
Burjuva siyaset arenası kılıç, kalkan ekipleriyle dolup taşmış durumdadır. İktidar hırsı eski-yeni şövalyelerin at kuşanıp meydana çıkmasıyla burjuva siyasetin ısınmasına yanı sıra kendi kalelerini aleve vermelerine sahne olmaktadır. İktidar imtiyazının kabarttığı bencil iştahlar, iktidar pastasından nemalanma veya pay kapma hesaplarıyla kirli pazarlık, şantaj ve burjuva oyunların sergilenmesine yol açmaktadır. İktidar sahibi oltasındaki yağlı yemin balık kaçırmayacağına güvenerek suyu bulandırmakta, iktidarı yakın gören ise, bulanık suda kulaç atmakta, küçük göletleri biriktirerek avlanma alanı yaratmaktadır. Burjuva siyaset denizinde yaşanan dalgalanmalar dümendeki kaptanın rotasını kaybedip gemiyi kayalıklara toslamaya sürüklemektedir.
Burjuva cephedeki kirli hengame zıvanadan çıkarken, iktidar mevcut sahibinden uzaklaşmakta, yakın durana ise daha da yakınlaşmaktadır. Kontrolsüzlüğe yüz tutan dalaş eksenli siyasi sürece ivme katan ve ‘‘at iziyle it izini‘‘ buluşturan gerçek, sertleşen ekonomik krizin siyasi iktidarda yarattığı erime ya da çözülmenin yol açtığı siyasi sendrom ve tabii ki aynanın diğer yüzünde görünen topyekun burjuva muhalefetin atağa kalkmış olmasıdır. Taşlar yerinden oynuyor, ittifak halkasını boynuna asmış siyasette masalar kuruluyor, pazarlıklar ve hesaplar birbirini kovalıyor. Tüm tasa illa da iktidar!
Burjuva klik ve aktörleri canhıraş koşuşturup harekete geçiren sancının tek nedeni, ‘‘iktidar gidiyor‘‘ kaygısı ile ‘‘iktidar geliyor‘‘ heyecanı yaşayan tarafların girdiği stresli gerilimdir ki, bu gerilimin tam adı iktidar erki uğruna gerici çatışmadır. Ne iktidarın ne de muhalefetin halktan yana bir bir tasası yok. İttifakların sağlamlaştırılması ve genişletilmesi, tersinden ittifakların bölünüp dağıtılması şeklindeki iki tarafın iki yönlü çabası, bu burjuva çekişme ve siyasi keşmekeşin temel nedeni ve tek odağıdır. Ki, burjuva ittifak cephelerinin alacağı biçim veya yaşayacağı çatlak, doğrudan iktidar gücünü etkileyerek iktidar hayallerini belirleyecek olan unsurdur.
İttifakların biçimlenmesinde düğümlenen, dolayısıyla iki ana eksene oturmuş olan ittifak tablosunu rakibin aleyhine bozup kendi lehine çevirme üzerine oturan güncel siyaset trafiğine karşın, kitlelerin desteğini almak, sermaye çevrelerinin gücünü arkalamak ve hatta uluslararası sermaye güçlerine yeşil ışık yakarak icazet almak da, klik iktidarına uzanmanın değişmez yoludur. Kimine gizli anlaşmalarla memur hizmeti garanti edilirken, kimilerine ardı arkası gelmeyen boş vaatler verip manipüle etmek, kimilerine de rant ve çıkar kapılarını açan taahhütler vermek ve bazılarını da satın almak, işte burjuva klik iktidarına giden türbülanslar bunlardır.
Reform safsatasının gündeme getirilmesi bunun içindir. Ekonomide, hukukta, demokraside seferberlik ilanları ve hatta damat bakanın kuruş gibi harcanması, Merkez Bankası ve Enerji ve Maliye Bakanlığına atama rötuşları aynı şey içindir. İyi Parti! deki Özdağ sorunu bura kaynaklıdır. Dolaylı da olsa İnce’nin hareketi objektif olarak aynı zeminin bir parçası veya sonucudur. Ve elbette ki, çakallar sözünden gocunup üstüne alan mafya çetelerinin siyaset sahnesine alenen girmesi aynı iktidar hesaplarının en kirli uzantısıdır. Erdoğan bu denli cüretkardır, gözünü bu derece karartmıştır. Lakin mafya-devlet ilişkileri Susurluk’taki gibi çok daha güçlü kanıtlarla ortaya serildiği gibi, hiç bir burjuva klik iktidarının mafya çetelerinden muaf olduğu düşünülemez.
