Connect with us

Editörün Seçtikleri

Rojava’daki Gelişmelere Genel Bakış ve Bazı Dersler…

Bölgede belirgin ve büyük güç olan Türk devletinin talepleri, İsrail Siyonizmi’nin çıkarları, Colani Suriye’sinin imtiyazları esas alınmış; Rojava Kürtleri ise emperyal çıkarlar uğruna katliam masasına atılmıştır. İlgili büyük devlet ve güçlerin çıkarlarının esas alınması, bölgede Rusya’nın etkisini kırıp kuşatmaya alınması politikasının ürünüdür.

Emperyalist dünya sistemine tabi ilişkilerin, gerici çıkarlar ekseninde sömürgeci talan-tahakküm ve hegemonik imtiyazlar göre biçimlendiği ilişkilerde, dünya halkları ve mazlum uluslarının yararına tek bir şey yoktur. Emperyalist emellerden bağımsız kurulmayan bu ilişki ve masalarda, ‘’satılmayacak’’ hiçbir değer, hiçbir dostluk ve müttefiklik olmadığı gibi, kalıcı hiçbir hukuk, insani norm ve etik de yoktur. Emperyal çıkarlar, tüm ilişki, dostluk ve ittifakların tayin edici tek belirleyenidir. Küçük çıkarlar büyük çıkarlara, küçük güçler-ittifaklar büyük güçlere-ittifaklara feda edilir, emperyalist dünya gericiliğinde. Bu dünyaya ait ilişkiler, katıksız biçimde egemen güçlerin gerici çıkarlarına paralel biçimlenir. Bu ilişkilerde vefa ve dostluk, boş laftan ibaret bir safsata; hak-hukuk-demokrasi ise demagojik manipülasyon işleviyle balığa sunulan yem misalidir… Egemen güçler lehine biat, vesayetçi bağımlılık, esaret ve kölelik ‘’geçer akçe’’dir. Yedekleme, kullanma ve gerektiğinde harcama vardır, egemenlerle ilişkiler masasında. Büyük çıkarlara küçük çıkarların feda edilmesi ve himaye edilenin, himayecinin menfaatlerine feda edilmesi vardır… Ne yazık ki, Kürtlerin bugün maruz bırakıldığı mevcut durum, tam da bu tabloda işaret ettiğimiz gibidir…

Çok uluslu tekeller aşamasıyla tahkim olan küresel emperyalist sistemin felaketler üreten yıkıcılığını ve haydutça gerçekleştirdiği kıyım ve katliamlarını bir kenara bırakacak olursak; somut siyasette, ‘’Önce Amerika’’, ‘’uluslararası hukuk beni bağlamaz’’, ‘’stratejik dostluk yoktur, çıkarlar vardır’’ biçimindeki gerici beyanlarla uygulayıp izlediği köhne siyaset, yukarıda işaret ettiğimiz gerçeğin aleni itiraflarıdır. Bu itirafta, çıkarsız ve karşılıksız hiçbir ilişki ve ‘’iyilik/yardım’’ yoktur; bu gerçeklik anlaşılmak durumundadır. Emperyalizmin hegemonik çıkarlarına bağlı olarak tayin ettiği gerici dünya normları, anlaşılmadan, bugün Rojava Kürtleri şahsında cereyan eden gelişmeler anlaşılamaz, yaşanan süreç doğru yorumlanamaz…

Rojava’da Emperyalist Dizayn ve Kürtlerin Hedef Alınması

Batı Kürdistan/Rojava somutunda, Kürtler ulus olarak bir kez daha emperyalist gericilik tarafından ateşe atılmış, radikal dinci faşist çetelere hasredilerek katledilmeleri reva görülmüştür. Kürt katliamı, yalnızca Suriye devletinin başına getirilen HTŞ isimli Orta Çağ gericiliğiyle sınırlı değildir. Yürütülen faşist saldırı ve mevcut katliam, planlayıcı ve katılımcı rolüyle ABD, İngiliz, Fransız emperyalizmi ve Siyonist İsrail başta olmak üzere, ABD emperyalizminin bölgedeki aparatı, partneri ve maşası durumundaki faşist ‘’TC’’ devleti ve mevcut iktidarı; siyasal dinci güruhlardan devşirme HTŞ faşist gericiliği ve güdümündeki çeteler tarafından gerçekleştirilmektedir… Lakin meselenin, salt bir Kürt düşmanlığı olmadığı; bilakis, dünya proletaryası, ezilen halkları ve mazlum uluslarını kapsayan ve dünya hegemonyası uğruna yürütülen büyük bir emperyalist dizayn, hesap ve dalaş süreci ekseninde geniş olduğu aşikârdır. Kürtler, bu sürecin verili aşamasında şartlı olarak kurban edilen mazlum ulustur…

