Connect with us

Editörün Seçtikleri

Volkan Yaraşır yazdı | Savaş İmparatorluğu ABD: İran’ın Stratejik Savunma Taktikleri

İran, bölgede ABD müttefiklerinin tümüne füzelerle saldırdı ve ciddi zararlar verdi. Hürmüz Boğazı’nın kapatılması bu ülkelerin ekonomilerini felç edici sonuçlar yaratıyor. İsrail’in demir kubbesinin gücü sınandı, Tel Aviv dahil birçok kent füzelerle sarsıldı.

yazı

İran savaşı ateşkes momentiyle yeni bir aşamaya geçti. Savaş çok yönlü dinamikleri açığa çıkarıyor. İran’ın Hürmüz Boğazı’nı kapatması, savaşı uzun süreye yayma taktiği, SİHA’ları etkin olarak kullanması, mozaik konsepti, stratejik ve yoğun bombardımana rağmen kurumsal varlığını sürdürmesi dikkat çekicidir. Özellikle Hürmüz Boğazı’nın kapatılması küresel ve bölgesel düzeyde çoklu ve girift krizlerin önünü açıyor. Bir savaş makinasına karşı İran’ın gösterdiği direniş bir dizi tartışmayı beraberinde getiriyor.

Savaş makinası

ABD, kendisinden sonra gelen yirmi ülkenin askeri gücünün toplamından daha fazla askeri bir güce sahip. Askeri teknoloji olarak olağanüstü noktaya ulaşmış durumda. Robotik teknoloji ve özellikle yapay zekayı askeri sanayi içinde en etkili kullanılan ülkeler arasında yer alıyor. (Çin bu noktada yüksek bir performans göstererek, yapay zeka ve robotik teknolojide dünya liderliği yapıyor. DeepSeek ve Unitree robotları ilk akla gelenler.) ABD’nin küresel düzeyde seksen ülkede sekizyüze yakın askeri üssü var ve bu üsler jeopolitik ve jeostratejik noktalarda yer alıyor. Bir anlamda küresel kontrol, denetleme ve ileri karakol işlevi görüyorlar. ABD, Ortadoğu’da sekiz kalıcı üsse sahip, ayrıca farklı operasyonel içeriklerde  kullanılan elliye yakın, büyük kısmı gizli merkezi bulunuyor. Yıllık askeri bütçesi Stockholm Uluslararası Barış Araştırmaları Enstitüsü’nün (SIPRI) verilerine göre 1 trilyon dolara ulaştı. Çin’in ise 314 , Rusya’nın 149 milyar dolar.

Kapitalist krizin farklı fazlarla derinleşmesi ve yaşadığı hegemonya krizi ABD’yi bir savaş imparatorluğu haline getiriyor. Bu stratejik yönelim dünya pazarlarının yeniden paylaşımı, yeni işgal, yağma ve savaşlar anlamına geliyor. Bir manada savaş, bir yönetme biçimi, hegemonya restorasyonu ve imparatorluğun devamı demek oluyor.

Yeni jeopolitiği belirleyen enerji kaynakları ve yollarının, kıymetli topraklar, su kaynakları, kıymetli madenler ve toprak elementlerinin bulunduğu coğrafyalar, yeni savaş bölgeleri haline geliyor. Artık küresel düzeyde sürekli savaş dönemine giriyoruz. 21. Yüzyılın ikinci çeyreği dünya savaşı olasılığı da dahil Rosa Luxemburg’un tanımıyla “düzeltici savaşlar”ın yaşandığı bir dönem olacaktır.

İran’ın taktik atakları

Emperyalizm ve siyonizm İran Savaşında hızlı ve kolay bir zafer bekliyordu. ABD’nin Venezuela’da son derece kolay bir operasyonla bir nevi protektora rejimi inşa etmesi bu eğilimi besledi. Şiddetli, kombine ve stratejik saldırılar sonucu rejimin ayakta kalamayacağı düşünüldü. Başta rejimin asabiyetini simgeleyen Hamaney’in yanı sıra üç yüze yakın siyasi ve askeri elitin suikast sonucu öldürülmesi ve otuz bin stratejik hedefin imhasıyla devletin kurumsal yapısının çözülmesi beklendi. Ve varolan muhalefetin mobilizasyonuyla da yıkımı  hesaplandı.

Fakat Pentagon ve Matcal Kulesi’nin hedeflerinin hiçbiri tutmadı. İlk şoku atlatan İran aldığı darbelere karşın uzun süreli bir savaşın zeminini ördü. Hatta buna hazırlıklı olduğu ortaya çıktı. Hürmüz Boğazı’nın kapatılmasının bölgesel ve küresel sonuçlarını iyi hesap eden İran çoklu ve kompleks bir savunma stratejisi uyguladı. Antik Pers’in savaş taktiği savunma stratejisi üzerine kuruludur. Benzer bir yaklaşımla girift bir savunma stratejisini hayata geçirildi. Mozaik konseptiyle ikili bir amaç güttü. Desantralizasyon sayesinde bir yandan otonom karar alma ve uygulama şansı bulunurken, diğer yandan olası bir açık işgale karşı bölgesel ve yerel hazırlığa girişti. Benzer desantralizasyonun elektrik şebekesi dahil birçok kritik alan için de geçerli olduğu açıklandı. Öte yandan SİHA’lar aracılığıyla hem etkin savunma, hem de saldırı taktikleri geliştiren İran, ABD’nin milyon dolarlık süper silahlarını etkisizleştirdi. SİHA’lar I. Dünya Savaşı’nın kaderini belirleyen makinalı tüfeklerin, II. Dünya Savaşı’nda tankların bulunması ve kullanılmasının yarattığı etkiyi yaratıyor. Önce Ukrayna Savaşı’nda etkin kullanılan SİHA’lar, İran Savaşı’nda bir anlamda seviye atlayarak asimetrik savaşın en etkili yöntemi oldu. SİHA’lar yeni sürecin bir nevi dijital gerilla savaşını ifade ediyor.

İran, bölgede ABD müttefiklerinin tümüne füzelerle saldırdı ve ciddi zararlar verdi. Hürmüz Boğazı’nın kapatılması bu ülkelerin ekonomilerini felç edici sonuçlar yaratıyor. İsrail’in demir kubbesinin gücü sınandı, Tel Aviv dahil birçok kent füzelerle sarsıldı. Çin ve Rusya’nın askeri, teknik, lojistik, istihbarat destekleriyle etkili füze vuruşları yapan İran, bölgedeki ABD üslerinin büyük kısmını etkisizleştirdi. Ateşkes öncesi nokta atışlarıyla uçak ve helikopter düşürmeye başladı. Ayrıca, kurumsal yapısını korumayı bildi, özellikle askeri yönetici kadrosunu yenilemeyi başardı. Bu noktada İran’ın neden bir Suriye ve Libya olmadığı üzerine düşünürsek bu savunma stratejisinin güç aldığı kaynaklardan birinin devlet geleneği, tarihsellik ve tarihsel birikim olduğunu görürüz. İkincisi ise İran’daki faşist rejimin, dış destek de alarak gücü mobilize ve kristalize etme becerisidir.  Bu savaşta bir kez daha büyük bedel ödeyen İran halklarının “Ne molla rejimi, ne ABD işgali!” haykırışı ise aslolandır.

Kaynak/Yeni Yaşam Gazetesi



Mayıs 2026
PSÇPCCP
 123
45678910
11121314151617
18192021222324
25262728293031

More in Editörün Seçtikleri