
Maoist Komünist Parti (MKP) dava tutsakları, 1 Mayıs vesilesiyle yazılı bir açıklama yaptı. Tarihsel olarak 1 Mayıs’ın önemine dikkat çekilen açıklamada Türkiye-Kuzey Kürdistan’da ilk kez 1 Mayıs’ın 1912’ de kutlandığına dikkat çekilerek işçi sınıfının bu kazanımı elde etmek için ciddi bedeller ödediği ve ödemeye devam ettiği vurgulandı.
Pandemi süreci ile beraber var olan işsizlik sorunu daha da boyutlandığı ifade edilen açıklamada, “İşsizlik sorunu emek kesiminin sınırlı bir bölümünü değil; esnaf ve küçük işletmeleri sarmış durumdadır. Son günlerde Kod-29 denen uygulama ile pek çok işçinin sendikalı olduğu hak gasplarına sesiz kalmadığı gibi gerekçelerle tazminatsız işten çıkarıldığına ve iş bulmakta zorlandığına tanık oluyoruz. Bu süreçte beraber denenmeye çalışılan uzaktan çalışma, esnek çalışma, kısa süreli ve geçici çalışma, işsizlik ödeneği, gibi konular ile iş yerlerindeki birlikteliği ve örgütlülüğü dağıtılmak istenmekte ve yakın zaman için bu yolla daha fazla sömürünün şartlarını sağlayacak bir yapılanmaya gidilmektedir.” denildi.
”Alevi, Kürt, LGBTİ+, kadın, göçmen kimliklerine sahip olmak emek sömürüsü bakımından “öteki” olmanın her türlü dezavantajını işçi emekçilere sunmaktadır.” ifadelerine yer verilen açıklamanın devamında, “Aleviler, Kürtler, göçmenler, her türlü ayrımcılığa uğruyorlar, LGBTİ+lar istedikleri her sektörde çalışamadıkları gibi mahalle baskısı ve gericiliğin de ilk hedefi haline getiriliyorlar. Malum kutsal aile! yapısı için tehlike arz ettiklerine ferman buyuruldu. Kadınların payına düşenler ise; düşük ücret, taciz, mobbing, esnek çalışma, ev içi emek sömürüsü ve daha birçok şey. Kadınların iş gücüne katılımının düşük olduğu Türkiye-Kuzey Kürdistan’da pandemiyle beraber istihdamdan ilk azledilen de kadınlar oldu” ifadeleri kullanıldı. Açıklamada, gençlerde yoğun olarak görüldüğü söylenen yoksulluk ve toplumsal kutuplaşmanın getirdiği bir ümitsizlik ve çaresizlik halinin tüm toplumda hakim hale geldiğinin altı çizildi.
“Enternasyonal mücadeleyi güçlendirmeliyiz”
Açıklamanın devamında şunlara yer verildi;
Yeni süreçlerin yeni toplumsal şekillenmelere yol açacağı aşikardır. Muktedirler baskı ve sömürü ile bir cendereye hapsetme uğraşındadırlar. Bununla beraber pandemi, direnişe geçen ve geçebilecek kesimleri de oldukça genişletmiştir. Örgütlenme ve birleşik devrimci mücadele bugün pek çok açıdan kendisini bir ihtiyaç olarak dayatmaktadır. Çünkü bugünün “ötekileri” hiç olmadığı kadar çoğunluktadır. Sömürülen ezilen bütün kesimlerin birleşik devrimci, mücadelesi ve bu mücadele içerisinde “yeni” karşılaştığımız güçlükleri üreteceğimiz yeni araç ve yöntemlerle alt etmek zorundayız. İçinden geçtiğimiz süreç reformist, sendikalist ve türevlerinin mücadele yöntemlerinden medet umanlarında yanılgılarını tüm çıplaklığıyla açığa çıkarması anlamında önemlidir. Yukarıda oldukça sınırlı bir çerçevede ve yalnızca bir boyutuyla değindiklerimizin toplamı eşittir faşizmdir. Onu yenmenin anahtarı ise zordur. Bu bilinç ve kavrayışla örgütlü mücadeleyi yükseltmeli ve an’a cevap olabilme kabiliyetiyle ilerlemeliyiz. Enternasyonal mücadeleyi güçlendirmeliyiz.
1977 yılında Taksim’de 1 Mayıs’ı kutlamak için bir araya gelen milyonlar devletin paramiliter unsurları tarafından saldırıya uğradı. Bu saldırıda 37 kişi yaşamını yitirirken pek çok insan da yaralandı. Kazancı yokuşu ve Taksim Meydan’ı bu mücadelenin sembolü oldu. Ve muktedirler bu yerlerin bizim olduğuna hiçbir zaman kabullenemedi, her fırsatta saldırdılar milyonlara.
13 Mayıs 2014 tarihinde Manisa’nın Soma ilçesindeki kömür madeninde göçük sebebiyle bir işçi kıyımı yaşandı. 301 işçi yaşamını yitirdi. Coğrafyamızdaki en büyük işçi katliamlarından biri olarak tarihe geçti. Bu katliamın ardından başlatılan hak arama mücadelesi hala devam etmektedir. Sömürü düzenini ortadan kaldırıp; sınırsız, sömürüsüz, bir dünya için bedel ödeyerek yaşamını yitirenlerin anısı önünde saygıyla eğiliyor ve onları anıyoruz.
Açıklamanın tamamını Halkın Günlüğü’nden okuyabilirsiniz








