
Tamamen uzlaşmaz niteliğe sahip olan sınıf çelişkilerinde cepheden bayrak açmak devrimci sınıf adına sergilenen tek doğru tutum, proletaryanın beyan ettiği tarihsel devrimci tavırdır. Cepheden açılan mücadele bayrağı savaşa davetten önce, savaşı başlatmak anlamına gelir. Farklı biçimlerde aynı öze dayalı olan devrimci savaş, adı geçen sınıf çelişkilerinin çözüm metodudur. Burjuva sınıfa karşı devrimci sınıfın açıktan meydan okuyuşla yükselttiği mücadele beyanı temel tutum olarak her daim geçerliyken, bu mücadelenin pratik bir savaşa dökülmesi şartlara bağlıdır. Ya derhal silahlı mücadele/devrimci savaş ya da mücadelenin belirli aşamasında silahlı mücadele/devrimci savaş, sınıf mücadelesinin izlediği yoldur. Şu veya bu aşamada da olsa, devrimci savaş eninde sonunda zorunlu ve geçerli tek yol, sınıf çelişkilerinin en üstün çözüm yöntemidir. Sınıflar arasında doğrudan savaşa dökülmüş ya da sınıflar arasında cereyan eden siyasi mücadele, siyasi düşmanların tanımlı olup savaşın açıktan yürütülmesi bakımından nispeten daha kolaydır denilebilir. Ya da bu nitelikteki çelişkilerin çözülmesi, kendine has çözüm metotları barındırıp bu metotlar genellikle belli ve açık oldukları için kısmen kolaydır.
Açıkçası, siyasi sınıf düşmanlığında veya senle düşmanın arasındaki sorunda, düşman sana tokat atar, senin düşmanlığın, cüretin ve dirayetin varsa sen de düşmanına tokat atarsın; basit anlatımla işin aslı bu. Lakin mesele dostlar arası çelişkilere ve bu çelişkilerin çözülmesine geldiğinde bazen sorun karmaşık hal alır; düşmana karşı izleyeceğin tavır kadar berrak olmaz yaklaşım. Yoldaşlar arası iç çelişkiler de bazen bu çerçevede hatalı zeminlerde seyreder, edebilir. Oysa bu çelişkilerin çözümü de tanımlanarak tarif edilmiş, ilkelerle belirlenmiştir. Fakat belirlenmiş bu ilke ve çözüm metotları çoğu kez iyi anlaşılmaz, doğru kavranmaz, uygulanmazlar. Bundandır ki, bu çelişki niteliğine dönük çözümler yöntemlerinde büyük ve yoğun hatalar yapılır, büyük sorunlar yaşanır. Dahası, yoldaşlar arası sorunların çözümüne özgü olarak yoldaşlar arası hukuku düzenleyen ilgili kurumsal yasalar vardır ki, bu yasalar ilgili çelişkilerin çözümünü esas oranda saptayarak açıklar. Herkesi bağlayıcılık altına alarak, yaptırımlar da öngörür. Ancak bu da yoldaşlık hukuku içinde cereyan eden bahis konusu sorun ve çelişkilerin doğru ele alınarak etkili çözümlere kavuşturulmasına her zaman yetmez, yardımcı olmaz. Olmaz çünkü, her yoldaş iradeyi yansıtan yasa değerindeki bu metinlerin içeriğini gerektiği kadar inceleyip bilince çıkarmaz/bilmez, onları özümsemez. Bunun pratik bir karşılığı, okuma-araştırma tembelliğine bağlı siyasi gerilik iken, diğeri ise devrimci niteliğin zayıflığı olarak küçük-burjuva özellik, bireycilik, bencillik ve burjuva ego ve burjuva hırslar gibi spesifiklerde ifade bulur. Bütün bunlar içinde tayin edici olan temel sorun, devrime bağlılığın zayıflığı, devrimci niteliğin belli biçimlerde deforme olması gerçeğidir. Devrimciliğin ve yoldaşlığın yıpranarak zayıfladığı koşullarda sorunlar eksik olmayacağı gibi, küçük sorunların büyütülerek çıkmazlara sürüklenmesi de mümkün olur.
