Connect with us

Ekonomi

Yaşam Ücretinden Sefalet Ücretine: Türkiye’de Asgari Ücretin 25 Yıllık Çöküşü ve Politik Ekonomisi

Son 25 yıllık dönem, Türkiye’de asgari ücretin hem siyasal söylemde hem de ekonomik yapıda merkezi bir yer edindiği, ancak bu merkeziliğin işçi sınıfı için bir refah artışından çok, bir sefalet kapanına dönüştüğü bir dönemi temsil etmektedir.

Yazar/ Devrim Şimşek

Asgari ücret, modern kapitalist ekonomilerde, genellikle sermaye çevrelerince bir “maliyet kalemi” veya devlet tarafından işçilere sunulan bir “lütuf” olarak sunulur. Oysa bu kavram ne teknik bir maliyet girdisidir ne de bir sosyal yardım. Asgari ücret, tarihsel olarak, vahşi sanayi kapitalizminin yarattığı sömürü koşullarına karşı gelişen sınıf mücadelelerinin bir ürünü ve aynı zamanda sermayenin, emeğin sömürüsünü “yönetilebilir” kılma ve sistemin sürdürülebilirliğini sağlama aracıdır.

Asgari ücretin küresel kökenleri, bu “yönetim” işlevini net bir şekilde ortaya koyar. İlk yasal uygulamalar, 19. yüzyılın sonlarında, emek sömürünün en acımasız olduğu bölgelerde ortaya çıkmıştır. 1894 yılında Yeni Zelanda’da kabul edilen “Endüstriyel Uzlaşma ve Tahkim Kanunu” (Industrial Conciliation and Arbitration Act) ve 1896’da Avustralya’nın Victoria eyaletinde kurulan “ücret kurulları” (wage boards), bu türden ilk mekanizmalardır.

Bu yasaların adlarındaki “uzlaşma” (conciliation) ve “tahkim” (arbitration) vurgusu, asıl amacın işçi refahından ziyade, grevleri ve toplumsal huzursuzluğu önleyerek endüstriyel barışı sağlamak olduğunu göstermektedir. Bu kurullar, özellikle en kötü şartlara sahip sektörlerde “dibe doğru rekabeti” sınırlayarak, sömürüyü ortadan kaldırmayı değil, onu meşru bir zemine oturtarak sistemin devamlılığını garanti altına almayı hedeflemiştir.

Türkiye’de de asgari ücretin tarihsel gelişimi, benzer bir merkezi kontrol aygıtı mantığıyla ilerlemiştir. Yasal altyapı 1936 tarihli 3008 sayılı İş Kanunu ile oluşturulmuş olsa da fiili uygulama için 1951 yılını beklemek gerekmiştir. 1951-1967 arası “Mahalli Komisyonlar Dönemi” olarak adlandırılan bu ilk evrede, asgari ücret “yerel ekonomik ve sosyal farklılıkları” dikkate alan yerel komisyonlarca belirlenmekteydi. Ancak bu yerel sistem, “çok başarılı olamamış”, iller arasında yeterli koordinasyon sağlanamadığı için “önemli asgari ücret farkları” oluşmuş ve zamanla bir toplu sözleşme işlevi görmeye çalışarak etkinliğini yitirmiştir. 1967 yılında bu dağınık yapının terk edilerek “merkezi nitelikteki asgari ücret tespit komisyonu”na geçilmesi, sadece teknik bir düzenleme değildir. Bu, ücret politikasının yerel dinamiklerden koparılarak, devletin merkezi ekonomik planlamasının ve (ILO normlarına uyum süreciyle) ulusal sermayenin ihtiyaçlarının bir aracı haline getirilmesinin adımıdır. Bu merkezi yapıya yazının devamında dediğimiz gibi, asgari ücreti tamamen politik bir karar sahasına taşımıştır.

