
15–16 Haziran işçi direnişi, gerek öncesinden başlayan işçi eylemlerinin birikimi üzerinden gerçekleşmiş olması, gerekse sınıf mücadelesi açısından ortaya çıkardığı dersler açısından Türkiye-Kuzey Kürdistan işçi sınıfı tarihinin en önemli, en öğretici eylemlerinden birisidir.
Komünist önder İbrahim Kaypakkaya’da direnişin içinde bizzat yerini almış ve en isabetli sonuçları çıkaran olmuştur.
Komünist Önder İbrahim Kaypakkaya’nın ortaya çıkardığı tespitler, çıkardığı sonuçlar şunlardır:
”İşçi sınıfımızın kendiliğinden gelme mücadelesi 15-16 Haziran’da doruğuna ulaştı. İşçiler bütün burjuva ve küçük-burjuva revizyonist kliklerini tepeleyip geçtiler. 15-16 Haziran büyük işçi direnişi ve arkasından gelen sıkıyönetim, bazı kadroların bilincinde önemli bir sıçrama yarattı. Bu arkadaşlar, işçi hareketinden ve onu izleyen zor mücadele günlerinden önemli dersler çıkardılar.
İşçi hareketi, birinci olarak, devrimin şiddete dayanacağını, bunun zorunlu ve kaçınılmaz olduğunu gösterdi. Aybar-Aren oportünizmine ve bütün pasifist parlamantarist görüşlere ağır bir darbe indirdi.
İkinci olarak, işçi hareketi, burjuva devlet teorilerine büyük bir darbe indirdi. Halkın kurtuluşunu hakim sınıfların ordusundan beklemenin ne derece ahmakça bir hayal olduğunu gözler önüne serdi. Çünkü işçi direnişi tanklarla, süngülerle, sıkıyönetimle bastırılmıştı. Süngülerin gölgesine sığınan patronlar, sıkıyönetim makamlarıyla birlikte yüzlerce işçiyi işten atmışlardı. Yüzlerce devrimci işçi ve aydın, sıkıyönetim mahkemelerinde yargılandı. Bütün bunlar M.Belli’nin, D. Avcıoğlu’n’un ve H. kıvılcmlı’nın cuntacı hayallerinin ve anti-Marksisit-Leninist devlet ve ordu tahlillerinin saçmalığını ortaya çıkardı.
Üçüncüsü, 15-16 Haziran Büyük İşçi Direnişi, gerçek kahramanın kitleler olduğunu bir kere daha gösterdi. Ve bir avuç seçkin aydın grubuna dayanarak devrim yapmayı hayal eden bireyci küçük burjuva akımlarına ağır bir darbe indirdi.
Dördüncüsü, 15-16 Haziran direnişinin bastırılması, devrimin ilk başlarda şehirlerde başarıya ulaşacağını, şehirlerde zaman zaman ortaya çıkacak işçi ayaklanmalarının kırlık bölgelere çekilmediği taktirde bastırılmaya mahkum olduğunu gösterdi. PDA kliğinin belirsiz bir gelecekte, şehirlerde genel ayaklanma ile iktidarı ele geçirme hayallerine ağır bir darbe indirdi.
Beşincisi, 15-16 Haziran’dan sonra gelen ve üç ay süren sıkıyönetim, en zor şartlarda dahi mücadeleye devam etmenin ancak gerçekten devrimci bir örgütlenmeyle, kanun dışı bir temel atarak ve çalışmaları bu temel üzerine inşaa ederek mümkün olabileceğini gösterdi. Legaliteye bel bağlamanın, revizyonist örgütlenmenin, şiddetlenen sınıf mücadelesi şartlarında halkımıza zarar vermekten başka bir işe yaramayacağını gösterdi.”
Komünist önder Kaypakkaya’nn bu tespitleri, aradan 51 yıl geçmesine karşın halen güncelliğini korumakta ve sınıfın öncülerine kılavuz olma işlevini sürdürmektedir. 12 Eylül askeri faşist diktatörlüğüyle sindirilip geriletilen sınıf hareketi, Zonguldak büyük madenci direnişiyle üzerindeki ölü toprağını atarak yeniden sahnedeki yerini alı. Ancak devrimci güçlerin sınıfa ve sınıf örgütlülüklerine dair uzun erimli politikasızlığı, zayıflığı ve basiretsizliklerinden dolayı bu direnişin kazanımları korunamadı ve daha ileriye sıçramanın manivelası haline getirilemedi. Günümüzde de hem komünist öncünün ve hem de diğer devrimci güçlerin bu zafiyetlerini aştıkları ne yazı ki, söylenemez.
Direnişin büyük kitlesel niteliği ve devasa gücüne karşın hâkim sınıflarca bastırılması ve somut sonuç ve kazanımlar elde edememesi, esasen direnişin kendiliğinden gelme ve komünist önderlikten yoksun olma özelliğinden illeri gelmekteydi. Direnişin derslerini özetleyen Kaypakkaya yoldaş özellikle hareketin bu özelliğine vurgu yaparak, doğru derslerin çıkarılmasına ışık tutmuş, direnişin devrimci niteliği ve öğretici özelliğine işaret etmiş ve aynı zamanda kendiliğinden gelme hareketlerin önünde eğilen önderliğin tayin edici rolünü yadsıyan anlayışları da haklı olarak eleştirmiştir.








