
Bugün bir komisyon oluşmasına kadar uzanan sürecin hangi gerekçelerle oluştuğunu daha önceki iki yazımızda işlemiştik. (1) Türk burjuvazisi ve onun egemen siyasal bloğu AKP-MHP, sınıfsal-ideolojik çıkarları nedeniyle ABD emperyalizminin hamilik yaptığı masaya Kürt Hareketi’yle, zorunlu olarak oturtuldu.
AKP-MHP faşist diktatörlüğü ile kurulan masanın hatırına, aslında uzun süre önce açıkça ifade edilen Marksizm’in reddi meselesi, bu süreçte daha yüksek bir sesle ve egemenlere de açık bir beyan niteliğinde, Öcalan tarafından yinelenmiş oldu.
Öcalan’ın ve Kürt Hareketi’nin Marksizm’in üstünde tepinerek reddetmeleri karşısında, Kürt Hareketi’nin çevresindeki bütün “devrimci” yapılar far görmüş tavşan gibi kaldılar ve AKP-MHP faşist koalisyonuyla kurulan masayı sessizce seyre daldılar. Kürt Hareketi’nin çevresindeki parlamenterist/reformist sol yapılar ise biraz da CHP’yi bekledikten sonra masadaki yerlerini aldılar.
Sömürüye, kâr elde etmeye ve didişmeye dayalı olan kapitalist toplumda, herhangi bir biçimde ulusal barış ancak bütün ulusal topluluklara dillerin tam eşitliğini güvence altına alan, resmi zorunlu bir dil tanımayan, halka bütün yerli dillerde eğitim yapacak okullar sağlayan ve anayasası herhangi bir ulusal-topluluğa herhangi bir ayrıcalık verilmesini ve herhangi bir ulusal azınlığın haklarına saldırmasını önleyici maddeleri kapsayan, A’sından Z’sine demokratik cumhuriyetçi bir hukuk sistemiyle sağlanabilir. (2)
Güncel olarak böyle bir siyasal zemin var mıdır? Ulusal eşitlik ve özgürlük açısından hangi kazanımlar elde edilmiştir?
Düğünlerin basılıp Kürtçe halayın kriminal vaka olarak değerlendirildiği, kayyum uygulamasının sürdüğü, muhalif burjuva klik CHP’ye yapılan operasyonlarda dâhi Kürt’le ilişkilenmenin suç sayıldığı bir ortamda, dillerin tam eşitliğini güvence altına alan bir demokratik cumhuriyetçi bir hukuk sistemi kurulabilir mi?
Öcalan, AKP-MHP faşist bloğunun ısrarla “taviz ve pazarlık yok” ve “iç cepheyi sağlamlaştırıyoruz” diyerek işlettikleri “Terörsüz Türkiye” sürecini, Türk-Kürt ittifakının kurulacağı bir süreç olarak yorumluyor. Anladığımız kadarıyla Öcalan, Türk egemenlerinin bölgesel-hegemonik planlarında “Türk ile Kürt’ün kardeşleşmesini” bekliyor ve bu beklentisini de bir analojiyle süslüyor:
“Malazgirt savaşı da Hemedan’a dayalı yürütülüyor. Alparslan bir Kürt emirliği olarak savaşıyor. Bu da yeni tarih anlayışının bir ipucudur. Alparslan bir Türk emiri olmaktan çok bir Kürt emiridir.” (3)
Öcalan Kürt ulusuna, Türk egemenlerinin bölgesel egemenlik savaşında emir olmayı vaat ediyor. Tabii Öcalan bunları vaat ededursun, komisyon toplanıp pozlar kesildiği bir ortamın ertesinde Sincan Kadın Kapalı Hapishanesi’nde, Leyla Güven’in de aralarında bulunduğu on iki kadın siyasi tutsağa bir ay süreyle iletişim yasağı verildi. (4)
Bahçeli ve Öcalan’ın “öncüğünde” girilen süreç, Kürt Hareketi’nin Türk-İslamcı faşist diktatörlük karşısında teslim olması dışında bir anlam taşımamaktadır. Bu süreç sonlandığında yine en ağır bedeli Kürt ulusu ödeyecektir. Emperyalist-kapitalizmin ihtiyaçları doğrultusunda, bütün dünyada yeni bir faşizm dalgasının yükseldiği ve ulusal boğazlaşmaların kışkırtıldığı bir ortamda; ezilen uluslara barışın, ezen ulus saldırganlığına teslim olarak, faşist diktatörlükle uzlaşarak gelme olasılığı bulunmuyor. Kürt Hareketi’nin durumuna ilişkin, bu yazı çerçevesinde şimdilik bunları söylemekle yetinelim.