Son 25 yıllık dönem, Türkiye’de asgari ücretin hem siyasal söylemde hem de ekonomik yapıda merkezi bir yer edindiği, ancak bu merkeziliğin işçi sınıfı için bir refah artışından çok, bir sefalet kapanına dönüştüğü bir dönemi temsil etmektedir. Özellikle 2000’li yıllar ve sonrasında, TL bazında asgari ücrete yapılan yüksek oranlı nominal artışlar, siyasi iktidar ve işveren çevreleri tarafından bir “başarı” ve “refah artışı” göstergesi olarak sunulmuştur. 1990’lardaki düşük seviyelerden 2000’lere, oradan da 2025 yılı itibarıyla ulaşılan brüt 26.005,50 TL ve net 22.104,67 TL seviyelerine bakıldığında, rakamların yarattığı bir “para yanılsaması” görmek mümkündür. Ancak asıl soru, bu astronomik görünen rakamların ne satın alabildiğidir.

1996-2000 dönemi, brüt değerler açısından asgari ücretin enflasyon karşısında “altın dönemini” yaşadığı bir evre olarak kaydedilse de 2001 kriziyle birlikte bu reel değer hızla erimiştir. Son 25 yılın tamamına yayılan ve özellikle 2018 sonrası derinleşen politik-ekonomik kriz, bu nominal illüzyonun arkasındaki reel yıkımı net bir şekilde ortaya koymaktadır. Asgari ücretin reel değer kaybının ardındaki en kritik mekanizma, enflasyonun bir ekonomik sonuç değil, bir politik araç olarak kullanılmasıdır. Ücret tespiti, siyasi iktidarın “hedef enflasyon” söylemine veya “resmi” Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine dayandırılmaktadır. Ancak işçi sınıfının yaşadığı gerçek enflasyon, bu resmi rakamların çok ötesindedir.

Bu sistematik erimenin iki temel mekanizması vardır:

1-) Yöntemsel Sömürü (Zaman Uyumsuzluğu): Asgari ücret, (yakın döneme kadar) yılda bir kez belirlenirken, enflasyon aylık olarak artmaya devam etmektedir. İşçiye yıl başında verilen zam, yılın geri kalanında enflasyon tarafından sistematik olarak geri alınır.

2-) Veri Manipülasyonu (Resmi vs. Gerçek): Ücret artışı, güvenilirliği DİSK-AR gibi sendika araştırmalarında ve bağımsız akademisyenlerin (ENAG) çalışmalarında sorgulanan TÜİK verilerine endekslenir. Oysa işçinin harcamaları, gerçek piyasa enflasyonuna tabidir.

Bu iki mekanizmanın yarattığı yıkım, DİSK Araştırma Merkezi’nin (DİSK-AR) raporlarında somutlaşmaktadır. Mayıs 2025 tarihli rapora göre, 2025’in sadece ilk dört ayında asgari ücret enflasyon karşısında 2.953 TL erimiştir. Bir başka DİSK-AR raporu, yılın ilk 10 ayındaki toplam kaybın 6.322 TL‘ye ulaştığını belgelemektedir. Bu erimenin temel nedeni, özellikle gıda fiyatlarındaki artıştır. DİSK-AR’ın hesaplamalarına göre, asgari ücretlilerin hissettiği gıda enflasyonu (Mayıs 2022 verisiyle) %119-135 bandında seyretmiştir.

Bu “erime” basit bir ekonomik kayıp değil, sermayeye transfer edilen ve işçiden çalınan bir değerdir. Enflasyon, bir bölüşüm aracı ve DİSK-AR’ın da belirttiği gibi, ücretliler üzerindeki gizli bir vergi olarak işlev görmektedir.

Ücretin reel değer kaybını görmek için soyut enflasyon endekslerine bakmak dahi gerekmez. Somut ve temel değer ölçütleri, çöküşü daha net gösterir:

1-) Altın: DİSK-AR’ın 2021 tarihli raporunda yer alan çarpıcı bir tespite göre, asgari ücretin alım gücü tarihsel olarak 25 Cumhuriyet altınından 7 Cumhuriyet altınına gerilemiştir. Bu, ücretin sadece aylık alım gücünü değil, aynı zamanda bir değer saklama aracı olma özelliğini de tamamen yitirdiğini, yani işçi sınıfının uzun vadeli bir fakirleşme sarmalına itildiğini kanıtlar.

2-) Enerji Yoksulluğu: Enerji faturaları, asgari ücretlinin alım gücünü gösteren temel bir veridir ve bu veri, sınıfsal perspektif farkını ortaya koyan bir çelişki barındırmaktadır.

