkları ve bilumum burjuva imtiyazlara son verilip eşit ve ‘‘kardeşçe‘‘ bir düzenin-toplumsal bir sistemin kurulması ve buradan tüm sınıf ve sınırların ortadan kalkmasına uzanan amaç ve hedefler insani değerler olarak yüceyken, bunlara yalnızca insani değerlerden uzak olan burjuvazi ayak direyip karşı durur-durmaktadır. Devrimin ve devrimcilerin görev ve hedefi burjuvaziyi yenmek olduğuna göre, burjuvazinin bu karşı çıkışında bir sorun yoktur. Burjuvazi tabiatını, devrim de doğasını takip etmektedir, edecektir…
Bu zorlu tarihsel sorumlulukta komünist devrimciler ve devrimciler, devrimin sorunları, dolayısıyla devrimci parti ve örgütün sorunları hakkında ne kadar tartışma yürütür, ne kadar araştırıp inceleme yapar ve ne kadar kafa yorup pratiğe girerse o kadar iyidir. Bu, devrimin ve devrimciliğin varlık sebebidir. Eleştiri, öneri, perspektif, fikir, teori ve elbette eylem üzerine ne kadar söz söylenir, çaba gösterilir ve teorik-pratik zeminde çözümler üretilirse, sorunlar o ölçüde hafifletilmiş, devrim ve onun araçları o kadar güçlendirilmiş olur. İyi niyetli olarak devrimci amaç ve hedefler uğruna ve bu doğrultuda dile getirilen her eleştiri, söylenen her söz, gösterilen her pratik, öneri ve perspektif kesinlikle faydalıdır, devrimcidir. Bütün bunlarda bir sorun olmadığı gibi, bilakis geliştirici ögeler olarak hepsi birer ihtiyaçtır.
Ne var ki, belli bir nesnel gerçeklik ve ihtiyaçlar zemininde de olsa, dile getirilen her söz, her eleştiri, öneri ve yaklaşım biçimi aynı derecede doğru olamaz, değildir de. Bunların doğru olması için, yalnızca doğrunun bir parçasını dile getiren değil, tüm parçalarını, bileşenlerini ve bütünü oluşturan parçalar aralarındaki kopmaz bağları dikkate alan objektif bir muhtevaya oturması gerekir. Burada sübjektivizm rol oynayan bir ayraç, öznelciliği besleyen bir faktör olarak önem kazanır.
Sübjektivizmin temeli tek yanlılıktır
Sübjektivizmin temeli tek yanlılıktır ki, bu daha çok olgu ve gerçeğin tüm yönleriyle ele alınmaması ve bütünlüklü olarak kavranmaması gerçeğini tanıtlar. Sübjektivizm bazen ya da ekseri olarak kitabi bilgilerle veya salt teorik doğrularla gark olur, yaşamın gerçeğine tam dokunmaz ya da bu gerçeğe tam dokunamadığı için tek yanlı kalır ve teori ile gerçek yaşam arasındaki bağı yeterince kuramadığı için öznelcilikte sabitlenir. Bu durum, sübjektivizme mekanik özellik veya dogmatik nitelik katar…
Doğrunun veya kitabi ve teorik doğrunun gerçek yaşamda karşılığına bakılmaksızın tekrar edilmeleri, belki doğrunun bir parçasının ifade eilmesi değeri taşır ama tam doğruyu-doğrunun hepsini tarif etmekten yoksun kalır. Dolayısıyla, doğru adına sunulan yaklaşım ve anlayışta palyatif kalır. Bu sübjektivizmin en yaygın görünümü olarak karşımıza sıkça çıkar-çıkmaktadır. Sübjektivizmin en yaygın biçimlerinden biri de, mükemmeliyetçilik anlayışı temelinde görülür. Teorik doğrulara mutlak vurguyla reel gerçek veya objektif yaşam gerçekliği göz ardı edilir, ikisi arasındaki uyum-zorunlu uyum unutularak salt teorik doğruların tekrarıyla yaklaşım sergilenir.
Teorideki doğru propaganda edilerek öne çıkarılır ve bu mükemmellikte bir pratik beklenir veya istenir. İstem iyi ve devrimci fakat istemin gerçekle bağının kurulamaması ve bu istemin gerçekte karşılığının aynı mükemmellikte olmaması, devrimci istemin altını pratikte boşaltan gerçektir.
