
MA’da yer alan haberde, İstanbul’un Sultangazi ilçesinde yer alan Kent Ormanı girişinde 14 Nisan 2017 tarihinde “dur” ihtarına uymadıkları iddiasıyla polis tarafından açılan ateş sonucu yaşamlarını yitiren Barış Kerem ve Oğuzhan Erkul’un faillerinin yargılandığı davanın ikinci duruşması İstanbul 1. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü. Sanık 4 polisin katılmadığı duruşmada taraf avukatları hazır bulundu.
Duruşmaya hayatını kaybeden Barış Kerem’in annesi Melike Altınışık, Oğuzhan Erkul’un annesi Seyran Erkul ile ablası Figen Erkul’un yanı sıra saldırıda yaralanan Ramazan Altürk, D.E., B.Y. ve aileleri de katıldı
“Polisler küfür ederek üzerimize geliyorlardı”
Kimlik tespiti ardından başlayan duruşmada ilk olarak ataş açılan araçtan yaralı kurtulan D.E. ve B.Y’nin ifadeleri alındı.
Yaşları 18’in altında olan her iki çocuğun ifadeleri pedagog eşliğinde alındı. D. E. alınan ifadesinde “Parkta 5 kişiydik, oturup sohbet, muhabbet ettik. Park çıkışı bize çok yakındı. Parktan çıkarken virajı döndük, kalabalık polisleri gördük. Camları ve ışıkları yaktık. Çevrede aydınlatmalar da vardı. Çıkıştaki kapanda yavaşladık. Birinci polisi geçtik, ikinci poliste durduk. Olay çok hızlı gelişti. Polislerle dipdibeydik. Polisler küfrederek üzerimize geliyorlardı. Ben de panikledim. Bize, ‘hareket ederseniz sıkarım’ dediler” dedi.
Bulundukları aracın içinin dışarıdan net olarak görüldüğünü, çocuk olduklarının belli olduğunu söyleyen D.E., “Ardından gaza bastım. Zırhlı araç da beni sıkıştırdı, kaldırıma çıktım. Bir iki metre sonra ateş başladı. Ben inanamadım ilk başta plastik mermi sandım. B.Y. yanımda oturuyordu. Sonra da hastaneye gittik. Dikiz aynasına baktığım zaman arkamdan polis gelmiyordu. Hastaneden çıkar çıkmaz ifade için polisler beni sık sık aradılar” diye belirtti.
Pedagog: “Hayata bakışları olumsuz etkilenmiştir”
D.E.’nin ifadesi sonrası mahkeme başkanından söz alan pedagog Esra Nihan Pridge, “Çocuklar travmatik ve hayatı olumsuz yönde etkilenmiş durumda. Hayatına düzenli devam edemediği tespit edilmiş. Hayata bakışları ve güven duyguları olumsuz etkilenmiştir” dedi.
“Korkudan bağlamama sarıldım”
B.Y. ise verdiği ifadesinde saldırı anını şöyle anlattı: “Hep beraber iskelede oturup, saz çalalım istedik. Girişe yakın bir yerde oturduk. Ardından kalktık, kalktığımızda polisleri gördük. Bizimle olan Ramazan abi de, ‘onlar trafik polisi değil, ceza falan vermezler. En fazla üstümüzü ararlar’ dedi. Arabanın camlarını indirdik, ışıkları yaktık. Arabamızın hızı çok yavaştı. Kapanı geçince üstümüze doğru geldiler. Silahları doğrulttular, küfür ederek geldiler. Çok korktuk, polislere bakamıyorduk. İlk polisi geçince ikinci polisin önünde durduk. Hepsi bağırıyordu. Korkudan bağlamama sarılmıştım. Bir zırhlı araç gitmemizi engelledi. Biz direksiyonu kırıp geçince ateşlemeye başladılar.”
Aracın arka koltuğunda sadece hayatını kaybeden Oğuzhan Erkul’u gördüğünü ve sonra hastaneye gittiklerini söyleyen Yüksel, “Hastanenin önüne geldik. Oradaki hemşireler Ramazan ile Oğuzhan’ı indirdiler. Orada beni gözaltına aldılar. Karakolda ifademi aldılar. O sırada ne dediğimi hatırlamıyorum. Beni de sabaha karşı bıraktılar” diye konuştu.
“Araç durdu, polis arka kapıyı açtı”
B.Y.’nin ardından parkın özel güvenlik görevlileri olan Müslim Kızıldağ ve Cebrail Mahmutoğlu tanık olarak dinlendi.
Müslim Kızıldağ, verdiği ifadesinde “Olayın son anını gördüm. Ben o gün parkın girişinde görev yapıyordum. İhbar üzerine iki polis aracı parka geldi. Yolu kestiler. Kontrol noktasına siyah bir araç yaklaştı. Araç durdu, polis arka kapıyı açtı. Daha sonra silahlar patladı ve ben yere yattım. Benle olay yeri arasında 20-30 metre mesafe vardı” dedi.
Kızıldağ, mahkeme başkanının yönelttiği “Polislerin ‘araçta silah var’ sözlerini duydun mu?” sorusuna da, “duymadım” diyerek yanıt verdi.
“Silahlar ard arda sıkıldı”
Cebrail Mahmutoğlu ise, ifadesinde olayı şu sözlerle anlattı:
“Olay günü Kent Ormanı’nda görevliydim. Saat 15.00-23.00 arasında nöbetçiydim. İki farklı yerde nöbet kulübesi var. Ormanın içerisinde yüzleri poşulu bazı şahısların bulunduğu söylendi. İlk gelen ekip resmi ve zırhlıylı. Zıhlı araç ve resmi araç şüphelendiği araçları parkın içerisinde kontrol etti. 15 dakika sonra iki tane zırhlı araç daha geldi ve parkın girişleri kapatıldı. Çıkış kapısına doğru hızlı bir araç geldi ve polisler aracı durdurdular. Aracın etrafı polislerce çevrilmişti. Önünde zırhlı araç da vardı. Polisler kapıyı açar açmaz, araç hızlandı, kaldırımın üzerinden direkt yola çıktı. Siyah aracın herhangi bir zırhlı araca çarptığını görmedim. Acayip silah sesleri duydum, silahlar ard arda sıkıldı. Olay mahallinde sokak lambaları, projektörler vardı ve hepsi yanıyordu. Araçları ve insanları seçebilecek derecede aydınlıktı. Polis araçlarının tepesindeki ışıkları da yanıyordu.”
Tanıkların dinlenmesinin talepleri alınan mağdur avukatları, olay yerinde acil keşif yapılmasını, sanık polislerin duruşmaya zorla getirilmesini istedi. İddia makamı ise, ifadeleri alınmayan tanık polislerin zorla getirilmesini talep etti.
Tanık polislere zorla getirme kararı
Mahkeme heyeti verdiği kararında tanık polisler Ahmet Bilgin, İsmet Özer, Tuncay Aydemir, Cemal Tuncer ve Levant Ayhan’ın zorla getirilmesi için müzakere yazılmasına karar verdi. Mahkeme, İstanbul Emniyet Müdürlüğü’ne yazı yazarak, teftiş kurulu raporunda belirtilen telsiz konuşmalarının dökümlerinin gönderilmesini de talep etti. Davanın bir sonraki duruşması 8 Kasım gününe ertelendi.








