Connect with us

Dünya

Almanya’da anne ve çocuk koruma merkezinde katliam

Almanya’nın Stade kentindeki anne ve çocuk koruma merkezinde altı çalışanın yaşamını yitirdiği saldırı, kadınların en güvenli olması gereken alanların dahi şiddetin hedefi haline gelebildiğini bir kez daha gösterdi. Olayın ardından koruma mekanizmaları ve kadına yönelik şiddetle mücadele yeniden tartışılıyor.

almanya

Zeynep Hayır/Almanya

Almanya, 29 Haziran günü son yılların en ağır toplu saldırılarından biriyle sarsıldı. Hamburg metropol bölgesinde Aşağı Saksonya eyaletine bağlı yaklaşık 50 bin nüfuslu Stade kentindeki anne ve çocuk koruma merkezinde düzenlenen silahlı saldırıda altı kişi yaşamını yitirdi, çok sayıda kişi yaralandı. Yaşamını yitirenlerin tamamının merkez çalışanları olduğu açıklandı. Dört kadın ve iki erkekten oluşan çalışanlar, koruma ve sosyal destek hizmeti veren bir kurumun içinde hedef alındı. Yaralılardan bazılarının durumunun ağır olduğu bildirildi.

Elbe Nehri kıyısında bulunan Stade, tarihî dokusu ve sakin yaşamıyla bilinen bir kenttir. Hamburg’un yaklaşık 45 kilometre batısında yer alan kent, idari olarak Aşağı Saksonya eyaletine bağlı olsa da ekonomik ve sosyal açıdan Hamburg metropol bölgesinin önemli parçalarından biridir. Böylesine sakin bir kentte, korunmaya ihtiyaç duyan kadınlar ve çocuklara hizmet veren bir merkezde yaşanan saldırı Almanya genelinde büyük bir infial yarattı.

Polis ve savcılığın ilk açıklamalarına göre olayın baş şüphelisi, Hannover bölgesinde yaşayan, Alman vatandaşı ve Türk kökenli 45 yaşındaki bir erkek. İlk bulgular, saldırının üç aylık çocuğunun velayeti konusunda yaşanan anlaşmazlıkla bağlantılı olabileceğini gösteriyor. Yetkililer, şüphelinin olay günü merkezde bir görüşmeye katıldığını, ardından silahla ateş açtığını belirtiyor. Üç aylık bebek ile annesi saldırıdan sağ kurtuldu. Olayın kesin nedeni ise soruşturmanın tamamlanmasının ardından netleşecek.

Saldırının gerçekleştiği yer sıradan bir kamu kurumu değil. Anne ve çocuk koruma merkezleri, hamile kadınlara, küçük çocuklarıyla yaşayan annelere ve çeşitli sosyal nedenlerle korunmaya ihtiyaç duyan ailelere geçici barınma, danışmanlık ve destek sağlayan sosyal hizmet kurumlarıdır. Bu merkezlerde aile içi şiddet mağdurları, evsizlik riski yaşayan kadınlar, sosyal desteğe ihtiyaç duyan genç anneler ve çocuklarının güvenliği tehlike altında bulunan aileler de hizmet alabilmektedir. Bu olay özelinde bebeğin annesinin hangi nedenle bu merkezde kaldığı henüz resmî makamlar tarafından açıklanmış değildir. Ancak kurumun niteliği bile ortada korunmaya ihtiyaç duyan kadınlar ve çocukların bulunduğu kırılgan bir yaşam tablosu olduğunu göstermektedir. İşte tam da bu nedenle Stade’de yaşanan katliam yalnızca bir adli vaka olarak değerlendirilemez. Bu olay, kadınların ve çocukların en güvende olması gereken yerlerden birinde yaşandı.

Münferit bir olay mı, yoksa büyüyen bir toplumsal sorun mu?

Stade’deki saldırı ilk bakışta bireysel bir öfke patlamasının sonucu gibi görülebilir. Ancak Almanya’nın son yıllardaki resmî verileri bunun çok daha geniş bir toplumsal tablo içerisinde değerlendirilmesi gerektiğini gösteriyor. Federal Kriminal Dairesi’nin verilerine göre özellikle 2019 yılından itibaren aile içi şiddet ve partner şiddeti vakalarında belirgin bir artış yaşanıyor. Her yıl on binlerce kadın şiddet nedeniyle resmî makamlara başvuruyor. Binlercesi ise çocuklarıyla birlikte koruma merkezlerine sığınmak zorunda kalıyor. Bu tablo, Almanya gibi sosyal devlet geleneği güçlü bir ülkede bile kadınların yaşam hakkının ciddi biçimde tehdit altında olduğunu ortaya koyuyor.