Yapılması gerekenler sıralanmakta ve olunması gereken nitel-nicel durum tarif edilerek dillendirilmektedir. İstem ve ideal olarak hepsi doğru ve devrimcidir. Ne var ki, nasıl yapılacağı, hangi yöntem ve araçlarla, hangi güç ve olanaklarla yapılacağı sorusu gözden kaçırılmakta, sadece yapılması gerekenler ifade edilmektedir. Örgütsel durum ve pratik olarak olunması gereken durum tarif edilmektedir. Ama bunun nasıl ve hangi şartlarla, hangi yöntemlerle vb. vs. gerçekleştirilebileceği dikkatten kaçırılmaktadır. Kısacası, gerçek örgütsel durum ve şartlar, örgütsel koşul ve olanaklar, güçlerin durumu, genel ve özel koşullar ötelenerek salt teorik doğrulara bağlı istemler sıralanmaktadır. Sübjektivizm ve sübjektivizmin belirgin özellikleri bu yaklaşım tarzına damga vurup öne çıkmaktadır.
Mekaniklik, mükemmeliyetçilik gibi özelliklerle biçimlenen sübjektivizmin bunlar karşısındaki temel savunusu, ‘‘şartların arkasına saklanarak pasifizm, eylemsizlik, mevcut edilgen durum meşrulaştırılamaz. Komünist devrimciler şartları değiştirmekle mükelleftir, şartlar bahane edilerek mücadele pratiğindeki zayıflık kanıksanamaz‘‘ biçiminde ortaya çıkmaktadır. Sübjektivizmin temel hastalığının hortlamasıdır bu. Zira, objektif gerçeği dikkate almak, şartları, koşulları, sebepleri vb vs neden sonuç ilişkisi içinde tüm bağlaşıklarıyla değerlendirmek başka bir şeydir ve bilimsel yaklaşımdır ama şartların arkasına sığınmak veya edilgenliği meşrulaştırmak başka bir şeydir. Objektif gerçekleri görüp dikkate almak bilimsel yaklaşımdır. Bunları reddetmek ise kuru iradeci ve sübjektif yaklaşımdır.
Oysa ikna edici ayna pratiktir. Olağan bir askeri eylem planlayıp pratikleştirilirken komuta kademesi neleri dikkate alır, alarak hareket eder? Önce kendi gücünü göz önünde bulundurur, değerlendirir. İkinci olarak düşmanın durumunu, konum ve pozisyonunu, hareketini, gücünü dikkate alarak hesaplar. Sonra arazinin durumunu dikkate alıp inceler ve bunun gibi bir çok şartı değerlendirerek eylem gerçekleştirmenin koşullarını tespit eder ve eylemi bu bütünlük içinde kararlaştırır. Güçlerini ve genel şartları değerlendirerek eylem için uygun bulmayan bir komuta kademesi, başarısız bir eylem veya girişimden sakındığında ‚‘‘şartlara sığınarak eylem yapmıyor‘‘ diye suçlanabilir mi? Hayır. Peki komuta kademesinin bütünlüklü şartları değerlendirmesi yanlış mıdır? Hayır. O halde yukarıda yapılan ‘‘şartlara sığınma‘‘ savunusunun sübjektif bir ısrar olduğu aşikardır…
Devam edelim. Kimi devrimci parti-örgütlerin, tamamen sol sübjektif anlayış temelinde derhal devrim konseylerini oluşturma önerileri yapıp iktidarı alma planlamaları içine girdiğine herkes tanık olmuş, duymuştur. Doğrudan iktidarı almaya dönük şiar ve sloganların kullanıldığına da sıklıkla rastlanmaktadır. Hatta bazı sınırlı devrimci gelişmelerin yaşandığı durumlarda yoldaşlarımızın da kimi etkilenmeler içinde benzer önerilerde bulunduğu bir gerçektir. Bütün bunlar karşısında, genel şartların iktidarı almaya uygun olmadığı şeklindeki görüş şağ veya eylemsizliği meşrulaştıran görüş olarak eleştirebilir miyiz? Ya da iktidarı alma hamlesine geçiş yapmak isteyen ilgili yaklaşım ve anlayışların objektif bilimsel, gerçekçi olduğunu söyleyebilir miyiz? Hayır. Tersine, iktidarı alma şartlarına sahip olmadığımız, bu güç ve durumda olmadığımız görüşü objektif ve bilimseldir. İktidarı burjuvazi verse bile, başta söz konusu devrimci örgüt-partiler olmak üzere, komünist devrimci hareket iktidarı alma yeterliliği, şartları ve gücüne sahip midir? Hayır. Yani, mevcut örgütsel siyasi güç şartlarında iktidar alınsa bile, bu iktidar, mevcut güç ve örgütlülük durumuyla yönetilebilir mi? Hayır. İşte, şartların, koşulların, örgütsel güç ve durumun önemi bu kadar hayatidir.