***
Lenin’in “Kim ulusal baskıya karşı savaşmıyorsa o Marksist değildir.” (5) derken açık bir olumsuzlama yapıyor ve Marksist olmanın ölçüsü olarak, koşulsuzca “ulusal baskıya karşı savaşmayı” esas alıyor. Yine Lenin, birçok yerde ezilen ulus ile ezen ulus ayrımını yapmanın proleter devrimci mücadele için belirleyici olduğunu tespit ediyor. (6) Çünkü Lenin için ulusal eşitlik mücadelesi, proleter enternasyonalizminin olmazsa olmazıdır. Ezilen ulusun ayrılma hakkını ilkesel olarak savunmak da ulusal eşitlik savunusunun bir gereğidir:
“Ulusların kendi kaderini tayin hakkını savunmak ve bu hak üzerinde direnmek demek, ulusların eşitliğinde direnmek demektir, zorlayıcı bağları tanımayı reddetmek demektir, hangi ulus olursa olsun, herhangi bir ulusun devlette ayrıcalıkları olmasına karşı durmak demektir, değişik ulusların proletaryası arasında tam bir sınıf dayanışması ruhu yaratmak demektir”. (7)
Sanırım Lenin’in söylediklerinde anlaşılmayan bir şey yoktur. Lenin’de, ezen ulusun ezilen ulusa karşı yürüttüğü saldırganlıkla mücadele etmek ve ulusal eşitliği savunmak proleter dayanışma için zorunludur.
Şimdi gelelim asıl konumuza.
Kürt Hareketi’nin Türk-İslamcı faşist koalisyonla girdiği yola, İyi Parti ve Zafer Partisi gibi “seküler” faşist ve sağ-Kemalist yapılardan, Türk burjuva devletinin “kuruluş kodlarının tehlikeye girdiği” minvalinde itirazlar geldi. İyi Parti ve Zafer Partisi ile ideolojik olarak aynı kaynaktan beslenen bir itiraz da “sol” bir tonla resmi TKP’den geldi. Resmi TKP, Kürt ulusunu emperyalistlerle uzlaşarak bölen Lozan Antlaşması’nı öne çıkardığı bir metin yayımlayarak imza kampanyası başlattı.
Resmi TKP bu çıkışıyla yeni Aydınlık olma sürecini de tamamlamış oldu. Aydınlık’ın AKP-MHP faşist diktatörlüğünün gayrı resmi bir kliğine dönüşmesiyle, Aydınlık’tan boşalan “sol”-Kemalizm kulvarına resmi TKP hızla yerleşmiş oldu. “Cumhuriyetçi birikim” diye sundukları bildiri, “sermayeye karşı” gibi servis edilse de esasen kurucu burjuva reflekslerini, Kemalizm’i savunmaktan başka bir şey ifade etmiyor. Zaten tarihsel olarak Kemalizm’i esastan olumlayan bir geleneğin güncel karşılığı olan Resmi TKP, 2005’te Yurtsever Cephe pratiğiyle girdiği Türk yurtseverliğinin bayraktarlığını yapma amacına bugün itibariyle ulaştı. Resmi TKP başlattığı son kampanyayla sağ ve “sol” bütün Kemalistlerin; Bahçeli muhalifi ülkücülerin, Perinçek muhalifi aydınlıkçıların, Zafer Partililerin takdirini kazandı.