Somut bir sorunu tartışmıyoruz. Genel olarak yoldaşlar ve dost-devrimci kesimler arasında yaşanan ya da yaşanması mümkün olan eski-yeni sorunlardan esinlenerek tartışıyor, tartışma ihtiyacı görüyoruz. Elbette bu tartışmamız, büyük bir sorun varmış, sorun yaşanıyormuş gibi de algılanmamalıdır. Yapmak istediğimiz, doğru yaklaşımları pratik sorunlardan yola çıkarak daha gerçekçi biçimde açıklamaktır. Teorik kalan ve salt teorik doğrulara dayanan anlatımların yeterince gerçeğe inmediği veya kavranmadığı ya da kavramada zorluklarla karşılaştığı kabulünden hareketle, yaşanan veya varsaydığımız sorun ve sorunların çözümüne bağlı yaklaşım tarzını ele alarak daha anlaşılır kılmayı amaçlıyoruz. Zira hatalara düşen bir dizi yoldaştan; devrimci ve dosttan söz etmek tamamen mümkündür. Böyle olunca, bunları asgariye indirme gayreti de devrimci bir sorumluluk olarak öne çıkar.
Bu negatif durum esas oranda aşılmadan ve iç-ve dar- sorunlarımıza odaklanmayı (çelişkinin kaçınılmazlık tabiatına uygun) makul seviyelere çekmeden, bu manada sorunlarımıza doğru yaklaşım ve doğru çözüm yöntemleri benimsenip uygulanmadan ve bunu egemen kılmadan, sınıf mücadelesine gerektiği gibi odaklanamayacağımız ve siyasi mücadeleyi etkili olarak yürütemeyeceğimiz söylenebilir. Evet sınıf mücadelesini etkileyebilecek düzeyde ve yoğunlukta yaşamıyoruz bu sorunları veya sorunlu yaklaşım ve sakat tarzları. Bu nitelikte, düzeyde ve yoğunlukta olmasa da yaşıyoruz. Yaşadığımız sorunlar, ana münhasır değil, her zaman yaşadığımız, yaşayacağımız sorunlardır.
Sorunlar Karşısında Çözüm Gücü mü Olacağız Yoksa Tıkayıcı mı?…
Gerçeği çarpıcı biçimde yansıtarak gösterme maksadıyla kaba bir kıyas yapacak olursak; dünya büyük bir kaos içinden geçip yoksul dünya halkları ve ezilen ulusları yaşamsal tehditler altında bulunup bizzat katliam-kıyımlardan geçirilirken, ne yazık ki, bahis konusu devrimciler veya yoldaşlar kendi dar sorunlarına boğulup esasta bunlarla meşgul olabilmekte ya da olmayı tercih edebilmektedirler. Doğru orantılı ve rasyonel düşünüldüğünde, olması gereken, devrimcileri-yoldaşların emperyalist gericilik ve onun türevlerine karşı mücadeleye yoğunlaşıp, efor ve enerjilerini bu alanda sarf etmeleri gerekir. Hakkını yememek gerekir ki, yoldaşların ve devrimcilerin esasta buna uygun davrandıklarını teslim etmek gerekir. Fakat belli bir kısım yoldaş veya yaşanan pratik sorunlar şahsında, “kendimizle/birbirimizle uğraşma” ve kaçınılmaz olarak vuku eden kendi iç dar sorunlarımıza odaklanma tutumunun hatırı sayılır biçimde cereyan ettiğini de söylemek mümkün. Bizim için mesele sorunlu olan yaklaşımdır, dolayısıyla cılız da olsalar bu sorunlar üzerinde durmak bilinçli tercihtir. Hataların çoğunluğu-azınlığı değil, olması önemlidir. Önemlidir zira giderilmedikleri veya düzeltilmedikleri taktirde bu hatalar alışkanlık haline gelerek adeta bulaşıcı bir eğilim göstermektedirler.
