
Resim: Muzaffer Oruçoğlu/Maria
Yeni yayınlanan Bir Direniş Öyküsü Maria Suphi‘nin 100 yıllık üzeri örtülü hikayesinin anlatıldığı kitabın eşliğinde, Komün TV‘de Zeliha Altuntaş’ın sunduğu Kafdağı‘nın Ardı programında yazar Kenan Karabağ‘ın katılımı ile, Rus kökenli, komünist, ayrıca da kadın olunca, ötekinin de ötekisi olarak görülen Maria Suphi’ye yaşatılanlar konuşuldu.
Üniversite yıllarından itibaren aktif bir komsomol olan Maria bir militan, inanmış bir komünist olarak savunduğu fikirleri, inançları doğrultusunda Mustafa Suphi ile birlikte Anadolu‘da devrim ateşini yaymak için gelir. Mustafa Suphi‘ye olan aşkı ve Ekim Devrimi‘nin tüm dünyaya yayılan umut dalgasını büyütmek için düş yolculuğuna çıkarlar.
Mustafa Suphi ve yoldaşlarının katledilmesinden sonra Kayıkçılar Kahyası Yahya Kahya tarafından Çömlekçi‘deki evinde 2,5 yıl boyunca alıkonulan, taciz, tecavüz, aşağılama, ötekileştirme gibi şiddetin her türlüsüne maruz kalan direngen kadın Maria, daha sonra Namlızade Ragıp‘a verilir. Namlızade Ragıp’ın ölümü üzerine tekrar Yahya Kahya tarafından geri alınan ve belli bir süre sonra çetelere hediye edilen Maria Suphi‘nin hüzün veren, insanın içini acıtan ve isyan ettiren öyküsü…

Bizim topraklarda dünden bugüne kadın olmak, Ermeni olmak, Rus olmak, Kürt olmak, Alevi olmak, Ezidi olmak, LGBTİ bireyi olmak, kısacası, düşünen, soran, sorgulayan, eyleyen biri olmak zordur. Hele de ötekinin de ötekisi isen… Kadınsan, bir yabancı uyruklu kadınsan… Bedel ödetirler sana… Nefes dahi alamazsın, zira aldırmak istemezler… Çukurun içinde, ama yukardan da bakarak yerini ve haddini bileceksin derler… Bilsinler ki, öyle güneşli günlere gebeyiz ki, bundan sonra da onlar hadlerini bilecekler. Biz bize, sınıfların, ötekilerin, ezenlerin olmadığı rengârenk bir yaşam kuracağız.
Yeni göreve atanan ve Maria‘nın Yahya Kahya tarafından alıkonulduğunu öğrenen komutan Yahya Kahya‘ya giderek Maria‘nın hesabını sormak istese de, Kâzım Karabekir tarafından baskı yapılarak engel olunur… Bu demektir ki, tüm ahali, tüm yerel idareciler ve Ankara Hükümeti bu tecavüz suçuna, namussuzluğa ortak olmuş ve kirlenmişlerdir.
Komün TV bu program ile bu kirin temizlenmesi ve yüzleşilebilmesi için bir kapı araladı… Namusu, onuru sadece kadının bacak arası, cinselliği ile özdeşleştirilen bu zihniyetlerin ne kadar da namussuz olduğunu gördük.
Eril kontrolü ve eril tahakkümü kolaylaştırmak, ataerkil sistemin varlığını sürmesi adına namus kodları kadının kontrolü ve nesneleştirilmesine ve kadının cinselliği ile ilişkili ‘utanç’ ve “mülkiyet“ kavramlarını denetlemeye yönelik cinsiyetçi davranışa dair sıkı kodların sürdürülmesi içindir.
Bir erkek ordunun bir başka erkek orduyu alt etmesiyle tamamlanmaz zafer, “namus”larını (kadınlarını) tarumar etmesi gerekir savaşın amacını bulması için. Emperyalist savaşlarda, militarist, faşist anlayışında da kadın direk bedeniyle vurulur. Bu zihniyet Maria Suphi‘de de karşımıza çıkıyor. Yahya Kahya, Maria Suphi‘yi Çömlekçi‘deki evine kapatınca, “Artık benim malımsın“ der. İşgalci güçler yağmaladıkları topraklarda kadınları bir savaş ganimeti olarak görürler. Bu bakış açısıyla, işgal ettikleri topraklar gibi kadın bedenini de yağmalarlar. Malın üzerine çökmek tabirini kullanırlar. Bu bağlamda Mustafa Suphiler ve yoldaşları belki bir kez öldürüldüler. Ama diğer yoldaşları, kadın olduğundan dolayı da 2, 5 yıl boyunca heran, her gün, her ay binlerce defa öldürüldü.
TKP ve Türkiye‘deki sosyalist hareket de Mustafa Suphi ve yoldaşlarına ağıtlar yakarken, onları yazarken Maria Suphi‘den hiç bahsetmeyerek unutularak, unutturularak bizler tarafından öldürüldü. Umut edelim ki, ilerleyen günlerde tüm sosyalist ve devrimci güçler Maria Suphi‘ye sahip çıkarak ona sahip olduğu onurunu geri iade eder ve Mustafa Suphiler ve on altılar diye anılırlar.
Bugünlerde yayınlanan ve pazarlık konusu olan Peker videoları gündemimizde. Ama görüyoruz ki, mafya başından beri Cumhuriyet‘in kurucu unsurları arasında. Devlet mafya ilişkisi son 40, 50 yılda değil Cumhuriyet‘in kuruluşundan beri hep var olagelmiştir. 100 yıl önce yaşananlar ile bugünkü Sedat Peker videolarında anlatılanlar benzer bir zihniyetin ürünü. Dünkü İstikbal gazetesinin görevini, bugün Akit gazetesi üstlenmiş durumda.
Zaman ve mekan farklı, aktörler farklı ama zihniyet ve yöntemler aynı… Topal Osman‘ların Yahya Kahya‘ların tarih kitaplarında kahraman olarak okutulduğu, heykellerinin dikildiği bir Türkiye‘de şimdi de Sedat Peker‘ler ve türevleri… tecavüzcü, katil, uyuşturucu çete devleti, Teşkilatı Mahsusa‘nın devamı sahnede…
Peki neden biz hâlâ geçmişle hesaplaşıp, faili belli cinayetlerin hesabını sorup durduramıyoruz? Neden biz tüm toplumsal dinamikler bir paydada toplanma zekasını gösteremiyoruz?
Bir Gazete Patika okuru