Kadın örgütleri ve sosyal hizmet uzmanları bu artışı tek bir nedene bağlamıyor. Ekonomik belirsizlik, artan yaşam maliyetleri, ruh sağlığı hizmetlerine erişimde yaşanan güçlükler, sosyal yalnızlaşma, aile içi şiddete karşı koruyucu mekanizmaların yetersizliği ve toplumsal cinsiyet eşitsizliği birbirini besleyen yapısal etkenler olarak değerlendiriliyor. COVID-19 salgını sonrasında ev içi şiddet vakalarının artması da bu tabloyu daha görünür hâle getirdi. Kadın sığınma evlerinin kapasitesi birçok bölgede yetersiz kalırken kadın örgütleri yıllardır daha fazla koruma merkezi, daha fazla psikolojik destek ve daha güçlü sosyal politikalar talep ediyor. Ancak Stade saldırısından sonra kamuoyunda öne çıkan ilk tartışmalardan biri kadınlara yönelik şiddet değil, saldırganın etnik kökeni oldu.

Failin kökeni mi suçun kendisi mi?

Failin Türk kökenli bir Alman vatandaşı olduğunun açıklanmasının ardından sosyal medyada ve bazı siyasi çevrelerde tartışmalar hızla göç meselesine yöneldi. Bu durum son yıllarda Almanya’da sıkça görülen bir tabloyu yeniden gündeme taşıdı. Özellikle 2015 yılındaki mülteci hareketinden sonra göç ve güvenlik tartışmaları siyasetin merkezine yerleşti. Aşırı sağın yükselişiyle birlikte göçmen kökenli faillerin karıştığı ağır suçlar çoğu zaman siyasal tartışmaların ana eksenine dönüştü. Ancak bilimsel araştırmalar bu tartışmanın sanıldığı kadar basit olmadığını gösteriyor. 2025 yılında yayımlanan ifo Enstitüsü araştırması, Almanya’da yabancı nüfusun artması ile genel suç oranları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki bulunmadığını ortaya koydu. Başka bir ifadeyle, göçmen nüfusundaki artış tek başına suç oranlarının yükseldiğini göstermiyor. Buna karşılık kadına yönelik şiddetin gerçekten arttığı ise Federal Kriminal Dairesi’nin verileriyle doğrulanmış durumda.

Bu nedenle Stade’de yaşanan katliam ne bütün göçmenleri suçlamaya yarayacak bir propaganda malzemesi olarak görülebilir ne de yalnızca bireysel bir aile meselesi olarak geçiştirilebilir. Asıl tartışılması gereken, kadınların ve çocukların korunması için oluşturulan mekanizmaların neden hâlâ yetersiz kaldığıdır. Korunmak için sığınılan bir merkezin bile böylesine ağır bir saldırıya sahne olması, Almanya’nın sosyal politikalarını, ruh sağlığı hizmetlerini, kadınları koruma sistemini ve toplumsal cinsiyet eşitliğine ilişkin yaklaşımını yeniden sorgulamayı gerektiriyor.

Stade’de yaşanan katliam yalnızca bir ceza soruşturmasının konusu değildir. Bu olay, kadınların ve çocukların güvenliğinin, sosyal devletin koruyucu mekanizmalarının ve kamusal politikaların yeniden sorgulanmasını zorunlu kılıyor. Kadına yönelik şiddet ne tek bir ülkenin ne de tek bir kültürün sorunudur. Almanya’da da, Türkiye’de de ve dünyanın birçok yerinde kadınlar çoğu zaman en yakınlarındaki erkeklerin şiddetiyle karşı karşıya kalmaktadır. Bu nedenle çözüm, suçun failini yalnızca etnik kökeni üzerinden tartışmakta değil, kadınları şiddetten koruyacak sosyal politikaları güçlendirmekte, hukuki mekanizmaları etkin biçimde işletmekte, ruh sağlığı hizmetlerini erişilebilir hâle getirmekte ve toplumsal cinsiyet eşitliğini yaşamın her alanında güvence altına almaktadır. Stade’de yitirilen altı yaşam, bu gerçeğin bir kez daha ağır bir bedelle hatırlatılmasıdır.



More in Dünya