
Demokratik Toplum Kongresi (DTK) Eş başkanı Leyla Güven’in PKK Lideri Abdullah Öcalan üzerinde uygulanan tecridin kaldırılması talebiyle 8 Kasım 2018 tarihinde başladığı süresiz dönüşümsüz açlık grevi 132’inci gününe girdi. Aynı taleple Federe Kürdistan Bölgesi’nin Hewlêr kentinde eyleme başlayan HDP üyesi Nasır Yağız 118, Strasburg’daki 14 kişi ve Galler’de İmam Şiş 92, hapishanelerinde 16 Aralık’ta başlayan tutukluların açlık grevi 93 gündür devam ediyor. Eylem, 1 Mart itibariyle Türkiye’deki tüm hapishanelerine yayıldı.
Tekirdağ 2 Nolu F Tipi Hapishanesi’nde 16 Mart’ı 17 Mart’a bağlayan gece düzenlediği eylemle yaşamına son veren Zülküf Gezen ile birlikte eylemlerde ilk kayıp yaşanmış oldu.
‘Ciddi sorunlar doğurabilir’
Açlık grevindekilerin sağlık durumları her geçen gün biraz daha kritik aşamaya geçerken bazı tutuklularda mide kanaması, bilinç kaybı, görme bozukluğu gibi rahatsızlıklar baş gösterdi. Türk Tabipleri Birliği (TBB) 2010-2012 dönemi Merkez Konsey Başkanı Eriş Bilaloğlu, Türkiye tarihinde ilk defa hapishanede yapılan açlık grevlerini bağımsız heyet ve sağlık örgütlerinin gözleyemediğini ifade etti.
Görüşmeler sonuçsuz
Talepleri ne olursa olsun açlık grevinde olanların sağlık durumlarının söz konusu olduğunu dile getiren Bilaloğlu, hapishane yönetimlerinin Adalet Bakanlığı otoritesi altında kaldığını, bu anlamda hapishaneleri hekimleri tarafından tutukluların sağlık durumunun izlendiğini, ancak bunun ne kadar sağlıklı bir şekilde yapılıp, yapılmadığının bilinmediğini dile getirdi.
Açlık grevi sırasında tutukluların daha az sağlık problemi yaşaması için, birçok hapishaneye posta yoluyla açlık grevi esnasında neler yapılır, nasıl davranırım anlatan broşürlerin yollandığını dile getiren Bilaloğlu, birçok ilin Tabip Odaları’nın hapishane savcılıkları ve idareleriyle görüşmeler yaptığını, ancak bu görüşmelerden henüz bir sonuç çıkmadığını ifade etti.
Kapılar kapalı
TTB başta olmak üzere sağlık kurumlarının açlık grevini takip etmelerine iktidarın otoriterleşmesinden kaynaklı izin verilmediğini dile getiren Bilaloğlu, demokratik değerler anlamında ülkenin her geçen gün biraz daha geriye gittiğini ve her gün daha da baskıcı ve otoriterleşen bir iktidar oluştuğunu ifade etti.
Bu anlamda her kurumun ve bireyin baskı altında olduğunu vurgulayan Bilaloğlu, Türkiye tarihinde ilk defa iktidarın hapishane kapısını insan hakları kuruluşları, sağlık kuruluşları ve bağımsız heyetlere kapattığını dile getirdi.
‘Toplumu suçuna ortak etmek istiyor’
Açlık grevinde bulunanların izni olmadan hiçbir tıbbi müdahalenin yapılamayacağının altını çizen Bilaloğlu, “Siyasi otorite ülkede duyarlı olan kesimlerin bu süreci izleyici konumunda kalmalarını istiyor. İnsanların bu sorunların seyircisi pozisyonuna düşmesi çok tehlikeli bir durum. İktidar bu tehlikeli durumu yaratmaya çalışıyor. Dolayısıyla ortaya çıkan bir suça tüm toplum ortak olmuş oluyor. Umarım önümüzdeki günlerde Türkiye hızlı ve moral veren bir biçimde değişirse, bu sorunlara çözüm üretebilen bir çerçeve de bir şansa kavuşur. Bu nedenle herkes bir insan olarak tutumunu değiştirmek zorundadır” dedi.
MA / Erdoğan Alayumat






