
Bahattin Seçilir/İstanbul
“Ortak dilimiz direniştir!” Eskimiş bir duvara yazılmış bu söz, 16 yıllık bir öz-örgütlenme mekânı olan Prosfygika Mahallesi’nin (işgal evleri) özeti gibi. 27 farklı milletten insanın birlikte yaşadığı, ürettiği ve yönettiği bu alan; zorlukları, hüzünleri ve sevinçleriyle binlerce insanın yolunun geçtiği, fakat bu zorunluluğu kolektif bir yaşamla aşarak kendini “evinde” hissettiği bir mahalle. Çoğunluğu mültecilerden oluşan Prosfygika, kapitalizme karşı bir meydan okuyuş ve komünal yaşama somut bir örnek olarak öne çıkıyor.
Devletin “Soylulaştırma” saldırılarına karşı direniş sürerken, topluluk üyesi Aristotelis Chantzis 70 günü aşkın süredir ölüm orucu direnişinde. Biz de bu direnişin duyulması, sahiplenilmesi ve büyütülmesi için Prosfygika topluluğu üyeleriyle yaptığımız röportajı paylaşıyoruz.

Prosfygika mahallesi hakkında bize bilgi verebilir misiniz?
Prosfygika, Atina’nın merkezinde bulunan, 3,5 dönümlük bir alana yayılmış bir mahalledir. Toplamda 228 daireden oluşan, Bauhaus tarzında inşa edilmiş 8 apartman bloğundan oluşur ve yaklaşık 400 kişiye ev sahipliği yapmaktadır. Bu binalar, 1930’larda Küçük Asya’dan gelen mültecileri barındırmak amacıyla inşa edilmiştir. 1944 yılında, İngiliz emperyalizmi tarafından desteklenen Yunan burjuvazisine karşı yürütülen gerilla savaşlarında önemli bir rol oynamıştır. Bugün hâlâ binaların üzerinde kurşun ve top mermisi izleri görülebilmektedir. 1990’ların sonlarında, bu alanın yıkılarak yerine bir alışveriş merkezi yapılması planlanmıştır. Mahalle sakinleri zorla kamulaştırma yoluyla baskı altına alınmış ve büyük çoğunluğu mülklerini gerçek değerinin üçte biri fiyatına bir kamu kurumuna satmak zorunda kalmıştır. O dönemde yalnızca 51 konut, satmayı reddeden insanların elinde kalmıştır ve mahalle giderek boşalmaya başlamıştır.
Buna rağmen bazı eski sahipler bölgede kalmış ve kendi evlerinde işgalci (squatter) konumuna düşmüştür. 2000’lerin başında, mahalle sakinleri, örgütler ve dernekler bu tarihi yapıların yıkılmasını engellemek için hukuki bir mücadele başlatmıştır. Bu mücadelenin sonucunda Prosfygika, Yüksek Mahkeme (Devlet Konseyi 2003, 2009 kararları) tarafından hem mimari tarzı (Bauhaus) nedeniyle bir kültürel miras anıtı, hem de 1944 Aralık çatışmalarının izlerini taşıdığı için modern tarih anıtı olarak tanınmıştır. Bu süreçte, Prosfygika’daki evler çok farklı politik ve sosyal arka planlardan insanlar tarafından işgal edilmeye başlanmıştır. Bu koşullar altında insan ve uyuşturucu kaçakçıları da evleri işgal etmeye başlamıştır. Polis ise yalnızca bölgeden geçerek ticareti ve kristal metamfetamin üretim laboratuvarlarını fiilen koruyan bir tutum sergilemiştir. Bunun üzerine bazı işgalciler duruma müdahale ederek bir topluluk oluşturmuş, işgal edilmiş evleri mültecilere kiralayan çeteleri bölgeden çıkarmaya başlamıştır. Aynı zamanda bir meclis kurarak yaşadıkları evlerin bu meclis tarafından yönetilmesine karar vermişlerdir. Böylece mahalleyi mafyaların sömürüsünden arındırarak temel ihtiyaçları karşılayacak yapılar kurmuş ve radikal harekete aktif olarak katılmışlardır.