Sürece dair yaklaşımlarda yer alan kimi hatalı ifadeleri düzeltme babında eklemek isteriz ki, yaşanan katliam Kürt halkını kapsamakla birlikte, Kürt ulusuna yapılmaktadır. Kürt ulusuna yapılan katliam, bizzat Kürt topraklarında, Batı Kürdistan veya Rojava parçasında gerçekleştirilmektedir. Dolayısıyla, Kürt ulusuna ya da Kürdistan’ın bir parçasındaki Kürtlere uygulanan katliamı, ‘’Kürt halkına uygulanan katliam’’ biçiminde mütalaa ve ifade etmek; yine katliamın gerçekleştirildiği Kürt topraklarını veya coğrafyasını “Kuzey ve Doğu Suriye” biçimindeki tanımlamalarla ifade etmek hatalı yaklaşımlardır…

Kürdistan’ın Batı parçasında Kürtlerin maruz kaldığı/bırakıldığı katliam, özünde bütün Kürtlere yapılan/yapılmış bir saldırıdır. Kürtlerin bu katliam ve saldırılar karşısında, meşru müdafaa ve direniş kapsamında ulusal birlik içinde topyekûn ayağa kalkıp, katliamla dayatılan savaşa karşı silahlı savaşa girişme haklarını kullanacağı aşikârdır; ki bunu yapmaktadırlar. Ve bu, yaşamsal bir zorunluluktur. Çünkü Kürtlere, katliam pratiğiyle teslimiyet ve ölüm dayatılmakta; demokratik kazanımları yok edilmekte, iradeleri hiçleştirilmek istenmektedir. Kürt inkârı uluslararası sınırlara sıçramıştır. Kürtlerin ulusal duygu ve birlik ruhuyla refleks göstermesi, bu ağır sürecin vesile olduğu bir kazanım olarak telakki edilebilir. Kürtler bir kez daha kazanacak. Kazanmak için Kürt ulusunun kendisinden başka kimseye/gerici güç ve devletlere ihtiyacı yoktur. Kürtler on yıllardır savaşmakta; savaş pratiği ve tecrübesi yeterince bulunmaktadır. Kürtler direnişçi, savaşkan ve mücadelecidir. Kendi gücüne/kendisine güvenmesi ve bağımsız bir siyasi çizgi izlemesi yeterlidir. Kürtler kazanacak; çünkü Kürtler haklıdır ve dünya halklarının, demokratik devrimci dünyanın desteğine sahiptirler…

Arap Aşiretleri Üzerinden Yürütülen Kirli Siyaset

Kürtlerin maruz kaldığı saldırı ve katliamların kışkırtıcı ve yürütücü mimarlardan biri, ırkçı-faşist ‘’TC’’ devleti ve mevcut iktidarıdır. Faşist iktidar, istihbarat güçleriyle Arap aşiret reislerini satın alma ve radikal dinci çeteleri seferber ederek, HTŞ’yi silahlandırıp teşvik ederek süreci yönetmekte, Kürtlerin katliamına komuta etmektedir. Daha fazlasını yaptığından da şüphe duyulamaz. İşte provokasyon budur! ‘’TC’’ devletinin Kürt katliamını teşvik ederek bir fiil katılıp yönetmesine gösterilen tepki provokasyon değil, haklı tepkidir. Provokasyon, HTŞ ve radikal dinci çeteleri kışkırtarak Kürtlerin üstüne salıp katlettiren ‘’TC’’ devletinin ırkçı-faşist tavrıdır.

