Taksim Dayanışması’nın çağrısıyla Gezi Direnişi’nin 8. yılında TMMOB önünde yapılmak istenen bası açıklamasını polis engelledi.
Kayıplar Haftası dolasıyla İHD önünde yapılan açıklama sonrası Makinesi Mühendisleri önündeki Gezi Direnişi anmasına katılmak üzere yürüyüşe geçen kitlenin önü polis tarafından kesildi.
TMMOB binası önüne gitmek isteyen kitle sloganlarla durumu protesto etti.
Gezi direnişi sırasında polisin attığı gaz fişeğiyle öldürülen Berkin Elvan’ın annesi Gülsüm Elvan, partili Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı işaret ederek “14 yaşımdaki çocuğumdan korkuyorlar. Ne yaparsan yap Berkin’in korkusu her zaman üstündedir. Oğlumun korkusu yeter bunlara” sözleriyle tepki gösterdi.
Anma için gelen kitle TMMOB Beyoğlu Şubesi önünde bekleyişini sürdürürken alanı ablukaya alan polislere; Ahmet Şık, “Bir mafya düzenine teslim olmuşsunuz, suç işliyorsunuz bu mafyaya ortak olmaktan vazgeçin” diyerek tepki gösterdi.
TMMOB önüne bırakılmayan kitle olduğu yerde basın açıklaması düzenledi. Basın açıklamasını Gamze Elvan okudu.
TMMOB önünde bekleyen kitle ise burada bir basın açıklaması düzenledi.
Burada basın açıklaması okuyan Avukat Can Atalay, “Gezi’de söylemiştik; parayı ve rantı tek değer olarak kabul edenlerin karşısında paylaşımın, tüketimin karşısında üretimin, yozlaşmanın karşısında aydınlanmanın direnişidir Gezi. Bugün de aynı taleplerimizi bir kez daha yükseltiyoruz: Acil demokrasi istiyoruz. Bu halk, adil, özgür ve eşit bir ülkede yaşamayı hak ediyor. “ ifadelerini kullandı.

Birleşik Mücadele Güçleri’de basın açıklamasına kendi dövizleriyle katıldı
Taksim Dayanışması’nın açıklamada okuduğu basın metni şöyle;
“Bundan 8 sene önce, bu iktidar insanlık onurumuza dokunduğu için, haklarımızı gasp ettiği için, kentsel hafızamızı yok ettiği için, doğayı ranta kurban ettiği için, bize yaşam alanı bırakmadığı için Gezi’de buluşmuş, bir arada olmanın coşkusunu, gerçeği haykırmanın gururunu, direnmenin onurunu yaşamıştık.
Biz Gezi’de söylemiştik:
Pandemi süreci bir kez daha gösterdi ki bu iktidar halkına yabancıdır. Yasaklar, cezalar hep halka, tüm imtiyazlar ise bir avuç muktedirden yanadır. Ne halkın sağlığı, ne yoksulluğu, açlığı, işsizliği ne de gençlerin geleceksizliği umurlarındadır.
O kürsülerden çekilen azarlar, savrulan tehditler, hukuksuz yargılamalar, siyasi tutuklamalar hepsi korku salmak için, çünkü iktidarlarını ayakta tutabilmenin tek yolu bu.
Gezi’yi yargılamaya kalktılar. Bir, iki yetmedi üçüncü kez torba dava ile adını kirletmeye çalışıyorlar. Değil üç; beş, on, bin kere de yargılasanız Gezi’nin haklılığı ve gerçekliği karşısında her seferinde yenileceksiniz.
Gezi, defalarca ortaya saçılan mafya-devlet-sermaye-çete ilişkilerine benzemez. Onlar çetelerle, mafyayla rant peşinde koşarlar, biz bir fidana su vermek için.
Biz, ağaçları yerinde tutmak için, dereler kurumasın diye, ekmeğini kazanırken bir can daha göz göre göre gitmesin diye, kimse ayrımcılığa uğramasın diye, bu ülkenin neredeyse yarısı açlık sınırındayken yüzde biri daha da palazlanmasın diye uğraşırız.
Biz direnişin adıyız onlar saldırının. Bu iktidar karanlık ilişkileri yüzünden yarattığı pislikle boğuşurken biz tarihin sayfalarında tertemiz, alnı açık bir halk hareketi olarak anılacağız.
Umudumuzu yitirelim istediler. Bunca hukuksuz yargılama, cezalar, şiddet, gözaltı, göz göre göre talan…
Ama bir şeyi unutuyorlar: Gezi başlı başına bu halkın eşitlik, özgürlük, adalet umududur. Gezi yurttaşların kendi kaderini tayin etme iradesi ve kararlılığıdır. Bir kez yaşayan ömrünce unutamaz, Gezi unutturulamaz!
Gezi ruhu Boğaziçi’ndeki gençlerdedir, 142 gündür her hava koşulunda rektörlüğe sırtını dönerek bekleyen akademidedir. Gezi direnişi İstanbul Sözleşmesi için tüm yurtta sokaklara çıkan, kolluk şiddetine rağmen pes etmeyen kadınlardadır, İkizdere’de yolları kesilse de dik yamaçlardan, sarp yollardan iş makinaları önüne çıkmayı başaran, Van Gürpınar’da üzerlerine ateş açılsa da haklarını savunmaya devam eden köylülerdedir. Biz size yalvarmayacağız, çayımızı satacağız diyen ve geri çekilmeyi reddeden Hopa’nın, emeğine sahip çıkışındadır Gezi.
1 Mayıs alanlarında saldırıp gözaltına aldığınızda, kolları arkadan kelepçelenmiş, başı asfalta yapıştırılmış olsa da kameralara gülümsemeyi başaran gözlerdedir Gezi.
Soma’da, Çorlu’da, Hendek’te, Aladağ’da ve ülkeye yayılmış tüm kadın cinayetleri davalarında yükselen adalet taleplerindedir Gezi.
Gezi’de söylemiştik;
Parayı ve rantı tek değer olarak kabul edenlerin karşısında paylaşımın, tüketimin karşısında üretimin, yozlaşmanın karşısında aydınlanmanın direnişidir Gezi!
Bugün de aynı taleplerimizi bir kez daha yükseltiyoruz:
Acil demokrasi istiyoruz. Bu halk, adil, özgür ve eşit bir ülkede yaşamayı hak ediyor.
Haklarımızı istiyoruz, alana kadar direneceğiz!
Gezi’de canlarımızı bıraktık. Mehmet Ayvalıtaş, Abdullah Cömert, Ethem Sarısülük, Hasan Ferit Gedik, Medeni Yıldırım, Ahmet Atakan, Ali İsmail Korkmaz ve Berkin Elvan için direneceğiz! Düşlerdeki özgür dünyayı kuracağız. Onlara sözümüzdür.
Gezi bizim dünümüz değil geleceğimizdir. Kayyumlarla, kararnamelerle gasp edilen demokrasinin parlak ve temiz geleceği için en somut dayanağımızdır. Mazide kalmayacak kadar büyük ve hayatidir.”