Dahası, devrimci çalışmanın bir bölümünde sınırlı görev ve sorumluluklar yerine getirmekte yetersiz kalan gerçek duruma karşın, mükkemmel bir örgüt ve mücadele pratiğini vaaz etmek, evet tüm gerçekler gözardı edilerek ‘‘yapılsın, edilsin, olunsun‘‘ diye salık verilen teorik doğrular bir vaazdan öteye geçebilir mi? Geçmez, çünkü gerçek durumla bağı zayıf sübjektif beklentilerdir, gerçekçi değil… Gerçeği değiştirmek için gerçekliğin görülmesi-anlaşılması ve dikkate alınması, buna uygun bir planın yürürlüğe koyulması, yeterli güçlerle bu planın pratikleştirilmesi şartlarına sahip olunması gerekmektedir. Gerçek, salt teorik doğruların veya kitabi bilgilerin tekrr edilmesiyle değiştirilemez, bu teorik doğruların gerçek durum ve şartlarla birleştirilmesi ve uyumuyla mümkündür.
Konuşan ve yazan hemen herkes istisnasız olarak, ‘‘şöyle Komünist olunur, şöyle mücadele verilir, şöyle devrimcilik yapılır‘‘ vb vs şeklinde bolca öğüt verip ideal doğruları tekrarlar. Ve garip ki, tipik biçimde kendisini dışta tutarak hep başkalarına bu görevleri atfeder, salık verir. Ama bu buyurduklarının şartları nedir, koşulları nedir, durumu nedir diye merak buyurmazlar. İşte sübjektivizmleri burada da sırıtır. Çünkü bunlar sadece yapılsın isterler ama nasıl yapılacağıyla ilgilenmezler. Ve çünkü bunlar hep kitabi bilgilere göre konuşur, isterler. Hep konuşur ama gerçekçi düşünüp objektif olamazlar. Gerçekliğin ilerisinde altı boş ama keskin lafazanlıklarla meşgul olurlar. Bu sübjektivizmin sol anlayışla belirmesi biçimidir. Lakin yaşam gerçeğinden kopuk olanların, aynı zamanda parti-örgüt gerçeğinden kopuk düşünüp konuşanların, bu gerçeklikleriyle sübjektivizme düşmemeleri tasavvur edilemez.
Sübjektivizm sistemli çizgi-anlayış-davranış haline gelirse, bilimsellikten uzaklaşılarak idealizme terfi eder
Sübjektivizm sistemli çizgi-anlayış-davranış haline gelirse, bilimsellikten uzaklaşılarak idealizme terfi eder. Ki, sübjektivizmde asıl tehlike burada açığa çıkar. Gerçekleştirilebilecek olanla ilgili olmak yerine, gerçekleşmesi daha uzak olanla ilgilenip bunu anın görevleri haline getirerek başarısızlığı koşullamaktan kurtulmaz bu sol sübjektivizm. Sübjektif gerçeği somut gerçeğin yerine koymak ya da istemleri gerçeğin yerine koymak temel karakteridir sübjektivizmin. Ancak sistemli çizgiye dönüşmemiş bir sübjektivizm, yani tek-tek sorunlarda tezahür eden sübjektivizm hatası her yerde görülebilecek anlaşılabilir genel bir olasılıktır. Zarar çapı olduğundan fazla abartılmaması gerekendir…
Sübjektif düşünenleri veya sübjektivizm hatasını bir kenara bırakırsak, objektif düşünenlerin hatası, kusur ve kabahati hiç mi yoktur? Kuşkusuz ki, hayır. Bilimsel ve objektif düşünenlerin de ciddi hataları, eksiklikleri ve zayıflıkları vardır. Eleştirilerin önemli zeminini bu hatalar-eksiklikler oluşturur. Yani, sorunun tümü sübjektivizmle veya sübjektif düşünüp eleştirenlerle, sübjektif istemlerde bulunanlarla sınırlı değildir. Doğru zeminde bulunan bilinçli devrimci hareketlerin, Komünist devrimcilerin de ciddi hataları, zayıflıkları ve sorunları vardır…
Bunlar da tıpkı sübjektif davrananların davranışının tersine olmak üzere, abartılı gerçekçi ve şartlara kilitlenme özelliğiyle öne çıkmaktadır ki, bu tarz onları eylemde bulunmaktan geri tutan zemini beslemektedir. İradi müdahalelerini zayıflatan işlev görmektedir. Yani, sola tepkien sağ eğilime meyil etmeleri tehlikesini beslemektedir. En azından pratik durum veya eylemsel davranış durumu reel olarak bu pratik eğilimi göstermektedir. Oysa, objektif şartlar zemininde mümkün olan, yani gerçekleştirilebilecek eylem ve pratiğe başvurmak yapılması gerekendir, doğru olandır.
