
İşçi sınıfı sınıflar mücadelesi içinde nesnel ve öznel şekillenmesini oluşturur. Emekle sermaye arasında yaşanan uzlaşmaz çelişki sınıfın otonomisi besler, mücadele, örgütlenme, hegemonya ve moral kapasitesini güçlendirir. Sınıf kavganın içinde egemen ideolojinin etkisiyle kafasında yarattığı dünyayı hızla parçalar. Gramsci’nin tanımlamasıyla kendi proleter dünyasını kurar. Kavga sınıfa dostu ve düşmanı hızla gösterir, tehlikenin ne olduğunu fark ettirir ve ne yapılması gerektiği ortaya koyar. Önce reflekssel şekillenen bu dünya kavganın ateşinde bilinç düzeyine sıçrar. Bu süreç sınıfın politik olarak şekillenmesine kadar uzanacak, merhalelerin önünü açar. Sınıf kolektif aksiyon yeteneğiyle kapitalist devleti, sermayeyi, sermaye kapitalist devlet ilişkisini, zor aygıtlarının ve hukukun oturduğu yeri hızla kavrar. Ve karşısındaki organize olmuş şebekeyi çözer. Bu şebekenin sınıf içindeki Truva atı resmi, sarı, işbirlikçi sendikalardır. Yeni korporasyon diye tanımlanan bu oluşum kapitalist devlet, sermaye ve sarı sendikaların meydana getirdiği bir şeytan üçgenidir.
Migros Depo İşçileri Şeytan Üçgenini Parçalıyor
Migros depo işçileri arkasında DGD-SEN’in yılları kapsayan örgütlenme birikimiyle ve 11 günlük fiili grev ve direnişleriyle önce işçi sınıfına ve kamuoyuna bu şeytan üçgenini deşifre etti ve nasıl parçalanacağını gösterdi: Fiili örgütlenme, fiili mücadele ve fiili grevle…Patronun yüzlerce işçiyi işten atması, gözaltılar, işkolu değiştirmeler, tehditler ve Tez-Koop-İş’i referans göstermesi (bir sendika için utanç kaynağı olması gereken bu durum aynı zamanda bir sendikanın ne kadar çürüyebileceğini, ne derece sararabileceğine ayrıca yöneticilerinin saltanatının ve işbirliğinin sınırsızlığını açığa çıkarmasıyla da çarpıcı bir örnektir) sınıfın öfkesini azaltmadı, daha da yükseltti. Aslında depo işçilerinin direnişini, sınıf hareketinde yeni bir arayışın ve yeni bir döneme girişin ilk pratiği olarak değerlendirebiliriz. Ve sınıfta biriken olağanüstü öfkenin çıplak bir dışa vurumunu yaşıyoruz. Öfkenin ne derece güçlü ve yaygın olduğunu, direniş ve grevin ülke düzeyine hızla yayılmasından ve aynı sektörde başka işyerlerindeki eylemleri tetiklemesinden anlayabiliriz.
Yeni Bir İşçi Militanlığı
Evet yeni bir işçi militanlığının pratik yansımalarını yaşıyoruz. Bu militanlık en başta sermayenin ve taşeron sisteminin yarattığı despotik emek rejimine karşı biçimleniyor. İşyerlerindeki süper sömürü çarkına, ultra düşük ücret sistemine ve mevcut tahakküm, iç işleyiş ve baskılara karşı şekilleniyor. Aynı zamanda resmi, sermayenin uşağı haline gelmiş sendikalara karşı da net bir tutum içinde. Bu sendikalar sınıfın müttefiki değil, sınıfın düşmanı olarak değerlendiriliyor. Bunu söylemek yeni militanlığın emek örgütlerine karşı olmaları anlamına gelmiyor. Bu sürecin parçası olan işçiler mücadeleci, demokratik, sınıfın denetiminde olan kendi sendikalarını savunuyorlar ve içinde yer alıyorlar. DGD-SEN ve Mücadeleci Sendikalar buna örnektir. Bugün depo işçilerinde ilk pratiklerini gördüğümüz bu militanlık, 2026 yılı ve önümüzdeki birkaç yıl içinde daha belirginleşip, şekillenmesi yüksek bir olasılıktır.
