Connect with us

Kadın

İnci Kaya yazdı | Şiddetin Kanunlaştığı Yer: Afganistan

Kadınların ve çocukların maruz kaldığı sistematik şiddet, sınır tanımaz. Bugün sessiz kalınan her ihlal, yarın başka coğrafyalarda emsal hâline gelir. Hukukun görevi şiddeti düzenlemek değil, onu ortadan kaldırmaktır. Şiddetin kanunlaştığı yerde adalet susar…

Yazar/İnci Kaya

Taliban 2021 yılında ülkede yönetime el koyduğunda kara bir tarihin başlangıcında olduğumuz belliydi. Emperyalist güçlerin artık bir çıkarının kalmadığı bu ülke ve insanlar kaderlerine terk edildiler. Duvarlar ardına konulan kadınlar ve kız çocukları tahtalarla çivilenmiş pencerelerin ışık sızan aralıklarından güneşi görmeye, biz de buradayız demeye çalışırlarken Taliban yeni bir ceza paketiyle geldi.

Bir ülkede “adalet sistemi”, en kırılgan olanı korumuyorsa, orada hukuk yoktur; yalnızca güç vardır. Bugün Taliban tarafından uygulamaya konulan Mahkemeler için Ceza Muhakemesi Kanunu, tam da bunu yapıyor: Kadınlara ve çocuklara yönelik şiddeti yasaklamak yerine onu tanımlayarak, sınırlayarak ve sessizce meşrulaştırarak kurumsallaştırıyor. Kanunun satır aralarına gizlenmiş olan şey adalet değil, cezasızlığın meşrulaştırılmasıdır.

Söz konusu metin, çocuklara yönelik şiddeti yasakladığını iddia etse de gerçekte yalnızca öğretmenler tarafından uygulanan ve “kemik kırığı”, “cilt yırtılması” ya da “bedensel morarma” ile sonuçlanan fiziksel şiddeti suç sayıyor. Bunun dışındaki fiziksel şiddet biçimleri, psikolojik baskı, aşağılayıcı cezalar ve cinsel istismar ise açıkça yasaklanmıyor. Hukukta açık yasak yoksa, fiilen izin vardır. Bu yaklaşım, çocukların insan onuruna sahip bireyler olduğu ilkesini bütünüyle reddediyor.

Daha da vahimi, kanunun bir başka maddesi, bir babanın 10 yaşındaki oğlunu “namazı terk etmesi” veya babanın çıkarlarına aykırı davranması hâlinde cezalandırabileceğini açıkça ifade ediyor ve çocuğun bedeni ve ruhu, babanın ideolojik ve kişisel takdirine teslim edilmiştir diyor. Bu; devlet eliyle tanınmış şiddettir.

Kadınlar söz konusu olduğunda ise tablo daha da karanlık ve ürkütücüdür. Kanun, kadına yönelik şiddeti ancak çok dar ve neredeyse ispatlanması imkânsız bir çerçevede ele alıyor. Bir “kocanın karısını dövmesi”, yalnızca “sopa” kullanılmışsa ve bu darp “yara” ya da “bedensel morarma” gibi ciddi izler bırakmışsa suç sayılıyor. Üstelik kadının bunu bir yargıç önünde kanıtlaması gerekiyor. Psikolojik şiddet, cinsel şiddet, tehdit, zorla kontrol, ekonomik baskı yani kadınların günlük hayatında en yaygın olan şiddet biçimleri bu kanunda yok hükmünde. Bu hukuki bir boşluk değil; bilinçli bir tercihtir.

Kanunun “hadd” (değiştirilemez, af ve sulh yetkisi bulunmayan cezalar; zânâ, kazf (iftira), hırsızlık, içki, yol kesme, isyan) ve “tazir” (İslam hukukunda belirli suçlar için hakimin (kadı) veya devlet yöneticisinin takdirine bağlı olarak yapılan cezalandırma anlamına gelir) cezaları arasında yaptığı ayrım ise aile içi şiddeti doğrudan meşrulaştırmaktadır. “Hadd” cezalarının imam tarafından, “tazir” cezalarının ise “koca” ve “efendi” tarafından uygulanabileceği belirtilmektedir. Yani devlet, erkeğe ceza verme yetkisi devretmektedir. Bu noktada hukuk, adalet dağıtan bir mekanizma olmaktan çıkıp, patriyarkal şiddetin aracı hâline gelmektedir.

Bu kanuna göre kadınların şiddetten kaçma ihtimali bile suç ve cezaya tabi. Kanuna göre, bir kadın “kocasının” izni olmadan babasının ya da akrabalarının evine gider ve “kocasının” isteğine rağmen eve dönmezse, sadece kadın değil, ona sığınma imkânı veren ailesi ve akrabaları da suçlu sayılıyor. Üç aya kadar hapis cezası getiriliyor. Bu hüküm, özellikle aile içi şiddetten kaçan kadınları tekrar şiddet ortamına geri dönmeye zorluyor. Resmî ve bağımsız bir koruma mekanizmasının olmadığı bir düzende, kadınların elinde kalan son sığınak olan aile ve toplum dayanışması da böylece kriminalize edilerek kadının tüm dayanakları ortadan kaldırılıyor.

Bu kanun, eşitlik ilkesini açıkça ihlal ederken, cinsiyet ayrımcılığını da kurumsallaştırmakta, kadına yönelik şiddeti görünmez kılmakta ve insan onurunu sistematik biçimde zedelemektedir. Üstelik tüm bunlar, bağımsız ve etkili bir denetim mekanizması olmadan uygulanmaktadır. Bu da keyfî uygulamaların, kötüye kullanımın ve cezasızlığın önünü sonuna kadar açmaktadır.

Yapılan çağrılar hayati önemdedir. Bu Ceza Muhakemesi Kanunu’nun Taliban mahkemeleri tarafından uygulanması derhal durdurulmalıdır. Çünkü mesele yalnızca bir ülkenin iç hukuku değildir. Kadınların ve çocukların maruz kaldığı sistematik şiddet, sınır tanımaz. Bugün sessiz kalınan her ihlal, yarın başka coğrafyalarda emsal hâline gelir. Hukukun görevi şiddeti düzenlemek değil, onu ortadan kaldırmaktır. Şiddetin kanunlaştığı yerde adalet susar…



More in Kadın