Suriye’de Türk devleti tarafından işgal edilen bölgelerde, yoğun bir Türkleştirme, asimilasyon ve demografik yapıyı değiştirme politikası izleniyor. Tüm bunları, işgal edilen bölgeleri Türkiye haritasına katmak için yaptığı aşikâr. Ezaz’da T.C tarafından kurulan sözde yerel meclise bağlı bir oluşum, 7 Eylül’de yayımladığı bildiride, TL kullanımı için tüccarlara 10 gün mühlet verdi ve uymayanlara ceza verileceği tehdidinde bulundu.
Tüm bunları “Suriyeliler istiyor” adı altında yapmak için çeşitli kesimleri kendine bağlayan Türkiye, ‘Suriye muhalefeti’ adı altında “Suriye Muhalif ve Devrimci Güçler Ulusal Koalisyonu” adlı bir proje inşa etti. Suriye halkı arasında “İtilaf” olarak da tanınan bu proje, Suriye’nin birliği ve güvenliği için tehlike oluşturuyor. İlk olarak Türk devletinin Suriye topraklarını işgaline ön açan İtilaf ardından da Suriye’nin işgal edilen her yerinde Türk bayrağının asılmasına, Türk lirasının zorunlu kılınmasına ve bölge demografisinin değişmesine neden oldu.
Türkiye itilafı araç olarak kullanıyor
İtilafa ilişkin konuşan Akademisyen İbrahim Müslim, “İtilafın birçok yetkilisi, açık veya gizli bir şekilde varlıklarının Türk devletine ve onun Suriye’deki planlarına hizmet amaçlı olduğunu itiraf etmiştir. ABD Bakan Yardımcısı Vekili ve Suriye Özel Elçisi Joel Rayburn ile İtilaf üyelerinin İstanbul’da yaptığı toplantıda yaşananlar bunun örneğidir. Rayburn, toplantıda ‘Siz Esad’dan çok QSD’ye düşmanlık yapıyorsunuz’ demiş ve elindeki kalemi kırmıştı. Yani amaçları Suriye rejimine karşı savaşmak değil, Türk devletinin planlarını gerçekleştirme doğrultusunda QSD’ye düşmanlık yapmak” dedi.
Suriye halklarını temsil etmiyor
Türk devletinin kendi planları doğrultusunda hareket etmeyen İtilaf yetkililerini tutukladığını belirten Müslim, Ahmet Rehal ve birkaç yetkilinin bu yüzden tutuklandığını söyledi. Müslim, İtilaf’ın Suriye halklarını temsil etmediğini, Katar ve Türkiye tarafından Suriye temsilcisiymiş gibi gösterilmeye çalışıldığını da sözlerine ekleyerek, “Uluslararası toplumun muhalefeti kurtarması için Türkiye uyguladığı baskı sonuç getirmedi. Bunun yanında Birleşmiş Milletler (BM) arabuluculuğunda Suriye rejimi ile toplantı yapıp Suriye halkları için karar almaya çalışıyorlar. Fakat Suriye halkları, İtilaf’ı kendi temsilcisi olarak görmüyor” diye konuştu.
TL zorunluluğu
Türk devleti ve çeteleri tarafından işgal edilen bölgelerde Türkleştirme politikaları sürerken, son olarak Ezaz’da işgalciler tarafından kurulan ticari bir yapı, 7 Eylül’de açıklama yayınlayarak kentteki tüccarlara, Suriye lirası yerine Türk lirası (TL) kullanımı için 10 gün mühlet vermişti. Açıklamada Türk lirası kullanmayanların cezalandırılacağı tehditlerine de yer verilmişti.
9 Haziran’da da sözde “Suriye Geçici Hükümeti”, Suriye lirasındaki değer kaybını gerekçe göstererek işgal bölgelerinde TL kullanımı kararı almıştı.