*Devlet Söylemi: Çalışma Bakanlığı’nın paylaştığı verilere göre, 2002-2022 döneminde elektrik ve doğalgaz giderlerinin asgari ücret içindeki payının %45,7’den %13,9’a düştüğü iddia edilmektedir. Bu, bir “başarı” hikayesi olarak sunulur.

*Emek Söylemi: Buna karşılık, TMMOB Elektrik Mühendisleri Odası’nın (EMO) bir raporu, (2012 gibi daha erken bir tarihte dahi) asgari ücretli bir ailenin bütçesinde elektrik faturasının payının %11,16’ya yükseldiğini ve bunun uluslararası literatürde “enerji yoksulluğu” için belirlenen %10 sınırını aştığını ortaya koymuştur.

Bu iki veri arasındaki çelişki, devletin ortalama tüketim verilerini kullanarak politik bir “başarı” illüzyonu yarattığını, EMO’nun ise aynı veriyi bir yoksulluk eşiği üzerinden okuduğunu göstermektedir. Asgari ücretlinin, gelirinin %10’undan fazlasını sadece temel bir ihtiyaç olan elektriğe vermek zorunda kalması, “enerji yoksulluğu”nun resmidir.

Asgari ücretin temel işlevi, sosyal devlet ilkesi gereği, çalışanların “insanca yaşamaya yetecek” bir gelir düzeyine kavuşmasını sağlamaktır. İşçi konfederasyonları (DİSK, TÜRK-İŞ, HAK-İŞ) yıllardır asgari ücretin bir “pazarlık ücreti olmadığını” ve Anayasa’nın devlete yüklediği “çalışanların yaptıkları işe uygun adaletli bir ücret elde etmeleri” görevine uygun belirlenmesi gerektiğini savunmaktadır. Ancak Türkiye’de son 25 yılda gelinen nokta, asgari ücretin yoksulluğu önleyen bir sosyal politika aracı değil, yoksulluğu yöneten ve sürdüren bir mekanizma olduğunu göstermektedir. Bu durum, eleştirel analizlerde “işçilere hayatta kalabilecekleri kadar ücret verir ki, çalışmaya devam etsinler” şeklinde tanımlanan modern sömürü biçiminin dahi gerisine düşüldüğünü kanıtlamaktadır.

Rakamların çarpışması, bu iflası net bir şekilde ortaya koymaktadır. TÜRK-İŞ’in Ekim 2025 verilerine göre, bekâr bir çalışanın aylık yaşama maliyeti 36.984 TL olarak hesaplanmıştır. Aynı dönemde yürürlükte olan 2025 yılı net asgari ücreti ise 22.104,67 TL‘dir. Bu iki rakam arasındaki 14.880 TL‘lik devasa fark, “can alıcı” gerçeği ortaya koymaktadır: 2025 yılında Türkiye’de belirlenen asgari ücret, dört kişilik bir ailenin (yoksulluk sınırı 28.412 TL) değil, tek bir bireyin asgari yaşam masraflarını dahi karşılayamamaktadır. Asgari ücret, “açlık sınırı” ile “yoksulluk sınırı” arasında bir yere sıkışmak yerine, bireysel yaşama maliyetinin dahi %40 altında kalarak resmen bir “sefalet ücreti” haline gelmiştir. Bu durum, ‘de “modern kölelik” olarak tanımlanan yapının ta kendisidir. Sistem, işçiye “yaşamasını” değil, “hayatta kalmasını” sağlayacak ücreti dahi vermemektedir. Ücret, işçiyi borçlanmaya, ek işler yapmaya veya aile emeğine (özellikle kadınların karşılıksız emeğine) dayanmaya mahkûm eden bir toplumsal kontrol aygıtı işlevi görmektedir.

Aşağıdaki tablo, asgari ücretin yaşam maliyeti karşısındaki iflasını net bir şekilde özetlemektedir.

