
Yadigar Aygün/İstanbul
Politik tutsakları, yalnızlaştırmak, “izole” etmek, sosyalleşmeden yoksun bırakmak ve tecrit etmek için oluşturulan kuyu tipi olarak adlandırılan S ve Y tipi hapishanelerde hak ihlalleri giderek artıyor. Tutsaklar uzun süredir, kuyu tipi hapishanelerin kapatılması ve taleplerinin karşılanması için açlık grevinde. Kuyu Tipi hapishanelerde yaşanan hak ihlallerini 5 ay boyunca Çorlu Karatepe Hapishanesi’nde tutsak edilen Sosyalist Gençlik Dernekleri Federasyonu (SGDF) üyesi Onur Yoldaş Mete ile konuştuk.
Çıplak aramaya işkencesi yapıldı
24 Ocak’ta ESP’ye yapılan operasyon ile tutuklanan Mete, çıplak arama işkencesi yaşadığını belirtti. Mete, gözaltında ve tutsaklık sürecinde yaşadığı hak ihlallerini şu sözler ile anlattı; “Gözaltındayken sağlık kontrolünde polisler kabul etmeme rağmen muayeneme girdiler. Doktora, polisleri çıkarın dediğim halde, “kalmalarında bir sakınca yok sen abartıyosun’ dedi. Polisde ‘Sen doktora saldırabilirsin’ dedi. Zorla muayane edildi. TEM Şubeye götürüldüğümde ayakkabı bağcığımı vermemi istediler, kabul etmedim. Siz alabilirsiniz dedim. Bunun üzerine orada bana çıplak arama ve taciz işkencesinde bulundular. Ters kelepçe dayatıldı. Bir arkadaşımıza sağlık muayenesindeyken fiziki şiddet uygulandı. Gardiyanların biz açlık grevindeyken provakatif söylemleri oluyordu. Yaptığımız eylem ile dalga geçiyorlardı. Buna karşı slogan atma, kapı dövme tarzında eylemeler gerçekleştirdik. Özellikle irademizi kırmaya yönelik yaptıkları psikolojik taktiklerdi. Revirde muayene olurken gardiyan olmaması gerekir. Bizim gittiğimiz revirlerde 6 tane gardiyan vardı.”
‘Maksimum 5 adım atabiliyorsunuz’
Kuyu tipi hapishanelerde tutsakların ağır tecrit altında olduğunu vurgulayan Mete, “Kuyu tipi hapishaneler esasta 3 katlı, tam ölçüsünü bilmiyorum, adımlarla hesapladığıma göre 10 veya 12 metre kare bir hücre. Maksimum 5 adım atabiliyorsunuz. Hareket alanınız çok kısıtlı. Hücre içinde bir pencere var. Pencerede tel kafes takılı. Bu tel kafes hava sirkülasyonunu engelliyor. Bir parmağınız zar zor geçiyor ya da geçemiyor. Havasızlık çok yoğun. Uzun süreçte bu insan sağlığına özellikle akciğerlere yönelik ağır sonuçları olacak bir uygulamadır. Bu aslında direk insanlık suçu. Kuyu tipi hapishaneler, insan bedenine yönelik uzun süreye yayılmış işkence yönetemi. Günde sadece 1 veya 1.5 saat havalandırmaya çıkarılıyoruz. Günün 23 saati hücrenin içinde tek başına geçiriyorsunuz. Havalandırmada ses ve görüntü kaydı var. Onun dışında sohbet hakkı kullanabileceğiniz salonlar var ama sadece o koridorda kalanlar gidebiliyor. Orada da haftada 2 gün 2 saat sohbet hakkı kullanabiliyorsunuz. Buralarda sizin gerçek anlamda bir paylaşımda bulunmanın önü alınmış oluyor. Bu şekilde baskı altına alınmış oluyorsunuz. Sizi insani iletişiminizin olağan üstü kısıtlandığı hapishane türü. Hem fiziki, hem de duygusal anlamda kısıtlanıyor” diye konuştu.