Kirli illegal suç örgütlenmeleri devletin temel örgütlenmelerindendir ki, mafya ve çeteler bunun sadece bir koludur. Yani sorun sadece Erdoğan’la sınırlı değil, burjuva faşist devlet ve hakim sınıfların genel karakteridir. Erdoğan’ın ortağı MHP ise, zaten mafya ve çetelerin kokuşmuş batağı, siyasi cinayet ve katliamların mimarı suç örgütlenmesinin bizzat yatağıdır. Erdoğan’ın bir önceki ortağı da kendisine darbe girişiminde bulunan, anti-komünist mücadeleden tescilli, CIA ajanı Gülen cemaat çetesi suç örgütüydü. Bugün mafya babalarının siyasi parti liderlerini tehdit etmesi ve iktidar ve ortağı diğer siyasi parti liderlerinin bu mafya reislerini sahiplenmesi biçimindeki gelişme, burjuva siyasetin doğası, ahlakı ve temel karakteridir.
Kısacası kaotik gelişmelere açık olduğu kadar ona tanıklık da eden spesifik bir burjuva siyasi süreçten geçmekteyiz. Bu süreci okurken, iktidarın spesifik özelliklerini unutamayız ki, bunlar savaş ekonomisi ve yolsuzluk, yiyicilik ve ailesel talanla hazineyi tam-takır edip borçlanmış bütçenin mimarlığını yapan, makul şüpheden önleyici tedbirlere, şiiri bomba, sanatı ucube, aydını gayrı yerli, gayrı milli hain, siyasi parti ve milletvekillerini terörist ilan ederek siyasi ve fiziki linçe tabi tutup hapseden, seçimleri yok sayarak Kürt ulusu ve halklarımızın iradesini çiğneyen, seçilmişleri görevden alarak atanmışlarla yönetip belediyeleri gasp eden, Hrant Dink ve Tahir Elçi’yi katleden, IŞİD’le işbirliği yapıp Ankara otogarda katliamlar yapan, Roboski’de çoğu çocuk onlarca Kürt köylüsünü katleden, Kuzey Kürdistan‘da kıyımlar yapıp kentleri yerle bir eden, Batı Kürdistan işgalci saldırganlığına kadar pervasız barbarlıklar uygulayan, tek adam sultası altında keyfiyetçi, hukuksuz, sivil darbeci açık faşizmi sürdüren Erdoğan’dır, Erdoğan‘ın tek hükümran olduğu iktidar güruhudur. Bundandır ki, iktidarı Erdoğan‘dan bağımsız değerlendirmek mümkün değildir.
Erdoğan, mutlak iktidar için yaptıklarını, şimdi iktidarını ayakta tutmak için yapmaktadır
Erdoğan burjuva siyaset cephesinde dominant olan tek siyasi aktördür. Burjuva siyaseti biçimlendiren, belirleyen, yön verendir. AKP, MHP, Vatan Partisi ve mafya çetelerinden müteşekkil tüm parazitler öbeğinin tartışmasız lideridir. Devlet temsili forsu ve yürütmenin başı sıfatıyla tek iktidar otoritesi ve tayin edici tek adamdır. Coğrafyamızdaki Sunni-Selefist siyasal İslamcılığın tutarlı savunucusu ve uygulayıcı tek önderidir. Uyutulmuş dindar dünyanın ‘‘kardeşi‘‘, mafya çetelerinin de reisidir. Aynı zamanda iktidar serüveniyle emperyalist bir projedir. Yeni Osmanlıcı bir sultandır. Sultanlık sevdasıyla işgal ve ilhakçıdır. Kıyımcı katliamcıdır. Tek adamdır fakat milyonları esarete alıp halkların üzerine çöken bir karabasandır. Tek adamdır ama devlet iktidarına hükmederek, yargı, yasama, yürütmeyi ve tüm siyaseti belirleyen durumdadır. Ama gelinen aşamada miadını da doldurmuştur.