Kürtler, başta ABD emperyalizmi olmak üzere, emperyalist gericilik tarafından sırtından hançerlenmiştir. IŞİD bakiyesi HTŞ, Kürtlere tercih edilmiş; Kürtler Orta Çağ gericiliğine feda edilmiştir. Bu tercihin sonuçları zamanla emperyalist barbarlığın önüne geleceği gibi, HTŞ ile Kürtler arasında Orta Çağ gericiliğini tercih eden ‘’TC’’ devletinin de önüne gelecektir. Bilhassa ırkçı-tekçi faşist Kemalist güruh da bugün hortlattığı Kürt düşmanlığı ve HTŞ seviciliğinin acı nimetleriyle karşı karşıya kalacaktır.

Rojava süreci boyunca ittifak gücü olarak ABD’den destek alan Kürtlerin, bugün aynı emperyalist güç tarafından ‘’satıldığı’’ ya da ‘’sırtından hançerlendiği’’ mevcut tabloda reel gerçektir. Bu, Kürtler açısından acı bir tecrübe de olsa, emperyalist ve bilumum egemen gericiliğin gerçek yüzü, sınıfsal karakterinin ürünüdür; bunun iyi kavranması gerekir. ABD emperyalizminin Kürtleri hançerlemesi veya ‘’satması’’ bir sürpriz midir? Hayır. Bilakis ondan beklenendir; onun gerici karakterinin izdüşümü, su üstüne vurmasıdır. Emperyalizm tabii ki ‘’satar’’, tabii ki ikiyüzlü/riyakârdır ve tabii ki Kürtlerin kaderini tereddütsüzce çıkarlarına feda eder. Zira o, daha büyük çıkarlarını gözetir ve bunun için ulus ve halkları katliamdan geçirir. Emperyalizmin ve tüm gericilerin sınıf tutumu ve gerçek yüzü budur.

Kürtler Neden Hançerlendi, Niye ve Ne İçin Feda Edildi?

Meselenin özü bu soruda/bu soruya verilecek doğru yanıtta açığa çıkar. Ancak cevaba geçmeden önce, konumuzla bağlamı açısından parantez açarak iki noktaya açıklık getirmek doğru olacaktır.

Bir; Kürtlerin satıldığı ifadesi ya da iddiası kısmen doğru, kısmen yanlıştır. Reel gerçekte, dünden bugüne ittifak ilan edilmiş ve desteklenmiş olan Rojava Kürtlerinin beklenmedik biçimde yüzüstü bırakılması anlamında fiilen ‘’satıldığı’’ manasına gelir. Bu bağlamda, Kürtlerin ABD emperyalizmi tarafından ‘’satıldığı’’ söylenebilir. Lakin, bu ‘’satmanın’’ Kürtlerle tüm ilişkilerin vb. mutlak biçimde bitirildiği veya Kürtlerin tümden gözden çıkarılarak terk edildiği ya da kesin olarak yalnızlaştırılıp tecrit edildiği manasına gelmez. Kürtler sınırlandırılmış, arkaya atılmış, feda edilmiş; kazanımları daraltılarak, bir bakıma tasfiye edilmek hedefli katledilmeleri sağlanmıştır. Ancak bu durumun yarın değişmeyeceği iddia edilemez. Büyük yatırımların ve yardımların yapıldığı Rojava Kürt yönetimi veya bura Kürtlerinin, hiçbir şey yokmuş gibi terk edilmesi, bırakılması tasavvur edilemez. Zira bunca yardım ve yatırımı boşuna yapmadı; bu ‘’yardımları’’ suya atarak ellerini yıkayıp gideceğini düşünmek saflık olur. Öngördüğü dengeler vb. oluşturulduktan veya genel planında taşlar yerine oturduktan sonra, Kürtlerle ilişkiler yine gelişecek/geliştirilecektir. Ki mevcut durumda da bu ilişkiler tamamen bitirilmiş, kesilmiş değildir. ABD, Rojava Kürtlerine yaptığı yardımların karşılığını almayan bir yola girmez; bu Kürtler üzerindeki otoritesini, şimdi olduğu gibi, yarın da sürdürecektir. Kürtleri sadece büyük ittifaklara, çıkarlara ve planlara feda etmiş, Suriye devletini tercih etmiştir…