Tablo 1: Asgari Ücretin Yaşam Maliyeti Karşısındaki İflası (Ekim 2025 Verileri)

GöstergeTutar (TL)Kaynak
2025 Net Asgari Ücret22.104,67 
TÜRK-İŞ Yoksulluk Sınırı (4 Kişilik Aile)28.412,00 
TÜRK-İŞ Bekâr Çalışan Yaşama Maliyeti36.984,00 
Net Asgari Ücret / Bekâr Yaşama Maliyeti (%)%59,8
Açık (Bekâr Yaşama Maliyeti – Net Asgari Ücret)-14.879,33

Not: TÜRK-İŞ Yoksulluk Sınırı verisi ‘in başlığından alınmıştır; “Açlık ve Yoksulluk Sınırı 28.412 TL” ifadesi, o dönemki yoksulluk sınırı olarak yorumlanmıştır. Ancak en çarpıcı veri, bekâr bir çalışanın yaşama maliyetidir.

Asgari ücretle ilgili en tehlikeli ve en az tartışılan yapısal dönüşüm, asgari ücretin artık bir “taban” (minimum) ücret olmaktan çıkıp, Türkiye’deki fiili ortalama ücret haline gelmesidir. Bu durum, DİSK-AR raporlarında “ücretlerin asgari ücret düzeyine gerilemesi” veya “ortalama ücret haline gelmesi” olarak tanımlanmaktadır. Bu çöküşün teknik göstergesi “Kaitz Endeksi”dir. Kaitz Endeksi, yasal asgari ücretin ortalama ücrete oranını ifade eder. Bu endeksin yükselmesi, asgari ücretin ortalama ücrete yaklaştığını gösterir.

Türkiye’deki veriler bu açıdan şok edicidir:

1-) OECD Zirvesi: Türkiye, tüm OECD ülkeleri arasında en yüksek Kaitz Endeksi’ne sahip ülkelerden biridir.

2-) Tarihsel Yükseliş: 2000 yılında bu oran %24,3 ile son sıralarda yer alırken, DİSK-AR’ın hesaplamalarına göre 2005-2020 arasında oran %46’dan %58’e fırlamıştır.

3-) Yaygınlaşma: Bu durumun sonucu olarak, Türkiye’de çalışanların ezici bir çoğunluğu asgari ücretle yaşamaya mahkûm edilmiştir. Resmi veriler işgücünün “üçte birinden fazlasının” asgari ücret aldığını belirtirken, DİSK-AR’ın 2023 verilerine dayanan tespiti çok daha vahimdir: Özel sektör çalışanlarının %48,9’u asgari ücret civarında maaş almaktadır.

4-) Sıkışma: Bu süreç, asgari ücretlilerin zenginleştiği anlamına gelmez. Tam tersine, ortalama ücretlilerin asgari ücrete doğru fakirleştiği anlamına gelir. DİSK-AR’ın 2021 raporuna göre, 2005 yılında ortalama ücret asgari ücretin 2,2 katı iken, 2019’da bu oran 1.7 kata gerilemiştir.

Bu yapısal dönüşüm, sermayenin ve siyasi iktidarın son 25 yıldaki “Türk Lirası’nı ve emeği ucuzlatmaya yönelik” politikalarının bir başarısıdır. Mühendisler, öğretmenler, uzman işçiler ve diğer vasıflı emekçilerin ücretleri “dibe” doğru bastırılmış, asgari ücret bir taban olmaktan çıkıp tüm ücretleri aşağı çeken bir mıknatıs işlevi görmüştür. Bu dibe çekilme, en çok toplumsal cinsiyet eşitsizliğinde kendini göstermektedir. Kapitalist sömürü, patriyarkal sömürü ile kesişerek en ağır yükü kadınların omuzlarına yıkmaktadır. Raporlara göre, kadın çalışanların %54,5’i asgari ücret ve altında gelir elde etmektedir. Daha da kötüsü, kadınların dörtte biri asgari ücret dahi alamamaktadır. Bu, asgari ücretin fiilen bir kadın ücreti ve güvencesizliğin temeli haline geldiğini göstermektedir. Asgari ücretin belirlenme süreci, “teknik” bir hesaplama değil, politik bir sınıf mücadelesinin sahnelendiği bir alandır. Bu mücadelenin resmi sahnesi, antidemokratik yapısıyla dikkat çeken Asgari Ücret Tespit Komisyonu’dur. Komisyon, yasal olarak 15 üyeden oluşur: 5 işçi temsilcisi (TÜRK-İŞ tarafından), 5 işveren temsilcisi (TİSK tarafından) ve 5 devlet temsilcisi. Kararlar, en az 10 üyenin katılımıyla ve oy çokluğuyla alınır.