‘‘Her şeyi” yitirme korkusu altında her şeye başvurma gerçeği Erdoğan’ın tipik siyaset davranışıdır. Mutlak iktidar için yaptıklarını, şimdi iktidarını ayakta tutmak için yapmaktadır. İktidarı yitirmenin çok daha fazlasını yitirme ve hatta yargılanma akıbetiyle karşı karşıya kalma anlamına geleceğini bilen Erdoğan, bu korkunun kabuslarıyla uyanmaktadır. Mafya çetelerinden medet umma, karşıtı olan ittifakı bölüp zayıflatmak için entrika ve şantajlara, kirli oyun ve hilelere başvurma, bunların yetmediği yerde ‘‘reform‘‘ paketleriyle kitleleri manipüle etme ve sermaye çevrelerine mesaj verme hamlelerinin hepsi bu korkunun dışa vurumlarıdır. ‘‘Korku bacayı sarmış‘‘, damattan tüm yanındakilerini feda ederek kendini kurtarma tüneline girmiştir. Bahçeli’nin kullanılmış mendil gibi fırlatılıp atılması da yakındır. İktidar için Bahçeli-MHP, büyük plan için Arınç hiç bir isim harcanmaz değildir Erdoğan için.
Acı reçete bahsini açıkça dile getirmekten sakınamayan Erdoğan’ın, aynı zamanda ‘‘reform‘‘dan bahsetmesi, birbiriyle çelişen tablo olarak yaşadığı açmazı alenen işaret ederken, mevcut şartlar altında iktidarın korunamayacağı itiraf beyanıyla MHP ile ittifakın bozulacağının ip uçlarını vermektedir. Yani, bir taraftan yürüttüğü siyaset ve stratejilerle karşıtı olan ittifakı zayıflatıp bu tehdidi ortadan kaldıramadığını gören Erdoğan, diğer taraftan ‘‘reform‘‘ ve seferberlik açıklamalarıyla, yeni siyaset-stratejilere ihtiyaç duyduğunu açıklayarak yeni adım ve hameler geliştireceğini ilan etmektedir.
Merkez Bankası’nın faizleri yükseltmesini onaylayarak acı reçetelere mecbur olduklarını, hep birlikte fedakarlık yapılması gerektiğini söyleyen Erdoğan’ın, aynı zamanda ekonomide, hukukta, demokraside reformlar yapması mümkün değildir, olamaz da. Açık ki, yeni desteklere, güçlere, ittifaklara muhtaçtır ve bunun yoluna girmiştir. Demokrasi, hukuk ve ekonomide ‘‘reformlar‘‘ süreci başlatma hamlesi, reform anlamında açık bir manipülasyondan ibaretken, iktidarda kalmak için yeni güç ve destekler toplama, yeni ittifak güçlerine kapı aralama anlamına da gelmektedir. Ki, bu, iktidar hesapları temelinde, erken seçimler olasılığından bağımsız olarak da düşünülmemektedir.
Kurulan yeni partilerin Kuzey Kürdistan’da Kürtler içinde önemli bir destek bulduğunu gören Erdoğan, aynı Kürt kesimini etkileyerek arkasına alma hesapları gütmektedir. Ancak, ilgili Kürtlerin MHP ile ittifak içinde olan AKP-Erdoğan’a destek vermeyecekleri açıktır. Erdoğan ise, bu Kürt oylarına kesinlikle muhtaçtır. Çünkü, karşıtı olan ‘‘Millet İttifakı”(CHP’de İnce, İyi Parti’de Özdağ’ın çıkışları dışında) bölünüp zayıflamak şöyle dursun, giderek gelişip büyümekte, bu ittifakta bulunan siyasi partiler Erdoğan iktidarı karşıtı tavırlarını keskin biçimde sürdürmektedir. Yani, Erdoğan’ın ‘‘Millet ittifakı ‘‘nda gedik açabileceği veya oy devşire bileceği kesim, esasta HDP dışındaki siyasi partilere destek veren muhafazakar Kürt oylarıdır.