İki; emperyalist dünya gericiliği, ABD merkezli, AB merkezli ve Rusya-Çin merkezli olmak üzere üç blok şeklinde örgütlenmiş/merkezileşmiş durumdadır. AB’yi oluşturan emperyalist kapitalist ülkeler bloğu, her ne kadar Rusya-Çin bloğunu birincil tehdit görüp bu bloğa karşı ABD merkezli bloğa yakın durmayı ve esasta bununla ortak hareket etmeyi tercih etse de bu AB ile ABD’nin tek blok olduğu anlamına gelmez; gelmemektedir. İki emperyalist blok, verili çatışma sürecinde diğer bloğa karşı birlikte hareket edip ortaklaşabilirler. Bunda anlaşılmayacak bir şey yokken, bu ortaklaşma şartlı, göreli ve konjonktürel koşullara has olup, blok çıkarları söz konusu olduğunda kendi çıkarlarına dönmeye hazırdır. Rusya-Çin bloğuna dönük politikada esasta birleşen ABD ile AB’li emperyalistler, bugün Rojava Kürt yönetimine dönük politikada da esasta ortaklaşmıştır. Parantezi kapatarak, konumuz bağlamında ABD emperyalizminin neden…

Kürtleri neden yüzüstü bıraktığına gelirsek; üstte emperyalist dünya gericiliğinin bloklaşmalarından, bloklar şeklinde örgütlenmelerinden bahsettik. Tam da bu örgütlenmelerdir bugüne hükmeden ve günün gelişmelerine yol açan. Bu bloklaşmalar zemininde, dünyanın egemeni ve hegemon gücü kimdir sorunsalı gündeme gelmiştir. Bu sorunsalın gündeme gelmesi veya gelmiş olması; aşırı üretim, bunun koşulladığı yeni pazar ihtiyacı, emperyalist blok veya güçler arasında yaşanan eşitsizlik, güçler dengesinde değişen ve gelişen şartlar, yeni güç dengelerinin oluşması ve yeniden kurulması zeminine dayanmakta, bu zeminden kaynaklanmaktadır. İlgili sorunsal, emperyalist haydutlar arasındaki dalaş, çelişki ve çatışmayı keskinleştirerek derinleştirmiştir. Bu çatışma momenti, 3. Dünya Savaşı tartışmalarını gündeme getirmiş, bunu olası tehlike olmaktan çıkarıp bir tehdit hâline getirmiştir. (Büyük tehlike yeni emperyalist paylaşım savaşıdır ve buna karşı geniş direniş cephesinin örülmesi zorunlu görev ve sorumluluktur. Bu direnişin ilk basamağı, Rojava somutunda gelişecek direniş hattında vücut bulabilir…)

Bu eşikte, ABD emperyalizminin hâlihazırda Trump eliyle uyguladığı stratejik siyaset ya da siyasi plan, son tahlilde ve en genelinde olası dünya savaşına dönük hazırlık çerçevesinde değerlendirilebilir. Uyguladığı bu saldırganlık siyaseti bağlamında, Rusya-Çin bloğunun etki alanlarını daraltıp buralardaki nüfuzlarını kırma, bu hasımlarının ittifaklarını koparma, ittifakları yeniden tahkim etme; yine bu hasımlarının sınır ve komşu ülkelerini dizayn ederek kontrolüne alma ve bilhassa Rusya’yı kuşatma stratejisi yürütülmektedir. Olası emperyalist paylaşım savaşına dönük ve bu savaşa hazırlık bağlamında yürürlüğe koyduğu bu stratejik planı, esasta Çin ve Rusya’nın etki alanlarında (Güney Amerika, Kuzey Afrika, Asya ve Ortadoğu bölgelerinde) uygulamaktadır.

Bu temelde, devlet başkanı Maduro’nun kaçırılmasıyla anlam kazanan ve uluslararası hukuk açısından başlı başına bir skandal olup başka devletlerin egemenlik hakkını da ayaklar altına alan Caracas baskını pervasızlığıyla, “dünyanın tek patronu benim” mesajını verip tiranlığını ilan etmiştir. Aynı plan çerçevesinde, Suriye’nin kontrol altına alınarak Rusya’ya karşı ittifak gücü hâline getirilmesi ve aynı zamanda Rusya’nın kuşatılması amacı bağlamında HTŞ/Colani iktidarı desteklenmektedir.

