Connect with us

Analiz

Deniz Zan yazdı | Dijital Çağda Devrimci Örgütlenme: Üretici Güçlerin Gelişimi ve Dijital Altyapı- 2

Devrimci hareketin temel görevi, dijital sistemi sermayenin elinden çekip almak ve onu doğrudan demokrasi aygıtına dönüştürmektir. Mesele, teknolojik gelişimi bir kader olarak kabul etmek değil; fiber kabloların içindeki o “genel zekâyı” sınıf mücadelesinin kaldıracı olarak yeniden fethetmektir.

Yazar/Deniz Zan

21. yüzyılın temel üretici güçleri, sınıf mücadelesinin yeni bir alanını şekillendirirken kapitalist üretim ilişkilerinin ayrılmaz bir parçası hâline gelmektedir. Günümüzde sınıf mücadelesi, pratik düzeyde yöntemsel ve yönelimsel olarak yeni bir evreye evrilmektedir.

Karl Marx’ın Ekonomi Politiğin Eleştirisine Katkı eserinde belirttiği üzere, toplumsal değişimin motoru olan üretici güçler ile üretim ilişkileri arasındaki çelişki, bugünü geçmişten kopuk ele almamızı engeller; artan dünya nüfusu içinde bu çelişki yeni ve genişleyen bir mücadele alanı yaratır. Bu durum, kapitalist ekonomi biçimlerini modern devlet yapılanmalarının temel araçlarından biri hâline getirmiştir.

Marx’ın tanımladığı üretici güçler (teknoloji, makineler, insan emeği ve becerisi) geliştikçe, belirli bir aşamadan sonra mevcut üretim ilişkileriyle çatışmaya başlar. Bu çatışma, toplumsal ve siyasal zeminde örgütlü bir devrimci mücadele dönemini tetikler. Günümüz koşullarında ileri teknolojik gelişim, kapitalist üretim ilişkilerini hayatın her alanına zerk ederek yeni sömürü biçimleri üretmektedir.

Friedrich Engels’in Ailenin, Özel Mülkiyetin ve Devletin Kökeni eserinde ortaya koyduğu mülkiyet ilişkilerinin toplumsal yapısı (aile, hukuk ve devlet), bugün “veri otokrasisi” ve dijital gözetim temelli bir sömürü mekanizması biçiminde yeniden örgütlenmektedir.

Örneğin, Çin’de uygulanan Sosyal Kredi Sistemi ile mülkiyet düzeninin dışına çıkan ya da sistemle uyumsuz görülen bireyler fişlenmekte; banka işlemlerinin kısıtlanması, sağlık ve eğitim hizmetlerine erişimin daraltılması veya seyahat özgürlüğünün engellenmesi gibi devletin “zor” aygıtlarıyla sivil bir dışlanma rejimine tabi tutulmaktadır.

Dijital Panoptikon([1]) ve Devletin “Zor” Aygıtı

Engels’in vurguladığı üzere devlet, mülkiyeti korumak için “zor” aygıtını devreye sokan bir yapıdır. Günümüz iktidarları, toplumları algısal bir kaosun içine çekmektedir. Bu kaos; fabrikalardaki robotik üretimden sosyal medya manipülasyonlarına, siyasi algı operasyonlarından tarımsal üretimin laboratuvar ortamına taşınmasına kadar geniş bir sömürü yelpazesi sunar. Sınıf mücadelesinin kaldıracı olan üretimden gelen fiziksel irade, teknik araçlarla pasifize edilmekte ve politikleşmiş iradeye saldırılmaktadır.

Vladimir Lenin’in işaret ettiği gibi, teknolojiyi sınıf mücadelesinin kaldıracı olarak kullanacak politik iradenin maruz kaldığı bu kuşatma, gelecekteki büyük felaketlerin habercisidir.

Tarihsel kırılma noktalarına bakıldığında:

WikiLeaks: ABD’nin savaş suçlarını ve algı operasyonlarını “ortak mülkiyet aklı” ile ifşa ederek devletlerin bilgi üzerindeki özel mülkiyet tekelini delmiştir.

Edward Snowden: Küresel veri ağlarının arşivlendiğini deşifre ederek emperyalizmin istihbari tekelini (PRISM vb.) gün yüzüne çıkarmıştır.

Alexandra Elbakyan (Sci-Hub): Akademik yayıncılık tekellerine karşı 80 milyondan fazla makaleyi kamulaştırarak dijital bir gedik açmıştır.

Ancak “dijital panoptikon”dan kurtulmak yalnızca bireysel etik tutumlarla ya da kişisel gizlilik çabalarıyla mümkün değildir; çünkü asıl sorun teknolojinin kendisinde değil, onu elinde tutan sınıfsal güçtedir. Dolayısıyla kapitalist sisteme karşı açılan her dijital gedik kıymetlidir; ancak bu eylemler sınıfsal ve örgütlü bir zemine taşınmadığı sürece etkisi sınırlı kalacaktır. Bu örnekler, gerçek bir sınıf mücadelesine evrilebilecek örgütsel araçlar olarak okunmalıdır.