Dolayısıyla, Erdoğan’ın bir erken seçime doğru giderken, MHP-Bahçeli ‘yi dirsekleyerek ilgili Kürt oylarına yatırım yapması bir olasılıktır. Buna paralel, İnce ve Özdağ’ın çıkışlarını destekleyerek ve özellikle de ‘‘reform” kapsamında siyasi partiler ve seçim yasasında yapacağı düzenlemelerle CHP ve İyi Parti’den kopan kesimlerin elini güçlendirme, bunları destekleyerek etkin kılma ve son tahlilde bunlara adeta iktidar ortağı yaparak meclise taşıma stratejisiyle bunları da arkasına alma siyasetini güdecektir. Bu gelişme ve olasılıklar, Erdoğan ve Bahçeli’nin ‘‘mezara kadar ‘‘ olan sırdaşlığına son vermeye adaydır. Erdoğan’ın pratiği de, Bahçeli’nin geçmiş pratiği de bu sonun yaşanmasına uygun bir kişilik ve karakter tecrübesidir. Erdoğan’ın ‘‘reform‘‘ taktiği karşısında erken konuşan Arınç, işi-planı bozma nedeniyle zılgıtı yedi. Ve, planı sabote etmeme adına görevinden istifa ederek durumu kotarmaya çalıştı.
Arınç, Erdoğan’la uyumlu olmamasına rağmen ve Erdoğan tarafından harcanma tehdidi altında olup yumuşak karnından yakalandığı ve yakayı kaptırdığı için Erdoğan’a bağlı kalmaktan da kurtulamıyor. Erken konuşarak Erdoğan’ın oyununu riske sokan Arınç yediği zılgıttan sonra geri adım attı. Arınç krizine karşın, Erdoğan’ın iktidar odaklı ortaklarını harcama ve yeni alanlar açma planı geçerliliğini korumaktadır ki, Erdoğan’ın tek adam sulta iktidarı uğruna kurban edemeyeceği tek isim yoktur. Bu gerçek, yaşanan yeni gelişmelerle daha da güçlenip tastik edilmektedir.
Erdoğan, muhalif aktörler üzerinden ittifak cephesini bölme vb vs gibi, uyguladığı stratejilerde ne kadar başarılı olabilir? Şayet MHP ile ittifakı bozmaz ise, Özdağı MHP’ye etkin görev temelinde dahil ederek bunu başarabilir. Ve eğer güçlü olasılık olan MHP ile ittifakı bozma durumu gelişirse, Özdağ’ı destekleyerek (ki, İyi Parti’den kopan başka vekiller de var…) hem MHP’den ve hem de İyi Partiden belli bir oy koparmak suretiyle Özdağ’ı iktidar olanaklarıyla destekleyip belli bir güce ulaştıracak ve kendisine yamayarak meclise taşıyacaktır. Diğer taraftan, Muharrem İnce’ye dönük de destekleyerek güçlendirme ve duruma göre iktidar ortağı rüşvetiyle bir biçimde kendisine yamama, bura üzerinden CHP’den belli bir oy alma hesabı güdecektir. Bu hesap da, MHP ile köprülerin atılmasını olanaklı veya gerekli kılan bir unsurdur.
‘‘İnce, Erdoğan/AKP ile aynı oyunda yer almaz ‘‘ denilebilir. Ancak, burjuva sınıf karakteri ve burjuva siyasetin çarpıcı tecrübeleri dikkate alındığında, İnce’nin iktidar ve liderlik hırsı düşünüldüğünde ve burjuva siyasette her şeyin gerici çıkarlar temelinde cereyan ettiği gerçeği göz önüne alındığında, direk olmasa da dolaylı anlaşmalar temelinde İnce’nin Erdoğan’ın stratejilerine uygun hareket etme pozisyonuna düşmesi tamamen olanaklıdır. İnce, kendi grubunu, partisini kurup belli bir güç oluşturduğunda ve bu güçle iktidarın ortağı olma ışığını gördüğünde öyle ya da böyle Erdoğan’ın siyaset kapanına düşmesi imkansız değil, olanaklıdır.