Bu 5-5-5 yapısı, kâğıt üzerinde “üçlü” (tripartite) bir sosyal diyalog mekanizması gibi görünse de fiiliyatta bir meşruiyet tiyatrosudur. Devlet temsilcilerinin (5 oy) neredeyse her zaman işveren (TİSK) temsilcileri (5 oy) ile aynı çizgide oy kullandığı bir politik iklimde, sonuç daima emeğin (5 oy) taleplerinin reddedildiği, fiilen 10’a karşı 5 biten bir oylamadır. İşçi tarafının “insanca yaşam” talepleri, bu matematiksel kurgu içinde reddedilmeye mahkumdur. Komisyon, sermaye ve devlet bloğunun önceden almış olduğu politik kararı meşrulaştıran bir aygıt işlevi görmektedir.

Bu tiyatronun baş aktörlerinden biri olan işveren sendikaları (TİSK), asgari ücret tartışmasını “maliyet” eksenine oturtur. Sermayenin temel argümanları şunlardır:

1-) “Maliyet ve Rekabet”: Asgari ücret artışının “maliyetlere yansıyacağı” ve Türkiye’nin “rekabet gücünü azaltacağı” iddia edilir. Bu argüman, zımnen Türkiye’deki işçilerin Pakistan veya Mısır’daki ücret düzeylerine mahkûm edilmesi gerektiğini savunur.

2-) “Verimlilik”: Ücret artışlarının “verimlilik” artışlarına bağlanması gerektiği, aksi takdirde istihdamın tehdit edileceği savunulur. Oysa verimlilik artışlarının işçiye yansıtılmadığı bir düzende, bunu ücret artışı için ön koşul saymak, sömürünün devamını talep etmektir.

3-) “Kayıt Dışı Tehdidi”: Yüksek artışların “kayıt dışına yönelimin şiddetini belirleyeceği” öne sürülür. Bu, bir ekonomik analiz değil, yasa dışı bir tehdittir (“Beni zam yapmaya zorlarsan ben de vergi kaçırırım” şantajıdır).

4-) “Enflasyon”: TİSK Başkanı, ücret artışlarının hükümetin “enflasyonla mücadele programına destek olacak” nitelikte, yani düşük olması gerektiğini savunur. Bu, ücretlerin enflasyona neden olduğu yönündeki, neden-sonucu ters çeviren bir argümandır.

Emek tarafı ise tartışmayı “maliyet” ekseninden “adalet” ve “bölüşüm” eksenine çekmeye çalışır:

1-) “Bölüşüm Krizi”: DİSK’in belirttiği gibi, yaşananlar “basitçe bir ‘iş bilmezlik’ olarak yorumlanamaz”; bu, “iktidarın özellikle son yıllarda Türk Lirası’nı ve emeği ucuzlatmaya yönelik bir politikaya ağırlık vermesi” ile ilgilidir. Sorun, “yoksuldan alıp zengine, ücretliden alıp sermayeye veren bu düzen”dir.

2-) “Vergi Adaletsizliği”: İşçinin kaybı sadece enflasyonla değil, aynı zamanda devlet tarafından alınan ve adaletsizce ayarlanan vergilerle de katmerlenir. Ücretliler üzerindeki ağır vergi yükü, yıl içinde hızla üst basamaklara çıkan “vergi dilimleri” ve “çağ dışı damga vergisi” ile dayanılmaz hale gelmektedir.

DİSK-AR’ın hesaplamaları, bu çifte sömürüyü net bir şekilde ortaya koyar: Ücretlilerin gelir aşınmasının (toplam 1 trilyon 789 milyar TL) 994 milyar TL’lik kısmı enflasyondan, 795 milyar TL’lik kısmı ise adaletsiz vergi uygulamalarından kaynaklanmaktadır. İşçi, bir yandan enflasyonla (sermaye), bir yandan da vergiyle (devlet) sömürülmektedir.

25 yıllık bu derinlemesine analiz, Türkiye’de asgari ücretin, işçi sınıfını yoksulluktan koruyan bir sosyal politika aracı olmaktan çıktığını; aksine, yoksulluğu yöneten, emeği ucuzlatan ve sermaye birikimini güvence altına alan merkezi bir politik aygıta dönüştüğünü net bir şekilde kanıtlamaktadır.