Türkiye’de Dijital Fişleme ve Teknik Kuşatma

Ülkemizde gelişen teknolojik fişleme ve veri ağı sistemi, toplumsal muhalefeti hedef almaktadır. GEDSİS, PEGASUS, UYUMA ve ASYAS gibi uygulamalar, halkın fişlenmesini teknik bir arayüzle kolaylaştırarak toplumu bir “dijital panoptikon” içine sokmaktadır. Şehirlerin her köşesine yayılan yapay zekâ destekli kameralar, protesto anında işçilerin ve öğrencilerin kimliklerini saniyeler içinde belirleyebilmektedir. Dijital alandaki “hukuki mülkiyet” devlet lehine sağlamlaştırılmış, her türlü veri “suç delili” kapsamına alınmıştır. Bu durum, sermaye düzeninin bekası için toplumsal muhalefetin teknik olarak felç edilmesi girişimidir.

2025 yılında kurulan ve doğrudan Cumhurbaşkanlığı’na bağlı olan Siber Güvenlik Başkanlığı, siber istihbaratın derlenmesi ve ulusal siber güvenliğin tek elden yönetilmesi amacıyla faaliyet göstermektedir. 7545 sayılı Siber Güvenlik Kanunu adı altında 2025’te yürürlüğe giren düzenleme ise altyapıların korunmasını ve siber tehditlere karşı caydırıcı mekanizmalar oluşturulmasını amaçlar. Ayrıca Ulusal Siber Güvenlik Stratejisi adı altında merkezi devlet bürokrasisi tarafından geliştirilen planlama ile siber savunma ve caydırıcılık temalı çalışmalar raporlanmıştır.

Bu çalışmaların genelinde mevcut sistemin toplumsal bellek, yönlendirme ve yönetme algısına hizmet ettiği görülmektedir. Bir diğer ifadeyle, halklar üzerinde kara bulut etkisi yaratarak kendi iktidarını hayaller içerisinde ayakta tutma propaganda aracına dönüşmektedir. Yakın zamanda T.C. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bizzat ifade ettiği, Hitler’in ajitasyon ve propaganda yöntemlerinin kullanılması ve geliştirilmesi yönündeki yaklaşım, ülkemizdeki baskıcı iktidar zorbalığına dair somut bir örnektir.

Liberal Yaklaşımların Marksist Eleştirisi

Karl Marx’ın Grundrisse’de bahsettiği “toplumsal bilgi birikimi” (General Intellect), bugün dijital ağlarda somutlaşmıştır. Örgütlenme, bu kolektif zekâyı sermayenin kâr mekanizmasından koparıp kamusal çıkara yöneltmelidir. Ancak liberal kuramcılar, bu potansiyeli sınıf mücadelesinden koparmaya çalışmaktadır.

Yuval Noah Harari: Veriyi ilahi bir güç gibi tanımlayarak “Homo Deus” fetişizmi yaratmakta ve sömürünün nesnel zeminini gizlemektedir.

Byung-Chul Han: “Psikopolitika” analiziyle sömürüyü öznel bir alana hapsetmekte; ancak Amazon veya Getir gibi platformlardaki çıplak artı-değer sömürüsünü göz ardı etmektedir.

Evgeny Morozov: Sunduğu “kamusal veri” modelleri, kapitalist devletin kontrolünde kaldığı sürece yalnızca sermayenin maliyetlerini sosyalleştirmeye hizmet edecektir.

Engels’in belirttiği gibi, “Devlet, egemen sınıfın çıkarlarını koruyan bir makinedir.” Günümüzde bu makineyi besleyen ana yakıt veridir. Kapitalist mülkiyet sahipleri bu sistem aracılığıyla sınıflar üzerinde mutlak bir denetim kurmaya çalışsa da Marksist diyalektik gereği bu durum kendi zıttını da yaratmaktadır. Yeni sınıf katmanları, dijital ağlar üzerinden küresel bir örgütlenme potansiyeline sahiptir. Egemenlerin gözetim araçlarına karşı kitlelerin, devletin zor aygıtlarını (yolsuzluk, polis şiddeti) kayıt altına alıp ifşa etmesi yeni bir direniş biçimi olarak ortaya çıkmaktadır. Devrimci hareketin temel görevi, dijital sistemi sermayenin elinden çekip almak ve onu doğrudan demokrasi aygıtına dönüştürmektir. Mesele, teknolojik gelişimi bir kader olarak kabul etmek değil; fiber kabloların içindeki o “genel zekâyı” sınıf mücadelesinin kaldıracı olarak yeniden fethetmektir.

1) Panoptikon, Jeremy Bentham tarafından 18. yüzyılda tasarlanan, merkezdeki bir kuleden tüm hücrelerin (mahkumların) görünmez bir şekilde sürekli izlenebildiği, otoriter bir hapishane mimari modelidir. Temel amacı, bireylerin sürekli izlendiği hissine kapılarak otokontrol geliştirmesini ve davranışlarını kendi kendine denetlemesini sağlamaktır.

Devam edecek…

 



Mart 2026
PSÇPCCP
 1
2345678
9101112131415
16171819202122
23242526272829
3031 

More in Analiz