Connect with us

Röportaj

Muzaffer Oruçoğlu: İbo, Kürt milletinin ayrılıp bağımsız bir devlet kurma hakkını, ulusal sorunun temel prensibi olarak gördü

İbrahim Kaypakkaya’nın 53. ölümsüzlük yılında yazar Muzaffer Oruçoğlu, Türkiye-Kuzey Kürdistan’da derinleşen ekonomik-siyasal kriz, Kürt ulusal meselesi ve emperyalist savaş gündemi üzerinden Kaypakkaya’nın tezlerinin güncelliğini değerlendirdi.

özel haber

Bahattin Seçilir/İstanbul

Türkiye-Kuzey Kürdistan’da derinleşen ekonomik-siyasi kriz, faşist baskı politikaları ve bölgesel savaş konsepti, Komünist Önder İbrahim Kaypakkaya’nın tezlerinin güncelliğini bir kez daha ortaya koyuyor. Kaypakkaya’nın sınıfsal karaktere, devlet yapısına, Kemalizm’e ve Kürt ulusal meselesine dair ortaya koyduğu ideolojik-politik çözümlemeler, bugün de devrimci mücadele açısından temel referanslardan biri olmayı sürdürüyor.

Komünist Önder İbrahim Kaypakkaya’nın 53. ölümsüzlük yıl dönümünde, Kaypakkaya’nın tezleri ekseninde Türkiye-Kuzey Kürdistan’da derinleşen ekonomik-siyasal kriz, Kürt ulusal meselesi, devrimci hareketin güncel yönelimleri ve emperyalist paylaşım savaşı koşullarında komünistlerin tarihsel sorumlulukları üzerine yürütülen ideolojik-politik tartışmaları siyasi kurum, aydın ve yazarlar ile konuştuk.

Röportaj serimizin ilk bölümünde Yazar Muzaffer Oruçoğlu, Kaypakkaya’nın ideolojik-politik hattının günümüzdeki karşılığı, ulusal meseleye dair tezlerinin güncelliği ve devrimci mücadelenin temel görevleri üzerine şunları söyledi;

Türkiye’nin bugün içinde bulunduğu iktisadi, siyasal ve toplumsal koşulları düşündüğümüzde, Kaypakkaya’nın güncelliğini koruyan temel tezlerinden altı çizilecek olanlar hangileridir? Bunlar bugün için ne ifade etmektedir?

Muzaffer Oruçoğlu: İki temel tez ön plana çıkıyor. Bunlardan birincisi, Kurtuluş Savaşı ile Cumhuriyet döneminin tahlili, diğeri de milli meseledir. Her iki tez de geçerliliğini ve güncelliğini koruyor bugün.

Kurtuluş Savaşı ile Cumhuriyet tarihinin tahlili konusunda hem devrimci demokratik güçler, hem de bu güçlerin etkilediği kitleler, en az yüz yıllık bir geçmişi olan ve sistemi tahkim eden yanlış görüşleri savunuyorlar.

İbo, işgale karşı yürütülen savaşa önderlik eden ve savaştan sonraki egemenliklerini askeri-faşist bir diktatörlük olarak sürdüren sınıfların komprador niteliğini açığa çıkardı. Bu, canalıcı bir noktaydı. Savaş yılları içinde emperyalizmle uzlaşıp sömürge yapıyı yarı-sömürge yapıya dönüştürme politikasına, orta sınıfların önderlik ettiği milli hareketlerin bastırılmasına, komünist hareketin imhasına, tüm burjuva muhalefetiyle birlikte grevlerin ve sendikaların yasaklanmasına, milli meselenin inkar edilmesine açıklık kazandırıyordu.

İbo, Kuvayı Milliye ile Müdafaa-i Hukuk arasında ayrım yapıyordu. Çerkez Ethem, Demirci Memed Efe, Şahin Bey, Kara Yılan ve Sütçü İmam gibilerinin direnişlerini Kuvayı Milliye hanesine yazıyor; bunları orta sınıfları temsil eden hareketler olarak değerlendiriyordu. Miras tartışmasında ise bu mücadelelere sahip çıkıyordu.

İbo, Türk egemen sınıflarının izlediği politikayı iç ve dış bağlantılarıyla birlikte ele alıyor, hangi sınıfın nasıl bir politika izlediğini açıklamaya özen gösteriyordu. Ona göre hakim sınıflar ile ezilen yığınlar arasındaki karmaşık ilişki ve çelişkileri, hakim sınıfların kendi aralarındaki ilişki ve çelişkilerle birlikte ele alıp kavramak gerekiyordu.

Kürt siyasal hareketinin bugün içine girdiği yeni ideolojik ve siyasal yönelimi bir kriz olarak değerlendirmek mümkün mü? Böyleyse eğer nedenleri nelerdir ve çıkış öneriniz nedir?