Kürt Hareketi 12 Eylül sonrasının resmi/egemen Türk burjuva ideolojisine (Türk-İslam) teslim bayrağı açarken; resmi TKP de Kürt Hareketi’ne karşı, kurucu resmi Türk burjuva ideolojisini (Kemalizm) bayraklaştırdı. Resmi TKP, Kürt Hareketi’nin teslimiyet tutumuna karşı bir başka gericiliğe sarılarak yanıt verdi.
Kürt Hareketi’nin faşist iktidar ile yürüttüğü sürecin Marksist eleştirisi, ezilen Kürt ulusunu bölen Lozan savunusuyla yapılamaz. Örneğin resmi TKP, Kürtlerin ezilen bir ulus olarak ulusal hak eşitliği ve özgürlüğü adına hiçbir kazanım elde edememesiyle ilgilenmiyor; ulusal eşitsizlikle ilgilenmiyor. Tersine Kemalizm’in tarihsel referanslarına sarılarak, Şeyh Said üzerinden Kürt ulusunun karşısında, Türk burjuva devletin yanında pozisyon alıyor. Bu meselede de esasen bir şark kurnazlığı yapılmaktadır. Kürt İsyanı denilince Resmi TKP’nin aklına Şeyh Said geliveriyor. Örneğin Ağrı İsyanı akıllarının ucundan bile geçmiyor. Neden mi? Çünkü Ağrı İsyanı’nda “ama o şeriatçı” diyebilecekleri bir manipülasyon malzemesi bulunmuyor. Resmi TKP, ideolojik dayanağı Kemalizm gibi Şeyh Said’in Kürt kimliğini değil de İslamcı kimliğini öne çıkarıyor. Şeyh Said esasen şeriatçı olduğu için değil, Kürt isyancısı olduğu için Kemalist diktatörlük tarafından yok edildi.
Komünistlerin görevi Lenin’in de açıkça belirttiği üzere, koşulsuzca ulusal eşitlik mücadelesini sürdürmektir, ezen ulus milliyetçiliğini geriletmektir. Resmi TKP, ulusal meseleye Kemalizm’in; ezen ulus milliyetçiliğinin penceresinden baktığı için ulusal eşitlik mücadelesi gibi bir gündemi bulunmuyor. Resmi TKP’nin güncel olarak itiraz ettiği şey, Kürt Hareketi’nin ulusal hak eşitliği davasını terk etmesi ve faşizme teslim olması değildir; tersine, resmi TKP’nin itirazı ulusal inkâr siyasetinin tarihsel referansı olan kurucu burjuva ideolojisinden, Kemalizm’den sapmaya yöneliktir. Lozan’ın öne çıkarılmasının nedeni de budur.
Resmi TKP’nin, ezen ulusun ezilen ulusu ezme “hakkıyla” bir sorunu yoktur. Çünkü siyasetinin odağına kurucu burjuva ideolojisini yerleştirmiştir. Bu nedenle resmi TKP’nin sınıf uzlaşmacılığı refleksleri katmerlenmiş ve sosyal-şovenist karakteri açık hâle gelmiştir. Lenin, “sosyal-şovenizm, tamamlanmış oportünizmdir” diyor. (8) Son tahlilde; resmi TKP’nin Kürt Hareketi’nin faşist bloğa teslimiyeti karşısında Kemalizm’le bütünleşmesi, gerçek anlamda oportünizmin tamamlanmasıdır.
***
Kürt Hareketi’yle resmi TKP arasındaki “zıtlık” burjuva düzen içinde bir zıtlıktır. Aralarında siyasal gelenek ve pratik farklar belirgin olsa da ideolojik düzlemde temel bir zıtlık bulunmamaktadır. Her iki taraf da daha düzen içi olmayı, daha da Türk burjuva ideolojilerine eklemlenmeyi tercih etmiştir. Biri Türk-İslamcı iktidar bloğuna teslim olurken, diğeri de Kemalizm’e daha fazla sarılmıştır.