Burada önemli olan nokta, 2010’un Yunanistan’da kitlesel gösterilerin, meydanlarda halk meclislerinin ve dayanışma ağlarının yaygın olduğu bir dönem olmasıdır. Bu modeller daha önce 2008 isyanı sırasında da ortaya çıkmıştı. İşgal altındaki Prosfygika Topluluğu, bu hareketin bir parçası ve devamıdır. 2010’dan bu yana topluluk, yatay örgütlenmeye dayalı, tabandan gelen sosyal ve politik bir mücadele yürütmektedir. Demokrasi, eşitlik, özerklik ve dayanışma ilkelerine dayanır. Öz-örgütlenme, yataylık, kolektif karar alma, döngüsellik, bağlılık ve katılım esas alınır. Topluluğun temel özelliklerinden biri, kaynakların, yapıların ve altyapının ortak mülkiyetidir. Prosfygika bugün, Yunanlar, mülteciler ve göçmenlerden oluşan; aralarında 50 çocuğun ve hassas sosyal gruplardan insanların da bulunduğu 400’den fazla kişilik bir topluluktur.
Devlet baskısı ve alandan tahliye edilmek sizin için ne ifade ediyor?
Haziran 2025’te, Attika Bölgesi, Kültür Bakanlığı ve Kamu İstihdam Kurumu (DYPA) ile birlikte, Alexandras Bulvarı’ndaki Prosfygika’nın yeniden düzenlenmesine yönelik bir program anlaşması imzaladı. Bu anlaşma, 400’den fazla kişiden oluşan bir topluluğun tahliyesini ve yerel topluma ve daha geniş kesimlere hizmet eden, kendi kendine yeterliliği sağlayan 22 öz-örgütlü yapının dağıtılmasını içeriyor. Yedi ayın ardından, ocak ayı ortalarında ilk bilgiler ortaya çıktı. Bu bilgiler, söz konusu program anlaşmasının imzalandığını ve 2026’nın ilk çeyreğinde bir müteahhit için ihale sürecinin tamamlanacağını duyuruyordu. Aynı zamanda, İçişleri (Vatandaşı Koruma) Bakanlığı sorumluluğunda gerçekleştirilecek bastırma ve tahliye operasyonu da açık ve net bir şekilde ilan edildi.
Prosfygika’nın “yeniden düzenlenmesi”, Atina merkezinin yeniden şekillendirilmesine yönelik daha geniş bir planın parçasıdır. Bu plan, Gyzi ve Ambelokipi bölgelerini de kapsayarak bu alanları varlıklı kesimler için mahallelere dönüştürmeyi hedeflemektedir. Elbette bu “büyük işin” kapsamına rağmen, Bölge Valisi Nikos Chardalias, Belediye Başkanı Haris Doukas ya da Miçotakis hükümeti, sokakta kalacak sayısız insanın yaşamına dair tek kelime etmemektedir. Devlet baskısı ve Prosfygika’nın olası tahliyesi, bu toplulukta yaşayan ve ona bağlı olan insanlar için son derece ciddi sonuçlar doğuracaktır. Topluluğun dayanışma yapıları tarafından desteklenen onlarca çocuk, yaşlı ve hasta doğrudan etkilenecektir. Birçok kırılgan insan için barınma, bakım ağları ve günlük desteğin kaybı hem zihinsel hem de fiziksel sağlık açısından yıkıcı sonuçlara yol açabilir.

