Connect with us

Analiz

Devrim Şimşek yazdı | Veri Egemenliği ve Gözetim Kıskacında Yeni Baskı Aygıtı

Çin, sosyal puanlama sistemi ve her köşeye sızan akıllı kameralarıyla bu gözetim rejiminin en uç örneğini sergiliyor. Bugün kullandığımız her ucuz kamera veya ağ cihazı, verilerimizi Pekin’den Washington’a uzanan o devasa ağlara pompalayan birer gönüllü muhbirdir.

Yazar/Devrim Şimşek

Sermayenin kendisini yeniden üretme biçimi, her tarihsel uğrakta yeni araçlar ve yöntemler geliştirir. Bugün, “verinin yeni petrol” olduğu yönündeki o meşhur ama sığ liberal tespitleri aşan, çok daha derin ve karanlık bir eşikteyiz. Artık mesele sadece tüketici alışkanlıklarını manipüle etmek değil bizzat toplumsal dokuyu, savunma teorilerini ve hatta “suç” tanımını dijital bir laboratuvarda yeniden kurgulamakta. Bu kurgunun merkezindeki en sofistike aktörlerden biri olan Palantir, bize sadece bir teknoloji şirketini değil, emperyalist devlet-sermaye bütünleşmesinin geldiği son aşamayı göstermekte.

Geçtiğimiz yüzyılın askeri-endüstriyel kompleksi, Lockheed Martin* gibi hantal devlerin ürettiği fiziksel mühimmatlar üzerinden yükseliyordu. Ancak bugün, savaş sahası artık sadece fiziksel cepheler değil, milyonlarca verinin saniyeler içinde işlenip hedef tanımlandığı dijital platformlara dönüştü. Palantir’in 11 Eylül sonrası güvenlik boşluğundan beslenerek kurulması ve ilk dış yatırımını bizzat CIA’e bağlı In-Q-Tel üzerinden alması bu yeni dönemin başlangıcı sayabiliriz.

Burada karşımıza çıkan yapı, devletle iç içe geçmiş, hatta devletin istihbarat kapasitesini kendi mühendislik hizmetine devrettiği hibrid bir modeldir. Palantir veri üretmiyor o, zaten devletlerin elinde olan ama dağınık vaziyette duran sabıka kayıtlarını, biyometrik verileri, finansal hareketleri ve açık kaynak istihbaratını (OSINT) birleştirerek “anlamlı” bir gözetim nesnesi haline getiriyor. Bu, bir insanın zihin kapasitesinin ötesindeki bir “noktaları birleştirme” operasyonudur.

Kapitalizm, krizlerini yönetebilmek için toplumu sürekli bir “şüpheli” havuzunda tutmak zorundadır. “Azınlık Raporu” filmindeki o meşhur “önleyici müdahale” kurgusu, Palantir’in algoritmalarında bugün bir gerçekliğe dönüşmüş durumda. Siz daha sokağa çıkmadan, alışveriş listenizi, telefonunuzun Wi-Fi sinyalleri üzerinden kurduğu mekânsal ilişkilerden ve sosyal medya etkileşimlerinizden bir “risk profili” çıkarılıyor.

Bu durumun en vahşi örneklerini bugün Filistin sahasında veya Ukrayna-Rusya savaşında görüyoruz. İsrail’in hedef belirleme süreçlerinde bu tür veri işleme teknolojilerini bir “laboratuvar” hassasiyetiyle kullanması, teknolojinin tarafsızlığı masalını çöpe gönderiyor. Veri sermayenin elinde, sadece kâr maksimizasyonu değil, aynı zamanda direniş potansiyeli olan her türlü toplumsal dinamiği daha filizlenmeden ezmek için kullanılan bir denetim sopasıdır.

Liberal dünyanın “özel hayatın gizliliği” ve “şeffaflık” söylemleri, bu devasa mekanizma karşısında oldukça naif bir hâl alıyor. Sorun sadece verilerimizin “çalınması” değil, bu verilerin sınıfsal bir baskı aracı olarak devlet-sermaye blokunun elinde kristalleşmesidir. Devlet, suçla mücadele kılıfı altında topladığı veriyi özel sigorta şirketlerinin prim hesaplamalarına veya finans kuruluşlarının kara listelerine sızdırdığında, sınıfsal ayrımcılık dijital bir rıza ile meşrulaştırılıyor.

Avrupa’nın regülasyon çabaları veya Almanya gibi ülkelerin nakit para ve analog sistemlerdeki ısrarı, bu dijital baskı aracına karşı bir kalkan oluşturmaktan ziyade, sadece teslimiyetin vadesini uzatmaya yarıyor. Öte yandan Çin, sosyal puanlama sistemi ve her köşeye sızan akıllı kameralarıyla bu gözetim rejiminin en uç örneğini sergiliyor. Bugün kullandığımız her ucuz kamera veya ağ cihazı, verilerimizi Pekin’den Washington’a uzanan o devasa ağlara pompalayan birer gönüllü muhbirdir.

Sistemden kaçmak için “fişi çekmek” veya tuşlu telefona dönmek artık bir çözüm değil. Aksine, dijital dünyada veri üretmeyi aniden kesmek, algoritmalar tarafından bir “kırmızı bayrak” olarak işaretlenmemize ve merceğin üzerinize daha fazla odaklanmasına neden oluyor. Klavye tuşlarına basış hızınızdan tutun, yürüyüş yolunuzdaki kameraların birleştirilmesine kadar her şey sizi profilleyebiliyor. Bu durum, Harari’nin “deri altına inmek” dediği o tekinsiz aşamadır. Teknoloji bizi sadece dışarıdan izlemekle kalmıyor, bizi denetlenebilir ve uslu vatandaşlar olmaya zorlayarak bizzat karakterimizi yapılandırıyor.

Palantir ve benzeri yapılar, kapitalizmin insanlığı içine hapsetmeye çalıştığı “dijital panoptikon”un mimarlarıdır. Çözüm; veriyi gizlemekte değil, verinin üretim araçlarını ve onu işleyen algoritmik iradeyi kamusallaştırmakta, yani bu teknolojiyi egemenlerin elinden söküp alacak kolektif bir politik iradede yatmaktadır. Aksi takdirde, “iyi çocuklar” olmaya zorlandığımız bu dijital hapishanede, her tıklamamız gardiyanımızın elindeki anahtarı biraz daha sıkılaştırmasından başka bir işe yaramayacaktır.

*Lockheed Martin, merkezi ABD’de bulunan dünyanın en büyük havacılık, savunma ve güvenlik teknolojileri şirketlerinden biridir.



Şubat 2026
PSÇPCCP
 1
2345678
9101112131415
16171819202122
232425262728 

More in Analiz