Bu arada, bu iki siyaset Türk burjuva siyaseti açısından da Türkiye proleter devrimci siyaseti açısından da denk değildir. Kürt Hareketi’nin “önderliği” hâlihazırda silah bırakma çağrısı yapsa bile, bu hareket Türk burjuva devletine karşı mücadele kodları olan, büyük bedeller ödemiş, militan bir harekettir. Resmi TKP ise seküler/kentli küçük burjuvazinin bir aydınlar kulübüdür, seçtiği mücadele hattı steril ve konforludur, bütün siyasal etkinliği Türk burjuva devletin çizdiği sınırlar içindedir. Bu ayrım, iki siyasal hareketin de düzen içi yönelimini değiştirmez ama hem Türk devletinin hem de proleter devrimcilerin alacakları pozisyonu taktiksel olarak etkiler. Bu nedenle bu ayrımın altını çizmekte fayda görüyoruz.
Komünist siyaset teslimiyete ve sınıf uzlaşmacılığına karşı; Türk burjuva ideolojik-siyasal formlarının tümüyle, hem Türk-İslamcılıkla hem de Kemalizm’le hesaplaşan; sosyal ve ulusal eşitsizliğe karşı Türkiye emekçilerini ve Kürt ulusunu, emekçi devrimi için seferber eden, proleter devrimci-bağımsız bir hat inşa etmelidir. Zaten Kürt Hareketi’nin ve Kemalizm’in kıskacından kurtulmanın da başka bir yolu da yoktur.
Bu hattın inşa etme iradesi göstermek bugün için nesnel olarak zayıf imkânlara sahip olabilir. Ancak bu irade kendi başına değerlidir. Komünist siyasetin ulusal sorunda emekçi sınıfları ve ezilen ulusu taraflaştıracak, saflarına çağıracak proleter çözümü anlatması yaşamsaldır.
Kaynaklar
1)İsrail Saldırganlığına Karşı Çıkarken Kürtlerin Ulusal Hak Eşitliğini Savunabilmek – https://gazetepatika23.com/israil-saldirganligina-karsi-cikarken-kurtlerin-ulusal-hak-esitligini-savunabilmek-167580.html
Sopaya Dönüşen Havuç: Yeni Savaş Konsepti ve Kayyım Darbesi –
https://gazetepatika23.com/sopaya-donusen-havuc-yeni-savas-konsepti-ve-kayyim-darbesi-159642.html
2)Ulusal Sorun ve Ulusal Kurtuluş Savaşları, Lenin, Ç: Y. Fincancı, Sol Yayınları, sy.92-93., 2. Baskı, 1993, Ankara.
4)https://x.com/DemPartiKadin/status/1953432135659889013?t=5nTHL-TIcJgH4zNtdg7B8Q&s=08
5)Ulusların Kendi Kaderini Tayin Hakkı, Lenin, Ç: M. Erdost, Sol Yayınları, sy.23, 8. Baskı, 1992, Ankara.
6)Ulusal Sorun ve Ulusal Kurtuluş Savaşları, Lenin, Ç: Y. Fincancı, Sol Yayınları, sy.199, 2. Baskı, 1993, Ankara.
Ulusların Kendi Kaderini Tayin Hakkı, Lenin, Ç: M. Erdost, Sol Yayınları, sy.200, 8. Baskı, 1992, Ankara.
7)Ulusal Sorun ve Ulusal Kurtuluş Savaşları, Lenin, Ç: Y. Fincancı, Sol Yayınları, sy.148, 2. Baskı, 1993, Ankara.
8)Proleter Devrim ve Dönek Kuatsky, Lenin, Ç: Saliha N. Kaya/İsmail Yarkın, İnter Yayınları, sy.220, 1. Baskı, 1996, İstanbul.