Erdoğan/AKP eksenli ittifakın daralması olasıyken, Erdoğan/AKP karşıtı bloğun güçlenerek gelişmesi muhtemeldir
Ancak burada bir parantez açmak şarttır. İnce ve Özdağ gibi aktörlerin çıkışları doğrudan Erdoğan bağlantısı taşımamaktadır. Erdoğan’ın algı yönetimi, stratejik kurguları, çelişkileri kaşıyarak belli siyasi gelişmeleri koşullaması tamamen mümkündür. Fakat, İnce ve Özdağ’ın çıkışları, esasta burjuva partilerin genel karakteri olan parti içi demokrasi ve ‘’lider partisi’’ gibi anti-demokratik, adamcı, kayırmacı, liderci sulta partiler gerçeğinin bir ürünüdür. Buna paralel olarak, İnce ve Özdağ’ın da aynı hastalıktan mustarip olan liderlik hırsıyla hareket etmeleri ya da kendi partilerine şantaj yaparak kendilerini partilerine kabul ettirme hesaplarıyla hareket etmelerinden ileri gelen bir iç sorun olarak da görülebilir. Bu iki aktörün girdikleri hareket tarzı son tahlilde Erdoğan’ın çıkarına hizmet etse de, kendi partilerindeki liderlik sultası ve parti içi anti-demokratik uygulamalara karşı sessiz kalmamaları biçiminde meşrudur, eleştirileri haklıdır. Kendileri de aynı niteliğe sahip olsa bile, parti içi uygulamalara dönük eleştirileri, dolayısıyla çıkışları olağandır.
Özellikle Muharrem İnce, siyasi aktör olarak belli düzeyde etkili bir isim ya da siyasetçidir. Siyasi çizgisiyle CHP içinde daha sağ, muhafazakâr, ‘’ulusalcı’’ kanadı, yani CHP’nin sağını temsil etse de, liderlik vizyonu, siyaset yeteneği, performansı vb bakımından CHP genel başkanlığını isteme yeterliliğine sahiptir. Mevcut genel başkandan daha iyi liderlik vizyonuna sahiptir, daha iyi demagog, daha iyi hatip ve ‘’entelektüeldir’’. Ki, İnce’nin başlattığı hareket esasta, kendisini CHP’ye dayatıp kabul ettirme amacı taşıyordu. Dolayısıyla, M. İnce’nin bir Erdoğan projesi olduğunu söylemek oldukça güç. Ama bu, Erdoğan ile dolaylı-dolaysız buluşmayacağı anlamına gelmez. Özdağ ise, pazarlıklarla Bahçeli MHP’sine geçmeye ya da siyasi oluşuma dönüşme durumunda oluşturacağı ekiple bağımsız bir güç olarak rol oynamaya, dolayısıyla mevcut iktidarın bir oyuncusu olmaya daha yakın durmaktadır. Fakat, Özdağ’ın bir siyasi parti kurma gücüne ulaşması son derece zayıf bir olasılıktır.
CHP, gelenek olarak oy potansiyelini koruma başarısından ileriye geçemezken, siyasette belirgin bir rol ortaya koyuyor denilebilir. Irkçı-milliyetçi, tekçi-faşist paradigmalara dayanan ulus devletçi merkezi politikasıyla komprador sınıf devletçi parti olarak temel karakter edinen CHP, içinde farklı sınıf katmanlarıyla bir dinamizm barındırsa da, hakim çizgisi komprador tekelci sınıf damgası taşımaktadır. Siyaset momentini iyi değerlendiren bu CHP, önümüzdeki sürecin iktidar ortağı, büyük ortağı olmaya adaydır. Merkez sağda bulunan İyi Parti, Deva ve Gelecek Partileriyle ortak bir iktidar sürecine gitmektedir.
Burjuva muhalefet cephesinde, yeni kurulan Deva Partisi’nin belli bir büyüme göstererek merkez sağın merkezine oturması muhtemeldir. Gelecek partisinin belli gelişmesinden söz edilse de, büyük bir varlık gösteremeyeceği söylenebilir. İyi Parti ise, sabit oy oranlarıyla belli bir merkez oluşturması da mümkündür. MHP bir marjinalleşme sürecine hızla sürüklenebilir. AKP’yi bekleyen akıbet de dağılıp küçülmeden daha iyi olamaz. Bütün bunlardan nitelik olarak tamamen farklı ve demokratik olan HDP ise, esasta oy oranını koruyarak siyasi yaşamını parlamentoda sürdüreceği iddia edilebilir. İttifak blokları anlamında burjuva siyaset iki ana eksene oturmuş olsa da, siyasi partiler bakımından çoklu bir siyasi yelpaze biçiminde sürecektir. Elbette, bir ihtimal olarak, bazı küçük partilerin birleşmesi, kısmen daha büyük olan partilere katılması da mümkündür. Erdoğan-AKP eksenli ittifakın daralması olasıyken, Erdoğan-AKP karşıtı bloğun güçlenerek gelişmesi muhtemeldir. Sürecin bir eğilimi budur.