Muzaffer Oruçoğlu: Kürt siyasal hareketinin yeni bir ideolojik ve siyasal yönelim içine girdiğini sanmıyorum. Barış diplomasisinin öne çıktığını, büyük bir ağırlık kazandığını söyleyebiliriz. Kuzey’deki Kürt milli mücadelesinin, Kürt milli kurtuluş davasından vazgeçtiği, kurtuluş bayrağını geminin bordosundan aşağı attığı kanısında değilim. Kürtlerin barışı merkeze alan diplomatik çabalarını bir “Kürt krizi” olarak gösteremeyiz. Kriz ve açmazda olan Kürtler değil, müzakere masasına  oturmak zorunda kalan ve çıkış arayan Türk egemen sınıflarıdır. Kuzey Kürdistan’da, Orta Doğu’da ve dünyadaki değişimler bu duruma yol açtı. Kürtler değişen şartları tam zamanında kavradılar ve buna uygun bir barış diplomasisi politikası uyguladılar. “Bebek katili” olarak nitelenen Kürt lideri, bir anda “terörist” olmaktan çıkartıldı, “kurucu önder” ve “barış koordinatörü” konumuna yükseltildi. Kürtler ordularını lağvetmemelerine rağmen, demokratik cumhuriyet ve tam hak eşitliği taleplerini dillendirmelerine rağmen böyle bir durum çıktı ortaya.

Bildiğiniz üzere Kaypakkaya’nın en önemli tespitlerinden biri milli meseledeki görüşleridir. Kaypakkaya’nın ulusal meseledeki tezlerinin şimdi daha önem kazandığını söyleyebilir miyiz?

Muzaffer Oruçoğlu: İbo, Kürt milletinin ayrılıp bağımsız bir devlet kurma hakkını, ulusal sorunun temel prensibi olarak gördü. Bu hakkın gerçekleştirilmesi uğruna mücadele veya isyan eden Kürtleri haklı buldu. Kürt egemen sınıflarının önderliğinde olsa bile, ezen ulusun baskı ve zulmüne yönelen bu isyanların demokratik bir muhtevaya sahip olduğunu belirtti. İbo’nun görüşlerini savunan komünistlerin büyük çoğunluğu, ezilen bir ulusun egemenlerinin önderlik ettiği milli bir hareketi destekleme konusuna kuşkuyla yaklaştılar. Soykırıma karşı direnen Hamas’ı, ABD ve NATO’nun işgaline karşı savaşan Taliban’ı, ABD ve İsrail saldırısına karşı koyan İran’ı desteklemediler. Hal böyle olunca, Şeyh Sait gibi feodallerin önderlik ettiği Kürt milli haraketlerine de kuşkuyla yaklaştılar. Söz konusu noktada ortaya çıkan bu tavır, sadece İbo’nun görüşlerinden değil, Türk ve Afgan egemenlerinin emperyalist işgale karşı direnişlerine destek sunan Bolşevik politikadan da bir kopuştu.

İbo’nun, ekonomik olarak milli meseleyi özünde bir pazar meselesi olarak görmesini, İbo’dan sonra ortaya çıkan hiçbir komünist ve devrimci demokrat hareketin kavramadığını söylersek, yanlış bir tesbit yapmış olmayız. Bunlar, milli meseleyi, Stalin’in daha sonra yaptığı yanlış bir tesbitine dayanarak, emperyalizme karşı bir mücadele meselesi olarak gördüler. Gözlerinin önündeki Kürt milli meselesine rağmen böyle yanlış bir görüşe saplanıp kaldılar. Milli meselenin ekonomik olarak, ister doğrudan emperyalizme isterse emperyalist olmayan hatta emperyalizme bağımlı bir devlete yönelsin, özünde bir pazar meselesi olduğunu kavrayamadılar.

İbo’nun Kürt milli meselesindeki hatası, parçalanmış ulusları birleştirme konusunda Lenin’in, “Tarihi haksızlıkları düzeltme bizim işimiz değildir” sözüne bağlı kalarak, dört parçaya bölünen Kürdistan’ın birleştirilmesi işini “bu bizim işimiz değildir” diyerek programına koymamasıdır.

Emperyalist paylaşım savaşı tehlikesinin dünya siyasal gündemini meşgul ettiği bugünkü koşullarda, Türkiye-Kuzey Kürdistan komünist ve devrimcilerinin sorumluluklarını nasıl tanımlıyorsunuz?

Muzaffer Oruçoğlu: Bugün dünyada, bir emperyalist savaş tehlikesinin tırmandığı ve mevcut “boklu barışı” tehdit eder hale geldiği açıktır. Gayet tabidir ki emperyalizmin ve bir bütün olarak mülk sisteminin hakim olduğu bir dünyada, bölgesel veya küresel savaş tehlikesi olacaktır her zaman. Bugün bu tehlike yükselmesine rağmen hiçbir emperyalist gücün Hitler gibi savaşa hazır olduğunu ve açıktan bir küresel savaşı dayattığını söyleyemiyoruz. Mevcut krizi bölgesel paylaşım savaşlarıyla aşma eğilimi kendini açıkça gösteriyor. Tüm bu duruma rağmen, zayıf da olsa bir dünya savaşı ihtimalini her zaman hesaba katmak gerekiyor. Dünya savaşını geciktirecek veya engelleyecek tek sağlam güç örgütlenen ve kapitalizmi tehdit eder hale gelen devrimin gücüdür. Bu da ancak işçi sınıfının örgütlenmesiyle mümkün hale gelebilir. Yenilenmiş güçlü komünist partileri ve onların barış isteyen müttefikleri… Savaşı devrimle tehdit etmeden engellemenin başka bir sağlam yolu yok. 



Mayıs 2026
PSÇPCCP
 123
45678910
11121314151617
18192021222324
25262728293031

More in Röportaj