Bazı yoldaşlar, çelişmelerle dolu yaşam pratiği veya yaşamın çelişkileri bağlamında son derece anlaşılır olup yaşanması kaçınılmaz olan basit-küçük sorunlarda derhal veryansın yapmaktan sakınmamaktadırlar. Bu yoldaşların tavrı, “kendilerini merkeze koyma” ya da asla eleştiriyi kabul etmemekten kaynaklanmakta, diğer bir anlamda ise yaşamın çelişkilerle dolu olduğunu kavramama olarak biçimlenmektir. Kendilerine yapılmış haksızlık veya yanlışı abartıp feveran etme konusu yaparken, başkalarına yapılan haksızlıklar karşısında o kadar duyarlı olmayıp, kayıtsız kalma biçimde görülebilmektedir. Kendisini merkeze koyup yaşadığı sorunu abartan yoldaşların bu tavrın son derece geri olduğu açıktır… Siyasi olarak geri olan yoldaşlarda bu tavır nispeten anlaşılırdır. Ancak teorik ve siyasi olarak daha gelişkin olan yoldaşlarda bu ve buna benzer yaklaşımların gündeme gelmesi anlaşılır değil, keskin bir eleştiri konusudur. Herkes hata yapar ama bilinçli olup belli bir kavrayışa, belli bir tecrübeye, belli bir birikime sahip olan yoldaşların bu düzeyde basit hatalar yapması sert eleştiriyi hak eder, etmektedir… Bazı yoldaşlarda istisna da olsa sorunlar karşısında daha kaba yaklaşımlar görülmektedir. Baskıcı, bastırmacı yaklaşımlar kaba biçim alarak (uygulanmasa da) şiddet eğilimini potansiyel olarak yansıtmaktadırlar… Bu tavra meyilli yoldaşlar nispeten ciddi bir sorun yaşadıklarında veya ciddi hatalara düştüklerinde başvurdukları ilk yöntem “ben yoğum” şeklinde olmaktadır. Kısacası, özeleştiri vermekten imtina ederek mücadeleyi bırakma tavrını tercih edebilmektedirler. Yani, hataları-nı düzeltme yerine, daha derin hatalara düşmektedirler. Oysa hatayı samimi olarak kabul etmek ve aynı samimiyetle özeleştiri vermek genellikle yeterlidir… Sorunun diğer muhatabı olan yoldaşlar ise, maruz kaldıkları haksızlık vb. karşısında en ağır yaptırımların uygulanmasını isteyerek doğru yaklaşımdan sapmaktadırlar. Bunların da izlemesi gereken yol, eleştiri yürüterek özeleştiri istemektir. Sorunun ciddiyetine bağlı olarak elbette yaptırımlar gündeme gelebilir. Ancak her sorunda yaptırımlar uygulamak şart değildir, hele istenen ağır yaptırımları uygulamak hiç doğru değildir. Başkasına yaptırım uygulanmasını isteyenlerin aklına özeleştirinin gelmemesi ya da özeleştiriyi dikkate almaması ise açık bir yöntem sorununa işaret eder. Kendilerinde en ufak bir hata görmemeleri de tam bir aymazlık ve çifte standartçı bir garabettir…
Kurumsal Çıkarlar kişisel Sorunlara Feda Edilemez…
Özellikle bazı istisnai durumlarda, belli sorunlar yaşayan yoldaşların (ki bunlar genellikle yaşanması mümkün olan sorunlardır), bu yoldaşların kurumsal çıkarları esas almaya endeksli değil de aralarındaki sorunlarda darlığa boğularak bunları öncelemeleri af edilemez bir hatadır. Öyle ki, yoldaşlar arasında yaşanan sorunlar kurumsal kaygıların önüne geçmekte, dar didişmeler kurumu yıpratan ve kurumsal çıkarları zedeleyen sonuçlara kadar gitmektedir. Gitmektedir çünkü, bahis konusu yoldaşlar aralarındaki sorunlara kilitlenerek gerçek durumu veya kurumu yıpratan ve kurumsal çıkarları zedeleyen sonuçları görememektedirler; dar sorunlar bu yoldaşların gözlerini adeta kör etmektedir. Her yoldaş, muhatap yoldaşın kesin hatalı, buna karşın kendisinin haklı ve doğru olduğu yanılgısıyla, ben hatasızım bilinciyle hareket etmektedir. Oysa, genel kaide olarak, hemen bütün sorunlarda, sorunların tek taraflı değil karşılıklı olup iki taraflı cereyan ettiği, biri esas diğeri tali de olsa, sorunların genellikle iki taraflı geliştiği bilinmektedir…
Hiçbir sorun tek taraflı yaşanmaz. Biri baskın öteki destekleyici olmak kaydıyla, ortaya çıkan sorun iki taraftan kaynaklanır. Bir tarafın “sütten çıkmış ak kaşık”, diğer tarafın tepeden tırnağa hatalı olduğu tek bir sorun yoktur. Öyleyse, öncelikle sorunların tek taraflı geliştiği, tek taraflı olarak karşı taraftan kaynaklandığı algısı ve kavrayışından kurtulmak gerekir. İkincisi, sorunlarda eleştiri ve öz-eleştiri mekanizmasını işletmek, iknaya ve yapıcı olmaya dayalı tutum/tavra sahip olmak gerekmektedir. Yapıcı olmanın ilk koşulu olarak, restleşme, irade çatışmasına girme, burun sürtme, zorda bırakma, yanlışa sürükleme ve mahkûm etme gibi geri eğilimlerden sıyrılmak şarttır… Bilince çıkarılması gereken temel unsurlardan biri şudur; yoldaşımızın zayıflaması ve yıpranması, dolaylı-direk/objektif-sübjektif olarak kurum ve kurumsal çalışmaların zayıflaması anlamına gelir. Bu gerçek kavranmadan bireysel yaklaşımlardan kurtulmak mümkün olmaz ki, bunun sonu hataya sürüklenmektir. Hata tek-tek yoldaşlardan ziyade, kuruma mal olup zarar veriyorsa, ki genellikle öyledir, bu durumda yoldaşları bireysel geriliğin darlığından çıkıp kolektif kaygıyla hareket etmesi zorunluluktur. Hiçbir yoldaşın kurumsal çıkarları kendi hırslarına feda etmesine müsamaha gösterilemez.