Colani İktidarının Meşrulaştırılması

ABD emperyalizmi tarafından Suriye/Colani iktidarının ilgili saiklerle desteklenip esas alınması, fiilen Rojava Kürt yönetimi bölgesinin feda edilmesi ve Kürtlerin katledilmeleri pahasına göz ardı edilmesine, bir nevi hançerlenmesine yol açmıştır. İttifak olan Kürt yönetimi yerine, diğer yeni ittifak olan Colani liderliğindeki Suriye devleti; Kürtler yerine HTŞ tercih edilmiştir. Elbette bunda, bölgede ileri karakol durumundaki İsrail devletinin gözetilmesi de Kürtlerin pazarlık masasında “satılmasının” diğer bir faktörü olmuştur.

Kapı arkalarında dönen diplomasi ve pazarlıklar vb. bizlere kapalıdır; bizim yaptığımız şey, olguların analizinden yakın sonuçlar üretmektir. Bu çerçevede, İsrail’in Suriye’den Colani tepelerini alması karşılığında Kürt bölgelerinin önemli bir kısmının Colani–Suriye devletine terk edildiği rivayet edilmektedir. Yine, rivayetin bir diğeri olarak; Kürtlerin ABD emperyalizminin saldırganlığına savaş gücü olarak ortak olup İran’a karşı savaşmasının dayatıldığı ve Kürtlerin bunu kabul etmemesinden dolayı Kürtlere dönük katliam ve saldırıların devreye sokulduğu denilmektedir…

Kısacası, bölgede belirgin ve büyük güç olan Türk devletinin talepleri, İsrail Siyonizmi’nin çıkarları, Colani Suriye’sinin imtiyazları esas alınmış; Rojava Kürtleri ise emperyal çıkarlar uğruna katliam masasına atılmıştır. İlgili büyük devlet ve güçlerin çıkarlarının esas alınması, bölgede Rusya’nın etkisini kırıp kuşatmaya alınması politikasının ürünüdür. Rusya’ya karşı elini bölgede güçlendirmek isteyen ABD emperyalizmi, bölgenin büyük devletlerini yanına çekme ve yanında tutma amacıyla bu büyük devletlere ödün vermiş, Rojava Kürtlerine dönük katliam saldırılarına da onay vermiştir…

Bu ayrıntılardan daha önemli olan, paylaşım savaşı olasılığı ve dünya hegemonyası uğruna totalde yürütülen stratejik plandır. Bu plan, öz olarak ABD, İngiltere ve kısmen İsrail konsensüsüyle, paylaşım savaşı olasılığına karşı hazırlık temelinde bölgede Suriye’yi Rusya karşıtı pozisyonda tutmayı ve kendi yetiştirmeleri olan Colani’yi de Suriye’nin başında bulundurmayı; Kürt düşmanlığında sınır tanımayan “TC” devletinin Kürtlerle ilgili taleplerinin karşılanması üzerinden bu bloğun bölgedeki çıkarlarına yaptığı hizmeti Rusya’ya ve hatta İran’a karşı bir koçbaşı olarak kullanmaya hazırlamayı ve Siyonist İsrail devletinin güvenliğini garanti altına alarak nüfuz alanını ve topraklarını büyütmesini hedeflemektedir. Bu da kaçınılmaz olarak bölgedeki Kürtlerin bir nevi gözden çıkarılıp harcanmasını gerektirmektedir; zira Kürtler, kendi açıklamalarından da anlaşılacağı gibi, bölgede halklar arasında düşmanlığı derinleştiren bu alçakça teklifi reddetmişlerdir. Kürtlere çıkarılan ölüm fermanının aslı astarı, özetle budur. Ancak söz konusu olan Ortadoğu olduğu için, bugünkü ilişki denkleminin yarın değişmeyeceğinin garantisi olmadığı gibi, bugün çıkar birliği yapanların yarın birbirleriyle çıkar savaşına girmeyeceklerinin de hiçbir garantisi yoktur. Doğal olarak Kürtlere ölüm kararı çıkaranların da Kürtlerden önce kendi cenaze namazlarının kılınmayacağını garanti edecek sihirli bir güçleri yoktur…