Türkiye kapitalizminin iki yönelimi bunu zorunlu kılıyor. Birincisi küresel tedarik, lojistik ve üretim merkezi olmak için işçi sınıfının ablukaya alınması ve sınıfa despotik emek rejimlerinin dayatılması kaçınılmaz. Bu maksimum sömürü, ücretlerin en alt sınıra çekilmesi demektir. Türkiye kapitalizmi dış rekabetini bunun üzerinden kurmuş durumda. İkincisi bu gelişmeyle stratejik olarak ilişkili alt emperyalist hamleleri ve hızlı militarizasyon sürecidir. Kısaca işçi sınıfı muazzam bir sömürü ve yoksulluk anaforu içine sürükleniyor. Bu militanlığın bir başka yansıması işçilerin taleplerini cüretle ifade etmeleri ve sokağı aktif olarak kullanmalarıdır. Aynı zamanda sınıfı bloke eden yasal sınırları fiili, militan örgütlenme ve eylemlerle aşmalarıdır. Depo işçilerinin fiili grevleri ve direnişleri söylediklerimize somut örnek oluşturmaktadır. Benzer deneyimleri daha önce inşaat işçiler, gemi söküm işçileri, metal işçileri ve son bir iki yıl içindeki yaşanan ve sayısı hızla artan fiili grevlerde gördük. Bu eylemleri bir maya olarak düşünebiliriz.
Sınıflar müdahalesinin seyri ve ritmine bağlı olarak bu talepler hızla politik muhtevaya bürünebilir. Sınıfın yeni militanlığı şimdilik ağırlıkla spontan karakterde ve ekonomik eksenli gelişiyor olsa da hızla despotik emek rejimine ve uygulamalarına yönelmesi beklenmelidir. Depo işçileri eylemlerin birden ülke çapında yayılabileceği ortaya koydu. Farklı sektörleri ve işçi bölüklerini kapsayan yeni ve sarsıcı eylem dalgaların artık önü açılmıştır. Tabi ki havza ve kent grevleri ve direnişlerinin de… Önümüzdeki dönemde olası savaş (Suriye’deki yeni gelişmeler ABD, İsrail ve Türkiye eksenli bir İran savaşını hızla aktüelleştirmektedir) riskine, yani açlık ve sefalete karşı sınıfın ciddi karşı duruşları olasılık dahilindedir. Depo işçileri pratikleri ve sınıf dostlarının, devrimcilerin Migros’larda kasa kilitleme, patronun evini kuşatma eylemleri bir çalışma rejimini ve kurulmuş bir işleyişi bozmaktadır. Resmi sendikalarla işbirliği içinde oluşturulmuş kölelik ve rant rejimi artık tehdit altındadır. Patronlar evlerinde rahat edemezken, işbirlikçi sendika yöneticileri de genel merkezlerde tedirgin olacaklardır: Ya işçiler oraları basarsa… Bugün çarkı kıramıyoruz ama çarkın içine çalışmasını engelleyen kum döküyoruz, ama yarın bu çarkı kıracak kudreti sınıf kendisinde bulacaktır.
Sıradan İnsanların Sıradışı Başkaldırısı
Yeni işçi sınıfı militanlığı, sıradan insanların sıra dışı başkaldırısını ifade ediyor. Dün Soma madencilerin yaptığı budur. Bugün aynı yoldan depo işçileri gitmektedir. Çünkü bu işçiler mücadele içinde Hikmet Kıvılcımlı’nın dediği gibi Ş eşiğini aşanlardır. Yani yoldaŞ, arkadaŞ, kardeŞ, sırdaŞ, omuzdaŞ olanlardır. DayanıŞan ve paylaŞanlardır. Dün nasıl bu mücadeleden Ali Faik’ler ve Tahir gibi işçi önderleri çıktıysa bugün de benzer öncü ve önder işçiler çıkacaktır. Kavganın harlanacağı günlere giriyoruz. 2026 yılının militan yolunu depo işçileri açtı. Umut-Sen ve DGD-SEN varlıklarıyla sınıfa yol gösterdi ve öncülük etti ve ediyor. Artık yüreği ve aklı sınıfla atan, varoluşlarını sınıfın içinde inşa eden Mücadeleci Sendikalar süreci örecektir. Yıkıcı sınıfsal öfke patlamaların yaşanacağı yüksek bir konjonktürün içine giriyoruz. Bu süreci yeni bir işçi militanlığıyla örebiliriz.
Bu öfkenin içinde olmalı ve konumlanmalıyız. Sınıfın örgütsüz çok geniş kesimlerine ve katmanlarına ulaşmalı, sınıfın öz örgütlenmesi olan komitelerle sınıfı donandırmalıyız. Sınıfı kuşatan sarı sendikaların söküp atılması, komitelerin silaha dönüşmesiyle gerçekleşir ve sınıf zaten bir ayağa kalkarsa o sendikaların yıkılması işten bile değildir. Artık patronlar kadar sendika ağalarının korkacağı günlere giriyoruz. Kıvılcımların, yüzlerce kıvılcıma dönüşeceği hatta ateş haline geleceği günlerin içindeyiz. Varlığımızı, ruhumuzu ve aklımızı sınıfla bütünleştirmeli, öfkenin ve ateşin içinde olmalıyız. Proletarya devrimciliğinin olmazsa olmaz koşulu budur. Ve bu süreci yalnızca proletarya devrimcileri örebilir…
Kaynak/UMUT-SEN








