
Eylül, hazan mevsiminin giriş kapısıdır. Yapraklar sessizce toprağa düşerken kadınlar da sararıp solan yapraklar gibi, yaşam ağacının dallarından haksızca, vahşice kopartılmaya devam ediyor. Failleri çoğu zaman yanı başımızda, bazen de fail “meçhulleşerek” karanlığın dehlizlerinde bulunmadan karanlıklara karışıyor.
Rojin Kabaiş için sosyal medyada X platformunda açılan #RojinİçinAdalet çalışmalarına destek sunma çabası sürerken, Eylül’ün bu solgun hüznü içinde yeni kadınlar da failleri belli-belirsiz, solgun yapraklar gibi yaşamdan düşüyor. Bu cinayetlerin sayısı çoğu zaman takvim yapraklarındaki ayların günlerinden fazla. Her yaprak başka bir kadının ismiyle, başka bir cinayetin kan iziyle kararıyor.
Kadınları bu ölüm ve şiddet sarmalında karanlıkta bırakan nedenleri defalarca yazdık, söyledik. Kurbanların yakınlarının adliye koridorlarındaki sessiz çığlıkları adalet arayışlarıyla yankılanırken, her gün gelen yeni haberler, karanlık bir ölüm borsası gibi yüreklerimizi sarsmaya devam ediyor.
Eylül ayının ilk günlerinde iken, Ağustos istatistiklerinin maalesef kadın katliamlarının hız kesmeden sürdüğünü gösterdiğini görüyoruz. Türkiye Kadın Dernekleri Federasyonu’nun 2025 Ağustos Raporu’na göre 27 kadın erkekler tarafından katledilirken, 9 kadın faili belirsiz şekilde yaşamından koparıldı.
Bu cinayetlerin kökleri, bireysel öfkenin çok ötesinde, sınıfsal bir gerçekliğe saplanmış durumda. Kadınların ekonomik bağımlılığı, yargı ve ceza sistemindeki bilinçli zaaflar, onları korumasız bir sınıfın en kırılgan üyesi hâline getiriyor. Ekonomik eşitsizlik, kadınların “güvenli” olması gereken evleri dahi şiddet alanına dönüştürüyor. Patriyarkal düzenin tarihsel mirası, kadın emeğini görünmez kılıyor. İstanbul Sözleşmesi’nin feshi ve 6284 sayılı yasanın uygulanmasındaki bilinçli eksiklik, cinayetlerin cezasızlığını besliyor. Bu nedenle kadın katliamları bireysel değil, sınıfsal temelli politik cinayetlerdir. Sistemin köhnemiş patriarkasının en kanlı yüzüdür.
Adalet Bakanı Yılmaz Tunç’un girişimleri, kadınların boşanma davalarını açmalarını caydırıcı, gerici düzenlemelerle engelleme niyetini açıkça gösteriyor. Nafaka, barınma ve dava süreci gibi hakları kısıtlayan bu planlar, kadınların boşanma kararını zorlaştırıyor. Böylece kadınları, şiddet ve cinayet riskine daha açık hâle getiriyor. Devlet, kadınların yaşam hakkını korumadığı gibi, onları ev içi şiddetin karanlığında tutan zincirleri daha da ağırlaştırıyor.
Kadınlar yalnızca hayatı yaratan değil, ürettikleri emekle toplumu yeniden inşa eden, ama emeği yüzyıllardır değersizleştirilen ve sistematik şiddetin hedefi hâline getirilen toplumun bir kesimidir. Bu nedenle, çözüm sadece kadın örgütlerinin omuzlarında bırakılamaz, her sınıftan her meslekten her kimlikten insanın sınıfsal bilinciyle birleşip patriarkal sisteme karşı ortak mücadele yürütmesi zorunludur.
Ve dün Ankara’da bu korkunç tabloya yeni bir isim eklendi. Başak Gürkan Arslan, 46 yaşında. Başak, 5 yaşındaki kızının gözleri önünde boşanma sürecinde olduğu erkeğin babası Kudret Arslan tarafından defalarca kez bıçaklanarak vahşice katledildi. Bugün Başak, gözyaşları içinde Mudanya’da toprağa verildi
Her ay, her gün, her saat, takvim yaprakları kadın isimleriyle kanıyor. Adaletin sesi susturulamaz. Adalet hemen şimdi sağlanmalı.