Garantörlük Maskesi Altında Dayatılan Uzlaşma

ABD emperyalizminin mevcut politikası Kürtleri daha geri pozisyon ve statü alanında olmak üzere HTŞ’ye ve ona devredilen Suriye’ye entegre etmektir. Zira, Colani ve HTŞ’si ABD emperyalizminin yetiştirmesi ve piyonu durumundadır. Öte taraftan Rojava Kürtleri ve bilinen lideri de ABD’den destekler alıp iyi ilişkiler içerisindeydi ve bu durumun değişmesi kolay değildir. Dolayısıyla ABD emperyalizmi kontrol ettiği veya edebildiği her iki tarafı kendi emperyal çıkarları temelinde konumlandırmak, şu veya bunun lehine bir entegre politikası gütmektedir. Bu zeminde, ABD emperyalizmi garantör güç olarak iki tarafı anlaşma masasına oturtup öngördüğü şartlarda uzlaştırsa da Kürtler ile HTŞ arasında gerçek bir barış sağlayamaz, çözüm getiremez. Dayatarak getireceği çözüm yeni çatışmalara gebe bir “çözüm” olacaktır. ABD emperyalizminin uzun vadede yapmak istediği de budur; gerektiğinde/gerek duyduğunda her an çatışmayı kışkırtıp devreye sokacak ve yarattığı kaotik şartlardan yararlanarak kendi stratejik planını devreye sokacak uygun koşul ve fırsatı yaratıp elinde tutmak…

Diğer taraftan eklemek gerekir ki Suriye ve Rojava şahsında kışkırtılarak yürürlüğe konulan çatışma/savaş süreci kısa vadeli bir çatışma süreci olmayacaktır. Bölgedeki istikrarsızlık ve çatışma ortamı devam ederek daha çok su götürecektir. Zira ABD emperyalizmi bölgenin yeniden dizaynına bağlı olarak örgütlediği çatışma ve kaotik şartları, bölgedeki emellerinin tam olarak gerçekleştirilmesine kadar devam ettirecektir/devam edecektir. Yani mesele sadece Kürtlere dönük içerik taşımamaktadır, bölgenin dizaynını içermektedir. Bu da mevcut kaos ve çatışma koşullarının daha uzun süreceğine işaret eder. Edecek çünkü ABD için ya da ABD stratejisi açısından İran problemi vardır ve bunun bir biçimiyle aşılması hedeflenmektedir. Fakat evdeki hesap çarşıya uyar mı, bu bilinmez. Zira, İran sorunu İran’la sınırlı kalmayacak kadar daha büyük bir sorundur…

Yaşananlardan Ders Çıkarmak…

Kürtlerin, emperyalist barbarlığın sapladığı hançerle resmolan köhnemiş gericiliğin gerçek yüzünü hafızalarına derince kazıyacaklarını umarız. Zira bu durum, emperyalizmin ve gericiliğin niteliğinin görülmesi açısından yaşamsal bir derstir. Tabii ki öncelikle bu bir çizgi sorunudur. Gerçek bir özgürlük isteği, kendi gücüne güven esasına dayanan bağımsız bir çizgide ısrarı gerektirir. Sorunu yaratanların, aynı sorunu “dostlukla” çözdükleri tarihte görülmüş bir olgu değildir. Kürt siyasal hareketinin TC ile ilişkide yaşadığı gelgitlerin temeline, nedenlerine ve etkenlerine aklıselimle yaklaşıp iradelerini özgürleştirmeleri tayin edici bir noktada durmaktadır. Özellikle son “çözüm masası” vesilesiyle ortaya konan siyasetteki tutarsızlıklar ve gelgitler, kendi dinamiği içinde dahi ciddi bir motivasyon kırılganlığı yarattığı gibi, dost güçler nezdinde de güven zedelemiş ve tereddüt yaratmıştır.