Sorunlar var ve bazı yoldaşları sorunların sebebi olarak görülüyor ise, yapılacak şey bellidir. Kişilerle değil, hatalarla mücadele etmek tek doğru ve güven verici yöntem olarak benimsenmek durumundadır. Klişedir; hastalığı tedavi etmek aslolandır. Kişisel mücadele kesinlikle yanlıştır, kabul edilemez hatalı tarzdır. Anlayış tartışması yürütüp doğru-yanlış mücadelesine odaklanmak sorunun çözümünü isteyen samimi yaklaşımdır. Eleştiri-özeleştiri mekanizmasını işletmek, ikna ve kavratmaya dönük çaba sarf etmek, hataları açığa çıkararak doğruları egemen kılmaktır; sorun doğru zeminde çözülene kadar bunun için çaba sarf etmektir.
Yıllarca (isterse daha kısa olsun) yoldaşlık yaptığı, paylaşımda bulunduğu, ortak hedef ve amaçlar için omuz-omuza mücadele ettiği yoldaşını bir hatasında aforoz etmek ve işi kindarlığa kadar ilerletmek normal bir tepki ve davranış biçimi değildir. Bir yoldaşı, bir veya birkaç hatasından dolayı bir çırpıda “söküp atmak” normal değildir. Mevcutta sorun yaşadığımız aynı yoldaşla daha ileride aynı mevzilerde birlikte çatışmaya oturabileceğimizi unutmamalıyız. Tarih bunun bolca örneğiyle doludur. Önce ayrılmakta tereddüt etmedik ve yıllar sonra birlik yapmak için samimi çabalara girdik. Bunun gibi, sorun yaşadığımız yoldaşla yarın eski iyi ilişkilere geçeceğimiz tamamen mümkün ve hatta kaçınılmazdır. Dolayısıyla, sorunlar karşısında tepkisel davranıp “ipleri koparmak” aşırılıktır, hatalı yöntemdir. Her sorunlu olanı ve her sorun yaşadığımızı ekarte edersek, bir müddet sonra yanımızda kimsenin olmadığını acı biçimde deneyimlemiş olacağız. Bizim basit ve çözülebilir sorunlarda yoldaşları kaybetme, itme ve hırpalama lüksümüz yoktur. Bizlerin kopmaya değil, daha sıkı birliğe, ayrılmaya değil daha kuvvetli bağlanmaya ihtiyacı vardır. Devrimin, mücadelenin, halkın ve sınıfın ihtiyacı budur; birleşmek ve daha sıkı birleşmek!
Kendisine yapılan haksızlığı kurumsal çıkarın veya kolektif menfaatlerin üstüne çıkarmak, başka değişle tüm davranış ve yaklaşımlarında kendisini kolektif çıkarların üstünde tutmak bencilliğin dik alasıdır. Kendisine karşı haksızlık yapıldığını ve hatta suç işlendiğini varsayarak, sorunu kişiselleştirmek ve bununla da yetinmeyip yoldaşını zayıflatarak yıkmaya, mücadele ya da kolektif dışına itmeye çalışmak normal bir eğilim olamaz. En önemlisi de hedeflenen yoldaşın zayıflatılarak geriletilmesinin ve daha geri pozisyonlara düşürülmesinin veya kolektif dışına itilmesinin son tahlilde kurumsal yapıya zarar verildiği ve kolektif kurumun zayıflatıldığı anlamına gelmektedir ki, bunu anlamamak ya da hesaplamamak bencil-kör hırsın ta kendisidir. “Ben egomu veya duygularımı tatmin edeyim de kurum/kolektif zarar mı görür umurumda değil” biçimindeki fiili yaklaşım devrimciliğe de yoldaşlığa da yabancıdır. Kolektif-kurum zarar görmesin diye yaşamını hiçe sayan ve hatta kendisini feda eden yoldaşlarımız varken, “ben” merkezli egosuna yenik düşen ve sorunlu-hatalı gördüğü yoldaş (lar)ını bir çırpıda atan yaklaşım tarzı sadece bencil ve acımasız değil, ilkel kinci ve burjuva feodal anlayıştır.
