
Fransız Psikiyatrist, Michel Debout’nun “Bütün büyük ekonomik krizler bir intihar dalgasına yol açar.” sözleri bugün Türkiye’nin durumunun ciddiye alınması gerektiğinin altını çiziyor. Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) tarafından yayımlanan 2022 verilerine göre Türkiye 4,88 puanla en yüksek kaba intihar hızına ulaşmış durumda. İntihar nedenleri içinde geçim sıkıntısı sebebiyle intihar eden kişilerin sayısı artmış durumda ve daha çok erkeklerde görünmekte. Bunun yanı sıra intihar vakaları en fazla İstanbul’da ve en sık Dersim’de yaşanıyor, yüksek öğretim mezunlarının oranı artıyor ve Türkiye’nin kaotik tablosu artık gizlenilemiyor.
Türkiye’de ekonomik alanda oluşan olumsuz değişimler, bugün vardığımız noktada ülkede yaşamı ciddi boyutlarda zorlamakta. Bu zorlanmaya karşı bazıları “başa çıkma yöntemlerini” ülkeyi terk etme, yasa dışı yöntemler ve suç işleme gibi alternatiflerde ararken, bazıları ise baş edemeyerek intihar dalgasına kapılıp kendi hayatlarını sonlandırıyor. “Ölümcül zihin” adlı yazımda intiharla alakalı farklı bir bakış açısı sunmaya çalıştım ancak genel olarak çoğunlukla olumsuz birikimler tufanında bardağı taşıran son olumsuz damla olarak geçim sıkıntısı hayatımızdan vazgeçmemize neden olabiliyor.
Kapitalizmin ve sosyal medyanın parayı tanrısallaştırdığı bir sistemde paraya sahip olmanın yarattığı güç insan hayatındaki öncelikleri ve hayatın anlamını etkilemekte. Fizyolojik ihtiyaçlardan ziyade, ekonomi, artık insanın psikolojik ihtiyaçlarını karşılamak üzere kurulmuştur. Böyle bir sistemde temel ihtiyaçların boyutu değişmiş ve ekonomik krizle beraber gücü kaybetme durumu aynı zamanda önceliklerimizi kaybetme ve anlam yitirme durumunu yaratmıştır.
Ekonominin psikolojik ihtiyaçlarını karşılamak için bir kaynak olarak belirlenmesi, ekonomik kriz durumlarında, hayat kalitesinin, alım gücünün düşmesiyle beraber, yokluk psikolojisi içine sürüklenen bireylerin, düşünce ve davranışları, ruhsal durumlarını olumsuz yönde etkiliyor. Sistemin neden olduğu algıdaki bozuklular, kayıp ve anlam yitirme durumları eşliğinde ruhsal bozuklulara neden olarak kaygı bozukluğu, depresyon, öfke kontrolsüzlüğü, şiddet, cinayet, intihar gibi sonuçları doğurur. “Değişmeyen tek şey değişimin kendisidir” diyen Herakleitos kendi zamanından bile insanın değişime ve zamanın akışına karşı direncini ve kontrolcülüğünü gözlemleyerek insanın sağlıklı gelişimini engelleyen önemli bir noktaya değinmiştir. İnsanoğlu zamanı, doğayı, canlıları, doğal döngüyü ve değişimi kontrol edebilme yanılgısını ondan uzaklaşarak, paraya ve maddiyata amacından fazla misyon, ederinden fazla değer, yükleyerek sağlamayı başarıyor.
Değişime direnç gösteren zihinlerin değişimin neden olduğu belirsizlik ve olumsuz sonuçlara odaklanarak kaygıyı besler hale gelmeleri zamanla psikolojik sorunlar ve davranış bozuklukları yaşamalarına neden olmaktadır. Kaygılı insan zihni hayatı sadece olumsuz açıdan algılar ve böyle bir hayatta yaşam arzusu umutlarla beraber yok olur. Değişime direnç göstermemek ve adaptasyon (uyum sağlama) özelliğimizi kullanmak, sağlıklı bir zihnin ve psikolojinin sağladığı yaşamsal bir mekanizmadır. İnsan psikolojisinin önemsenmediği, psikoterapilerin lüks olarak kabul edildiği ve kendinden kaçan bir toplumunda, değişime direnç yaklaşımı zamanla kaba intihar verilerinin yükselmeye devam etmesine neden olacaktır.