Gerici devlet ve güçlerle yapılacak muhtelif ve muhtemel “anlaşma, müzakere ve görüşme” gibi süreçleri, stratejik siyaset olarak değil, taktik siyaset kapsamında yürütmesi; bu anlamda genel/stratejik anlaşma siyasetini değil, tek tek anlaşmalar/taktik anlaşma siyasetini benimsemesi doğru olacaktır. Taktik anlaşmalar da olsa, gerici güçlerle girilecek ilişkilerin ters tepeceğini unutmamalı ve bu güçlere güvenmemelidir…

Kürtler emperyalist dünya gericiliği gerçeğini ve yerel devlet/iktidarların sınıf ve siyasi niteliğini, en nihayetinde bütün bunların kaçınılmaz sonuçlarını ve bu sonuçlara maruz kalacağını dikkate alarak, silahlı gücünü/ordu örgütlenmesini asla elden bırakmamalı ve silahlarını kendisinin güvencesi olarak vazgeçilmez görmelidir.

Kürtlerin en geniş ölçekte ulusal birliklerini tesis etmesi hayati bir zorunluluktur. İttifak ve garantör güç olarak adeta bel bağlanan emperyalist güçlerin, mevcut katliam ve saldırılardaki pozisyonu ile belirleyici pay ve rolü alenen açığa çıkarken; Kürtlerin bu tecrübeye eş zamanlı olarak büyük bir ulusal duygu birliği zemininde refleks göstermiş olması bu anlamda umut vericidir. Ve bu realite, Kürtlerin en geniş ulusal birliklerini gerçekleştirmeye uygun bir zemin sunmakta, bu birliğe dair çabalarını şart koşmaktadır… Kürt ulusunun ya da bir bütün olarak Kürtlerin geleceğini güvenceye alacak olan tek kuvvet, Kürtlerin birliğidir…

Genel Tutumumuz…

Emperyalist ve gerici devletlerin yürürlüğe koyduğu Kürt katliamı ve Rojava Kürtlerinin, “müttefiki” ABD tarafından sırtından hançerlenmesinden Kürtler ya da Kürtlerin izlediği sorunlu siyaset ve ilişkiler sorumlu değildir; bilakis ilgili emperyalist gerici güçler ve bunların sömürgeci-saldırgan emelleri doğrudan sorumludur…

Kürtlerin emperyalist güçlerle girdiği ilişki elbette eleştiri konusudur. Fakat bugün değil! Yersiz, zamansız kullanılacak eleştiri adına emperyalist gericiliğin vahşi politika, gerici emel ve saldırıları aklanıp gölgelenemez. Emperyalist barbarlığın suçları Kürtlerin hatalı siyasetine fatura edilip katliamcı saldırganlık temize çıkarılamaz… En önemlisi de katliamlarla karşı karşıya olan ve geniş gericiliğe karşı direnen Kürtlerin moralini bozacak, motivasyonlarını kıracak ve direnişlerini baltalayarak zayıflatacak her türden söylem ve tutum dostane değildir. Silahların konuştuğu, ölümcül bedellerin ödendiği ve adeta bir varlık-yokluk direnişinin verildiği yerde, bu durumla yüz yüze bırakılanların yaşamda tutulması esastır. Mevcut konjonktürde Kürt direnişiyle pratikte birleşmek esas olandır. Kürtlere dönük yürütülen katliam ve tasfiye saldırılarına karşı tepki ve mücadele tavrı temelinde Kürtlerle somut direnişte ortaklaşmak, günün ertelenemez görevi, es geçilemez bir sorumluluktur. Kürtler yaşanan tabloda sadece haklı taraf değil, demokratik kazanımları tırpanlanan, saldırıya maruz kalan ve katledilen mazlum ulustur. Ve Kürtler, emperyalist gericilik ile yerel uzantıları olan iktidar ve güçler tarafından saldırıya maruz kalmakta, tamamen haklı ve meşru bir direniş sergilemektedir. Ulusal varlık ve statülerine, ulusal kimliklerine ve ulusal-demokratik kazanımlarına dönük meşru müdafaa hakkı temelinde onurlu bir mücadele vermektedir. Bütün bunlar nedeniyle Kürtlerin direnişi tereddütsüz biçimde desteklenmeyi hak ederken, demokratik devrimci güçlerin bu direnişe ihtimal olarak bile kayıtsız kalması asla hoş görülemez.