Çözümü İçinde Barındırmayan Hiçbir Sorun Yoktur…
Her sorunun mutlak bir çözümü vardır ve çözümü olmayan tek bir sorun yoktur. Ama çözüm için çözüm iradesinin olması şarttır. Devrimci bilincin sorunlar sürecini yönetmesi ise başlıca şarttır. Kendi sorunlarımızda sorunların çözüm anahtarı başta yoldaşlık paydası olmakla birlikte, yetkin demokrasi kültürü ve demokratik devrimci zemindir. Çözümsüz kalan sorunlar bu zeminin dışında biçimlenen sorunlardır. Ve çözülür nitelikte olmasına karşın çözüme kavuşturulmayan sorunların giderek kabuklanıp kangren haline gelmesi tamamen mümkündür. Çözüm meselesinde, yoldaşlık duygusu ve devrimcilik zemini kadar, izlenecek yöntem de önemlidir. Açık ki, hatalı yaklaşım ve yanlış yöntemler izlenerek sorunlar çözülemez, bilakis daha da derinleştirilirler. İnatlaşmak, restleşmek, irade çatışmasına girmek, sorunu kişiselleştirmek, muhatabı ezmek ve tutumu kindarlığa vardırmak yoldaşlığa da devrimciliğe de yabancı kültürdür. Sorun ve eleştirileri biriktirmek ve zamanında tüm açıklığıyla paylaşmamak yanlış yöntemlerin en zengin olanıdır. Zamanında, doğru ve yapıcı eleştiri yürütmek en faydalı yöntemdir, biriktirmek ise patlamayı hazırlamaktır.
Temel zemin yoldaşlık hukukudur. Yoldaşlık en derin, en değerli, en kuvvetli ve en güvenilir, hesapsız-çıkarsız paylaşıma dayalı nitel bağdır. Bunun bilince çıkarılarak içselleştirilmesi muazzam önemdedir. Bizi biz yapan devrimcilik ve yoldaşlıktır. Bundan ödün veremeyiz, vermemeliyiz. Yaşamın en genel ve evrensel yasası mücadeledir. Her yaşam mücadeleyle ilerler. Bu mücadelenin niteliği, biçimi ve yöntemi başlı başına belirleyici unsurdur. Biz devrimciler ve yoldaşlar toplumsal sorunları, sınıf sorunlarını çözme gibi yüksek bir iddiaya, hedefe ve güce sahibiz. Kendi sorunlarımızı çözemeyecek basiretsizliği gösteremeyiz.
Devrimcilik ve devrimci kişilik alelade değil, nitel bir karakteri ifade eder. Ve her devrimci bu niteliğe uygun davranmak, yaşamak ve bilinçli yaklaşımlara sahip olmakla yükümlüdür. Devrimci kişilik belli normlara, niteliklere, yükümlülük ve sorumluluklara sahiptir, sahip olmak durumundadır. Bundan kaçamaz devrimci. Onu alelade kişilikten ayrıt eden keskin fark, özellik ve değerler vardır. Bunlar, bir kültüre, bir ahlaka, bir tutum ve değerler toplamına tekabül ederler. Zorluklar kadar, sorunlar karşısında da sağlam ve doğru durmayı, mümkün oldukça objektif ve yapıcı olmayı temsil eder devrimci kişilik. Mütevazı, centilmen, sevecen ve üstünlüklerini avantaj olarak kullanmayan biridir bu kişilik. Düşmana karşı öfkeli ve kavgacı olduğu kadar, dostlarına ve yoldaşlarına karşı da bir o kadar naif, kavrayıcı, kucaklayıcıdır devrimci. O, sorunları kronikleştiren değil, çözmeye yetenekli ve mahir bir bilinç ve irade olarak çözümsüzlük üreten ve dayatan değil, çözüme odaklı bilinçtir!
Bu yazı Halkın Günlüğü Gazetesi‘nin Mayıs-2026 tarihli 60. sayısında yayımlanmıştır.