İbrahim Müslim, söz konusu duruma ilişkin şunları belirtti: “Türkiye tarafından işgal edilen bölgelerde TL kullanımının zorunlu hale getirilmesi, Türkiye’nin bölgeyi ekonomik ve mali açıdan Türkleştirme politikasının bir parçasıdır. Öncesinde okullarda Türkçeyi zorunlu dil yapmıştı. Bununla beraber bölgede Türk bankaları açmış, bölgede Euro ve dolar gibi yabancı paraların kullanımının önüne geçmeye çalışmıştı. Oysaki Türkiye’de zaten yabancı para kullanımı serbest.”
Türk bayrakları ve Erdoğan posterleri
İşgalini kalıcılaştırmak isteyen T.C tarafından Bab, Ezaz, Efrîn ve Rai’de kurulan sözde yerel meclisler, TC’nin Türkleştirme politikalarını uygulayıcısı oldu. Bu bölgelerde bulunan okul binaları ve benzeri yerlere Türk bayrakları ile Erdoğan posterleri asıldı. Aynı durum işgal altındaki Girê Spî ve Serêkaniyê’de de yaşanıyor.
TC’nin Türkleştirme politikalarının altında yatan başlıca sebebin Misak-ı Milli olduğunu belirten İbrahim Müslim, “Türkiye, Suriye’de işgal ettiği bölgeleri, Misak-ı Milli’ye göre kendi toprağı olarak görüyor” dedi.
Türk devlet kurumları tarafından yayınlanan “Büyük Türkiye Haritaları” da Müslim’in bahsettiği durumu doğrular nitelikte. Bu haritalara göre Halep’in kuzeyinden Efrîn, Ezaz, Bab, Minbic, Kobanê, Cizre Bölgesi ile Başurê Kürdistan’ın Musul ve Kerkük kentlerine kadar olan bölgeler, Türkiye’ye ait gösteriliyor.
TC’nin ekonomik kazancı
TC’nin kendi sınırları dışında TL kullanımını zorunlu kılması, Türkleştirme ve kendine bağlama politikalarının yanı sıra, içinde bulunduğu ekonomik krizi dindirme çabasını da gösteriyor.
Müslim, Türk devletinin TL kullandırarak elde ettiği kazanca ilişkin ise şunları belirtti: “Türk lirası ABD doları karşısında en düşük değerini yaşıyor. Bir dolar 7,49 TL oldu. Yılbaşından bu yana TL’nin dolar karşısındaki değer kaybı yüzde 21’e ulaştı. Bu bakımdan TL, dünya paraları arasında en kötü kur performansına sahip diyebiliriz.”
Ekonomik bağımlılık politikası
“Bir devlet bir bölgeyi egemenliği altına almak isterse o bölgenin finans sistemine el atar” diyen Ekonomist Ahmet Belda ise şunları dile getirdi: “Devamında Silah ve askeri mühimmat satışı ve ticaret ile bölgeyi kendine bağlar. Bu duruma Türk devletinin Başurê Kürdistan siyaseti üzerinden örnek verebiliriz. Türkiye’nin Başur ile yıllık 12 milyar dolar ticaret hacmi var ve bu para, Türkiye’nin hazinesine gidiyor. Eğer bu ticaret sadece TL üzerinden yapılırsa o zaman Başurê Kürdistan doğrudan Türk devletine bağlanacaktır.”
Belda devamla, “Türkiye’nin işgal ettiği bölgelerde ticareti dolar veya Suriye lirası üzerinden yaparsa hegemonyasını oturtamaz. Bugün Türkiye’nin bu bölgelerde TL’yi zorunlu kılması zengin, fakir, büyük, küçük herkesi doğrudan kendine bağlamaya çalıştığını gösteriyor” şeklinde konuştu.
Belda, Suriye hükümetinin TL zorunluluğu karşısındaki tutumuna ilişkin ise, “Suriye hükümetinin rolüne bakacak olursak, eğer hükümet bu bölgelerle ilişkisini koparmış ise o zaman bu, bölgeleri Türkiye’ye teslim ettiği anlamına gelir. Yok eğer hâlâ bu bölgelerle ilişkili ise o zaman Suriye lirasının kullanımını zorunlu kılmalıdır” dedi. (ANHA)