*25 yıllık analiz göstermiştir ki, asgari ücret enflasyon karşısında korunmamakta, aksine enflasyon bir baskılama aracı olarak kullanılmaktadır.

*Yoksulluk analizi göstermiştir ki, belirlenen net ücret (22.104,67 TL) tek bir bireyin asgari yaşam maliyetini (36.984 TL) dahi karşılamaktan acizdir; bu bir sefalet ücretidir.

*Yapısal analiz göstermiştir ki, asgari ücret artık bir “taban” değil, çalışanların yarısını kapsayan ve tüm ücretleri dibe çeken bir fiili ortalama ücret haline gelmiştir.

*Politik analiz göstermiştir ki, Tespit Komisyonu, sermaye (TİSK) ve devletin emeğin taleplerini reddettiği bir meşruiyet tiyatrosudur.

Sonuç olarak, asgari ücretinin belirttiği “işçilere hayatta kalabilecekleri kadar ücret verir ki, çalışmaya devam etsinler” ilkesinin dahi gerisine düşmüştür. Sorunun kendisi kapitalizmindir ve asgari ücret, sermayenin “yoksuldan alıp zengine veren” düzeninin temel taşıdır.

Bu “asgari yaşam” dayatmasından çıkış yolu, ancak ve ancak emek hareketinin ve sosyalistlerin birleşik mücadelesi ile somutlanacaktır.