Miçotakis hükümeti tarafından desteklenen bu “yeniden düzenleme” planı, Atina ve Yunanistan’daki en büyük öz-örgütlü toplumsal girişimlerden birini dağıtmayı hedeflemektedir. Bu müdahale yalnızca politik değil, aynı zamanda ekonomiktir. “Yeniden düzenleme”, bölgede kira fiyatlarının ve yaşam maliyetinin artmasına yol açacak, uzun yıllardır bölgede yaşayan insanları yeni koşullara uyum sağlayamayacakları için evlerini terk etmeye zorlayacaktır. Bu yerinden edilme yalnızca Prosfygika ile sınırlı kalmayacak, zamanla çevre mahallelere de yayılacaktır. Yunanistan’da, birçok ülkede olduğu gibi, en kırılgan toplumsal kesimlerin yaşam koşulları ciddi şekilde kötüleşmiştir. Kamu sağlık ve eğitim sistemleri giderek daha fazla yetersiz finanse edilmekte ve özelleştirilmektedir. Yaşam maliyeti sürekli artmakta, işsizlik yüksek kalmakta ve çalışma koşulları güvencesizlik, sigortasız çalışma, “esnek” ve düzensiz çalışma saatleri ve hatta iş cinayetleri ile karakterize edilmektedir. Bizim için Prosfygika İşgal Topluluğu’nun tahliyesi, topluluk yaşamına, öz-örgütlenmeye, dayanışmaya ve toplumsal direnişe doğrudan bir saldırıdır. Bu yalnızca fiziksel bir alanın kaybı değildir; aynı zamanda egemen politik ve ekonomik yapılara meydan okuyan alternatif bir kolektif yaşam modelinin yok edilme girişimidir.
Prosfygika’nın bastırılması ve tahliyesi, daha geniş toplumsal hareketi de etkileyecektir. Çünkü özgürleştirilmiş her alanın kaybı, toplumun geniş kesimlerinin maruz kaldığı sömürü ve adaletsizliğe karşı verilen kolektif mücadeleyi zayıflatır. Prosfygika İşgal Topluluğu olarak, en başından beri Prosfygika’daki özgürleştirilmiş alanı ve burada inşa edilen öz-örgütlü topluluğu savunma kararımızı açıkça ilan ettik. Bu doğrultuda, topluluğu sonuna kadar savunma kararlılığıyla, kolektif bir karar sonucunda, topluluk üyesi ve Prosfygika sakini Aristotelis Chantzis, 5 Şubat 2026 tarihinde yaşamı savunmak için ölüm orucu direnişine başlama inisiyatifi aldı ve devletin planlarına karşı bir direniş barikatı kurdu.
Bu yerin politik veya toplumsal önemi nedir?
İşgal Altındaki Prosfygika Topluluğu, gıda, sağlık, eğitim, kültür, barınma desteği ve yakınlardaki hastanede kanser tedavisi gören hastalar için konaklama alanı da dahil olmak üzere temel toplumsal ihtiyaçları karşılayan 22 yapı işletmektedir. Ayrıca dil öğrenimi, kadınların güçlendirilmesi ve topluluk yaşamına aktif katılımı da teşvik etmektedir. Topluluk, doğrudan demokratik süreçler üzerinden örgütlenmiştir ve eşitlik, dayanışma, sosyal adalet, ekoloji ve enternasyonalizm ilkelerine dayanır. Şehir merkezinde yaşayan, açık ve canlı bir mahalle olarak; farklı milletlerden, dillerden, dinlerden ve kültürlerden insanların bir araya gelip örgütlendiği ve birbirini desteklediği kapsayıcı bir alan oluşturur. Sosyal rolünün ötesinde, topluluk yerel ve uluslararası düzeyde sosyal ve sınıf mücadelelerine aktif olarak katılmakta; Yunanistan’dan, Avrupa’dan ve Türkiye ile Kürdistan’daki örgütlerden militanları bir araya getirmektedir. Gerçeklikte, Miçotakis hükümeti açısından bu topluluk iki yönlü bir anlam taşır: Bir yandan ortadan kaldırılması gereken bir politik muhalif, diğer yandan ise kentsel dönüşüm (soylulaştırma) yoluyla ekonomik olarak değerlendirilmesi gereken değerli bir alan.
Ölüm orucu direnişine nasıl karar verdiniz? Bu direnişle neyi değiştirmeyi veya neyi görünür kılmayı umuyorsunuz?