Fakat, çizgi ve anlayış olarak doğru zeminde duran bilinçli devrimci hareket veya komünist devrimciler bu pratik eylem sahasında gözle görülür biçimde sorunlu ve zayıftır. Ki, bu durum, onların doğru çizgiye sahip olduklarını, pratik çizgi bakımından tartışmalı kılan zemindir. Doğru çizgi yalnızca teorik zeminde temsil edilemeyeceğine göre ve pratikte uygulanması gerektiğine göre, eyleme dökülmeyen ve pratikleştirilemeyen çizgi eleştiriye muhtaçtır, eksiklikler taşıyor demektir. Bu sorun, her nitelikten örgütlü devrimci hareket açısından yaygın bir sorun ve zaaftır.
Her çizgi pratikte sınanmaya muhtaçtır. Pratiğe sokulmayan çizgi gelişme değil, gerilemelerle karşı karşıyadır. Evet, devrimci çizgi pratikte sınanmıştır. Fakat bu çizgi pratikten geri çekildiğinde kendisini geliştirmekten yoksun kalarak gerilemelere adaydır. Hiç şüphe yok ki, çizgimiz proleter devrimci çizgidir. Ancak bu çizginin söz ve yazı üzerinde kalması, onu maddi güce ulaşmaktan alıkoymaya yeterdir. Bugün devrimci çizginin tek ve temel sorunu esasta pratiktir, eylemdir. Örgütsel gücün yetersizliği, gelişip büyümemesi tam da bundan kaynaklıdır. Somut durum ve gerçeğin ilerisinde değil, ama gerçekleştirilebilir ve gerçekleştirilmesi mümkün olan pratiğe dökülmesi şarttır.
Her çizgi pratikte sınanmaya muhtaçtır
Bu yapılmadan ilerleme ve gelişme sağlanamaz. Gerçekleştirilebilir hedefler ve görevlerle küçükten büyüğe doğru pratiklere girişmek ötelenemez ihtiyaçtır. İşinden atılan tek bir işçi haklarını kazanmak için tek başına eylem gerçekleştirebiliyorsa, örgütsel güçleri zayıf da olsa her devrimci örgüt-hareket illede bir eylem kapasitesine sahiptir ve eylem gerçekleştirebilir. Eylemden kasıt, sadece büyük ve sansasyonel pratikler değil, eylem sahasında varlık gösteren en mütevazı eylemsel pratiklerdir de. İmkanlar dahilinde ve ama imkanları da zorlayan yaklaşımla eylemde bulunmak tamamen mümkün olan devrimci görev, pratik ve sorumluluktur.
Nitekim, bu doğrultuda belli gelişmeler yaşanmaktadır. Mesele bunu sistemli hale getirip kararlı bir yönelime dönüştürmektir. Güçlerimiz yetersiz ise, buna uygun görev ve sorumluluklarla hareket etmek doğrudur. Ancak pratikten geri durmak, pratik doğrultusunda irade göstermemek ve ileriye doğru adımlar geliştirmemek devrimci çizgiyle bağdaşmaz. Küçük pratiklerle büyük pratiklere doğru ilerleme perspektifi objektif gerçeğe uygundur. Büyük eylemlere ulaşmak ve devrimi geliştirmek, küçük de olsa birikim ve kazanımlar yaratan ileriye dönük mücadelelerle mümkündür.
Bugün nesnel şartlar daha uygun olup ilerleme eğilimi taşımaktadır. Bu eğilimin örgütlü devrimci hareketin bilinçli iradesi tarafından desteklenerek geliştirilmesi görevdir. Devrimci irade devrimci çalışmaları geliştiren pratiklerle süreci ileriye taşıma sorumluluğuyla karşı karşıyadır. Hiç bir çalışma küçümsenmeden geliştirilmeli ve bütün çalışmalar kitleleri örgütleyerek ilerletme hedefiyle yürütülüp kitlelerin talepleriyle birleşmelidir. Kitlelerin talep ve arayışlarını karşılayarak onlara umut veren alternatifin geliştirilmesi için somut kazanımlara endeksli meşru devrimci pratik ve çalışmalara önem verilmelidir…