‘Devrimci tutsaklar saldırıları boşa düşürdü’
Tutsaklar üzerindeki tecriti ağırlaştırmak, devrimci iradeyi kırmak için için kuyu tiplerin oluştuturulduğunu belirten Mete, “Kuyu tipleri ile tümden sizi psikolojik basınç altına almak, sizin paylaşımda bulunmanızı engelleyip içe dönük, bireyci bir hatta girmenizi, buradan dolayı da politik kimliğinizde çözülmeye yönelik hapishane türü. Doğrudan ben seni teslim alacağım diyor. Devrimci iradeyi teslim almak için yapılan bir politika. Devletin hapishaneler politikası yeni değildir. 12 Eylül süreci itibariyle devletin tutsaklara neler dayattığını tutsakların bunlara neler ürettiğini gördük. Çok daha ağır koşullar, çok ağır işkenceler geçirildi. Devrimcilerim 1980’li yıllardan beri geliştirdikleri direnişler ile bu birçok saldırı boşa çıkarıldı. Bir dizi hak kazanıldı. Ve biz zaten devrimci tutsaklar bu haklara yaslanarak içeride mücadelerine devam ediyorlar aslında. 90’larda devrimcilerin hapishaneleri bir okula çevirdiği dönemdi. Devlet bunu tasviye etmek için önce tabutlukları yaptı. Ancak 1996 ölüm orucu ile bu yanıtlandı ve devrimciler başarılı oldu. 2000 yılında ‘hayata dönüş’ operasyonu adı altında devrimcilerin hapishaneleri örgütlemesini kırabilmek için hapishanelere özel operasyonlar yaparak, devrimcileri katlederek, f tiplerini hayata geçirdiler. Devrimci tutsaklar, bu f tiplerini de boşa çıkardı, görüyoruz. Devrimci üretkenlikleriyle, devrimci akıllarıyla tecriti aşmanında yollarını buldular. Bunlar engellenemedi. İşlevsiz hale getirildi. Devlet yeni bir saldırı konsepti geliştirmeye başladı. Ve bu örgütlülüğü dağıtabilmek, devrimci iradeyi kırabilmek için daha ileri boyuta taşımak istedi ve kuyu tipi hapishaneleri oluşturdu” dedi.
‘Ortak mücadele etmeliyiz’
Mete, Kuyu tipi hapishanelerin bir an önce kapatılması gerektiğini vurguladı. Mete, “Devlet, 2020 yılı ile birlikte kuyu tipi hapishaneleri açmaya başladı. Birer birer kaşla göz arasında, duyurmadan birer birer devrimci, sosyalist, yurtsever tutsakları buralara sürgün etmeye başladılar, f tiplerinden alıp. Kuyu tiplerinin koşulları ne kadar ağır olsa da teslim alamya yönelik olsa da buralarada da devrimcilerin direndiği açıkça görülüyor. Devrimci tutsaklar, Halk Cephesi, Grup Yorum, Dev-Genç tutsaklarının uzun süreli açlık grevleri, bizim yaptığımız açlık grevlerinde devrimci iradenin teslim alınamadığı görülüyor. Bu açlık grevlerinde kazanımlar oldu. Bazı tutsaklar kuyu tiplerinden diğer hapishanelere geçtiler. 2 ay çok kısa bir süreçti. Benden çok uzun kalanlar vardı. Bizimle kurdukları sohbet, hayat ile kurdukları güçlü bağ, kuyu tipinde tecriti aşmak için ürettiklerini gördüğümüzde evet diyoruz ki, bu koşullar devrimcileri teslim alamıyor. İnsanlık onuruna aykırı olan kuyu tipi hapishaneler kapatılmalıdır. Kuyu tipi hapishanelerin kapatılması için birleşik, ortak mücadele etmeliyiz” diye konuştu.