İşgal altındaki Prosfygika Topluluğu olarak, sosyal projemizi, halkımızı, yapılarımızı ve Prosfygika’nın tarihsel hafızasını sonuna kadar savunma kararı aldık. Bu, yaşamın kendisini savunma yönünde bilinçli bir tercih ve sorumluluktur, kendi yaşamımız pahasına bile olsa. Bu bağlamda, kolektif bir kararın ardından, topluluk üyesi ve Prosfygika sakini Aristotelis Chantzis, devletin planlarına karşı bir direniş eylemi olarak 5 Şubat 2026’da ölüm orucuna başlamıştır. Ölüm orucunu bir karşı hamle olarak görüyoruz: mahalledeki ”soylulaştırma” sürecinden sorumlu olanlara baskı uygulamanın, mücadelemizi görünür kılmanın, farkındalık yaratmanın ve daha geniş toplumsal dayanışmayı harekete geçirmenin bir yolu olarak görüyoruz. Bugün, direnişin 70 günü aşkın bir sürenin ardından, sağlık durumu kritik bir noktaya ulaşmış, geri dönüşü olmayan hasar veya ölüm riski ciddi şekilde artmıştır. Buna karşılık, İşgal Altındaki Prosfygika Topluluğu mücadeleyi tırmandırma kararı almış ve diğer üyelerin de ölümüne açlık grevine başlamaya hazır olduğunu duyurmuştur. Aristotelis Chantzis, talepleri karşılanana kadar ölüm orucunu sürdüreceğini açıkça belirtmiştir. Topluluk, 16 yıllık mücadeleyle inşa ettiği özerkliğinden vazgeçmeyecektir!
Talepleriniz nelerdir ve açlık grevi hangi koşullarda sona erecek?
Ölüm orucu talepleri, aynı zamanda topluluğun kolektif talepleri olup yerine getirilmesi için pratik güvenceler verilmesini gerektirmektedir. Bu talepler şunlardır:
*Attika Bölgesi tarafından imzalanan sözleşmenin derhal iptal edilmesi.
*Prosfygika’da yaşayan tüm sakinlerin evlerinde kalabilmesi; yaşadıkları ve sosyal, kültürel ve örgütsel bağlar kurdukları yerden ve bölgeden tahliye edilmemeleri.
*“Alexandras Bulvarı Prosfygika Sakinleri ve Dostları” adlı kâr amacı gütmeyen sivil hukuk şirketi tarafından, kendi finansmanı kullanılarak Prosfygika’nın restorasyonu için somut garantilerin verilmesi.
*Prosfygika’nın “yeniden düzenlenmesi/iyileştirilmesi” için kamu bütçesinden tek bir euro bile kullanılmaması.
Direniş, bu taleplerin karşılanması ve uygulanmasına dair somut ve bağlayıcı güvenceler sağlanmadığı sürece sona ermeyecektir.
Kamuoyundan, uluslararası dayanışma ağlarından ve örgütlerden beklentileriniz nelerdir?
İşgal Altındaki Prosfygika Topluluğu’nun varlığı ve özerkliği için verilen mücadele ikinci aşamasına girmiştir. Aynı zamanda, 5 Şubat’tan bu yana ölüm orucu direnişinde olan Aristotelis Chantzis’in sağlık durumu, 70. gününü aşarken kritik ve hayati risk taşıyan bir aşamaya ulaşmıştır. Her ne kadar mücadele genel olarak olumlu bir yönde gelişiyor olsa da artan toplumsal görünürlük, büyüyen dayanışma ifadeleri ve sorumlu kurumlar üzerinde artan baskıya rağmen Yunan devleti niyetlerini sürdürmektedir. Devletin temel planı; ”soylulaştırma”, tahliye ve topluluğun bastırılmasına odaklanmakta ve bu süreçte Aristotelis Chantzis’in yaşamını riske atmayı göze aldığını göstermektedir.
Uluslararası düzeyde mücadeleyi ve baskıyı yükseltme çağrısı yapıyoruz!
Bu çağrı; yerel düzeydeki kurumlar (Yunan büyükelçilikleri, konsolosluklar ve Avrupa kurumları gibi) üzerinde baskı kurulmasını ve Yunan devletinin ölümcül politikalarının görünür kılınmasını da içermektedir. İşgal Altındaki Prosfygika Topluluğu’nun mücadelesi yalnızca yerel değildir; uluslararası bir mücadeledir. Aristotelis Chantzis’in ölüm orucu deklarasyonunda ifade ettiği gibi: “Karşı karşıya olduğumuz saldırı, devletin ve kapitalizmin topluluk, öz-örgütlenme, dayanışma ve toplumsal direnişe karşı yürüttüğü daha geniş ve sistematik saldırının bir parçasıdır.”