Yaşanan süreçten devrimci güçler olarak çıkaracağımız ders; emperyalist gericiliğe, somut saldırganlık ve tehditlerine karşı anti-emperyalist, anti-faşist mücadele ve örgütlenmelerin geliştirilmesi biçiminde özetlenebilir. Mazlum ulus ve ezilen halklarla mücadele ortaklığına girmek ve verilen direnişleri desteklemek, anti-faşist ve anti-emperyalist birlik ya da örgütlenmelerin geliştirilmesini pekiştiren bir faktör olacaktır…

Rojava’da Suların Durulması Hangi Şarta Bağlıdır!

Mevcut kaos, katliam ve çatışma durumunun ortadan kalkabilmesi, ABD emperyalizminin dünya jandarmalığı uğruna Ortadoğu ayağında yürüttüğü stratejik planı hayata geçirmesine bağlıdır. Çatışma, savaş ve kaosun bitmesi, esasta ABD emperyalizminin bu planında sonuçlar alıp başarılı olması veya tersine bozguna uğrayarak inisiyatifi diğer emperyalist hasımlarına kaptırmasıyla alakalıdır. Çünkü sürecin demokratik zeminde gelişerek taşların yerli yerine oturması, Kürtlerin/bölgedeki Kürt ulusunun özgürlüğüne; son tahlilde, kendi kaderini tayin etme hakkını elde etmesine bağlıdır. Her asgari ve geçici çözüm bağlamında ise, Rojava’da demokratik çözüm, Kürtlerin mevcut statüsünün pazarlık konusu yapılmadan meşru görülüp tanınması ve maruz kaldığı millî baskının kalkmasıdır. Tasavvur edildiğinin tam tersine, ABD emperyalizmi ve diğer emperyalist güçlerin bölgeden defolup gitmesi ve bilumum gerici iktidarların Kürt ulusu üzerindeki baskı ve egemenliklerine son vermesiyle, Rojava ve benzer sorunlu topraklarda sükûnet sağlanabilir. Emperyalist haydutlar ve cihatçı, siyasal İslamcı, şeriatçı tüm güç ve gerici çeteler başta olmak üzere, fundamentalist gericiliğin bölgeden elini çekmesi; bu gericiliklerin bertaraf edilmesi, Rojava’da da bölgede de gerçek çözümün yoludur…

Kürtlerin Rojava yönetsel/siyasal statüsünden geri adım atması, daha ağır şartlardaki esarete atılmış bir adım olacaktır. Bu anlamda, Rojava Kürt topraklarındaki siyasal statünün korunması olmazsa olmazdır. Öte taraftan, Kürtlerin bölgedeki askerî/siyasal yapılanması durumundaki PYD/YPG’nin tartışmasız biçimde varlıklarını olduğu gibi, hatta tahkim edip güçlendirerek devam ettirmesi de yaşamsal bir şarttır… Kürt askerî gücünün Suriye ordusu adı altında HTŞ çetelerine dâhil olup entegre olması başlı başına ölümcül bir risk iken, katılım veya entegrasyonun tek tek bireyler biçiminde gerçekleştirilmesi ya da bunun kabul edilmesi, siyasal ölümü perçinlemek manasına gelir…

Bu sürece has olmak üzere, taraflar arası eşitlik ya da tarafların eşit şartlarda, demokratik normlara uygun olmak kaydıyla, onurlu bir anlaşma sağlanabilir. Ancak ne emperyalist gericiliğin ne de HTŞ gericiliğinin teslimiyetçi, onur kırıcı, tek tarafın egemenliğine dayalı ve tek taraflı çıkar ve imtiyazlar temelindeki dayatmaları asla kabul edilemez, edilmemelidir…

Bu yazı Halkın Günlüğü Gazetesi‘nin Şubat-2026 tarihli 57. sayısında yayımlanmıştır.



Şubat 2026
PSÇPCCP
 1
2345678
9101112131415
16171819202122
232425262728 

More in Editörün Seçtikleri