Kullanılan ve yararlanılan kaynaklar

1. Memur Maaşları Asgari Ücrete Yenildi Mi? – Hazine ve Maliye Uzmanları Derneği, https://www.hmud.org.tr/wp-content/uploads/2023/06/Memur-Maasinin-Asgari-Ucret-Karsisindaki-Durumu-MUD.pdf 2. İNSANİ ÜCRET – İLKE Vakfı, https://www.ilke.org.tr/files/netstk/50/web/115/1832/dosyalar/onurlu_insan_onurlu_yasam_icin_insani_ucret.pdf 3. INTERNATIONAL JOURNAL OF ECONOMIC STUDIES – DergiPark, https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/792878 4. Türkiye’de Asgari Ücretin Araçsallaştırılması: 2002-2022 Dönemi Üzerine Bir İnceleme – DergiPark, https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/3140386 5. Bir Sosyal Politika Aracı Olarak Türkiye’de Asgari Ücret … – DergiPark, https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/252057 6. Türkiye Brüt Asgari Aylık Ücreti | 1990-2025 Veri | 2026-2027 Tahmin, https://tr.tradingeconomics.com/turkey/minimum-wages 7. Asgari Ücret – T.C. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı, https://www.csgb.gov.tr/poco-pages/asgari-ucret/ 8. İşverenlerden asgari ücret açıklaması – Anadolu Ajansı, https://www.aa.com.tr/tr/ekonomi/isverenlerden-asgari-ucret-aciklamasi/1342896 9. Tüketici fiyat endeksi (TÜFE) yıllık %32,87 arttı, aylık %2,55 arttı – TÜİK – Veri Portalı, https://data.tuik.gov.tr/Bulten/Index?p=Tuketici-Fiyat-Endeksi-Ekim-2025-54185 10. DİSK-AR: Asgari ücretlinin alım gücü 10 ayda 6 bin 322 TL azaldı – Yandex, https://yandex.com.tr/gundem/business/disk-ar-asgari-ucretlinin-10-aylik-kaybi-6-bin-322-tl-ye-ulasti-5333530 11. TÜİK, ENAG ve İTO’ya Göre, Yıllık Enflasyon Ne Oldu? – Veri Kaynağı, https://www.verikaynagi.com/grafik/tuik-enag-ve-itoya-gore-yillik-enflasyon-ne-oldu/ 12. DİSK-AR: ASGARİ ÜCRETİN ALIM GÜCÜ KAYBI SON 5 AYDA 5 BİN TL’Yİ AŞTI, https://ankahaber.net/haber/detay/diskar_asgari_ucretin_alim_gucu_kaybi_son_5_ayda_5_bin_tlyi_asti_90252 13. DİSK-AR: Asgari ücret dört ayda 2 bin 953 lira eridi – Bloomberg HT, https://www.bloomberght.com/disk-ar-asgari-ucret-dort-ayda-2-bin-953-lira-eridi-3747943 14. Asgari ücret 2025’in ilk dört ayında enflasyon karşısında 2.953 TL eridi – DİSK-AR – Matriks, https://www.matriksdata.com/website/matriks-haberler/ekonomi/5727278-asgari-ucret-2025-in-ilk-dort-ayinda-enflasyon-karsisinda-2-953-tl-eridi-disk-ar 15. DİSK araştırdı: Asgari ücretin alım gücünün 6,3 bin lirası enflasyona gitti – Ekonomi Gazetesi, https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/disk-arastirdi-asgari-ucretin-alim-gucunun-63-bin-lirasi-enflasyona-gitti-63805 16. DİSK-AR “Asgari Ücret Gerçeği Raporu 2022” yayımlandı!, https://disk.org.tr/2021/12/disk-ar-asgari-ucret-gercegi-raporu-2022-yayimlandi/ 17. Asgari ücrette enerji giderinin payı yüzde 13,9’a geriledi – Analiz Gazetesi, https://analizgazetesi.com.tr/haber/asgari-ucrette-enerji-giderinin-payi-yuzde-139a-geriledi-4851/ 18. ELEKTRİĞE ZAM – EMO, https://www.emo.org.tr/genel/bizden_detay.php?kod=94207&tipi=3&sube=12 19. Üç İşçi Konfederasyonu’nun Ortak Görüşü: Asgari ücret insanca yaşamaya yetecek ücret olmalıdır – DİSK, https://disk.org.tr/2021/11/uc-isci-konfederasyonunun-ortak-gorusu-asgari-ucret-insanca-yasamaya-yetecek-ucret-olmalidir/ 20. Türk-İş, Hak-İş ve DİSK: “Asgari ücret insanca yaşamaya yetecek ücret olmalıdır”, https://tezkoopis.org/turk-is-hak-is-ve-disk-asgari-ucret-insanca-yasamaya-yetecek-ucret-olmalidir/ 21. METİN ARSLAN 2025 – Harran Üniversitesi, https://web.harran.edu.tr/assets/uploads/other/files/birecik/files/%C4%B0%C5%9Fletme.pdf 22. EKİM 2025 AÇLIK ve YOKSULLUK SINIRI 28412 TL. – Teksif, http://www.teksif.org.tr/ekim-2025-aclik-ve-yoksulluk-siniri-28-412-tl_icerik_10248-1.html 23. DİSK-AR: Açlık Sınırı 1283, Yoksulluk Sınırı 4057 TL – Genel İş, http://www.genel-is.org.tr/disk-ar-aclik-siniri-1283-yoksulluk-siniri-4057-tl,2,11093 24. ASGARİ DEĞİL İNSANCA YAŞAM! ASGARİ ÜCRET DEĞİL TOPLU SÖZLEŞME!, http://lastik-is.org.tr/?p=19871 25. DİSK asgari ücret raporunu yayımladı – Medyascope, https://medyascope.tv/2024/12/09/disk-asgari-ucret-raporunu-yayimladi/ 26. Sosyal Politika Aracı Olarak Asgari Ücret – DergiPark, https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/4676360 27. Asgari Ücret Tespit Komisyonu toplanıyor – SATSO Ticaret Portalı, https://ticaret.satso.org.tr/haber/1059/asgari-ucret-tespit-komisyonu-toplaniyor.aspx 28. Verimlilik yazıları (6) – TEPAV, https://tepav.org.tr/tr/blog/s/7467 29. Ücret-verimlilik dengesizliği istihdamı tehdit ediyor – SATSO Ticaret Portalı, https://ticaret.satso.org.tr/haber/1677/ucret-verimlilik-dengesizligi-istihdami-tehdit-ediyor.aspx 30. Hepimizin hayatı çok değerlidir: İşçiler, emekçiler olarak asgari yaşamak istemiyoruz! – DİSK, https://disk.org.tr/2024/12/hepimizin-hayati-cok-degerlidir-isciler-emekciler-olarak-asgari-yasamak-istemiyoruz/



Ocak 2026
PSÇPCCP
 1234
567891011
12131415161718
19202122232425
262728293031 

More in Ekonomi