Erdoğan (yani, AKP-MHP iktidarı), ‘’reform’’ manşetli geliştirdiği bütün bu strateji ve siyasi sürecin emarelerle gösterdiği olası gelişmeler zemininde başarılı olması mümkün olsa bile, iktidarın hızlı iniş ve çözülmesini engelleyerek olası bir erken seçimde yeniden iktidar olması mümkün müdür? Büyük resme bakıldığında bunun mümkün olmadığı, olmayacağı görülmektedir. İç siyasette geliştirdiği stratejiler, sahnelediği oyunlar, kitleleri aldatıp manipüle etmeye dönük vaatleri ve sermaye çevrelerine verdiği mesajların büyük bir karşılık bulmayacağı, Erdoğan ve iktidar güruhuna karşı gelişen güvensizlik ve hatta nefret şartlarında pek mümkün değildir.
İç siyasette belli bir karşılık bulsa bile, ittifak olarak birliğini koruyan burjuva muhalefetin genişliği ve günbegün büyümesi, Erdoğan ve iktidar güruhunun iktidar etmek yeterliliği düzeyinde istediği destek ve sonucu elde edemeyeceği görülmektedir. Dahası, Erdoğan-AKP/MHP iktidarı içinde ciddi sorun ve huzursuzluklar boy verip gelişmektedir. İktidar ciddi bir kadro yitimiyle kendi kitlesine bile güven vermekten uzaktır. Bu durumda Erdoğan’ın makas değiştirme, yeni çıkışlar yapmaktan başka şansı kalmamıştır ki, bu da iktidar olma düzeyinde toparlanmasına yetmeyecektir. İktidara kendi camilerinde ‘’sela okunmuştur’’ artık.
Öte taraftan uluslararası ilişkilerde yaşadığı sorunlar ve tecrit olma durumu, yani uluslararası sermaye güçlerinin ve siyasi aktörlerinin Erdoğan’a karşı beslediği güvensizlik boyutu, dolayısıyla desteklerini ondan çekip muhalefete vermeleri gerçeği de Erdoğan’ın iktidarını korumasını güçleştirmektedir. ABD seçimleriyle birlikte, başkanlığa seçilen Biden’in Erdoğan iktidarına dönük aleni söylemleri bunun açık işaretiyken, Avrupalı emperyalist devletlerin Erdoğan ve iktidarına karşı takındığı mesafeli ve güvensiz tavır, komşu ülkeler başta olmak üzere, birçok ülke ile yaşanan ciddi sorunlar Erdoğan’ın yaşadığı tecridi, güvensizliği resmetmektedir. İç ve dış sorunlar ya da gelişmeler dikkate alındığında Erdoğan’ın ‘’hangi ülkeye yerleşebilirim, kim beni korur’’ planlarını yapmaya başladığı söylenebilir.
Bizler gerici sınıf devletleri ve sistemlerinin tümüne kökten karşıyız
‘’Çıkmayan candan umut kesilmezmiş’’ hesabı, Erdoğan son kozlarını oynamaktan geri durmayacaktır. Ve atacağı adımların hepsi iktidarda kalmak için olacaktır ki, mevcutta dillendirdiği argümanlar iktidarda kalma direncinin diri olduğunu göstermektedir. Ancak, Erdoğan bayatlamış demagojiler ve boş safsatalarla işin kotarılamayacağını, manipülasyonlarla tersyüz edilecek kadar basit bir siyasi süreçle karşı karşıya olmadığını görmekte, bilmektedir. Kan ve katliamla daha fazla yol alamayacağının da farkındadır. Acı reçete içirmeyi de sakınmadan deklere ettiğine göre, kitleleri etkileyip dengeleri lehine çevirecek çok daha etkili-sağlam bir siyaset hamlesi düşünmektedir.
Genel aftan, Kürtlerle barış zemininde toplumsal barış markalı yeni süreçler gündeme getirmesi olasıdır. Bu imkânsız değil. Zira, Erdoğan için son şanstır. Hukuk ve demokrasi reform adı altında Anayasa mahkemesinin iktidar odaklı dizayn edilmesi, yeni yargı usulleri ve kapsamlı af ile cilalanıp gerçekleştirilebilirler. Toplumsal barış gibi hikayeler ise, toplumsal muhalefetin teslim alınıp etkisizleştirilmesinin aracı olarak, yani bu temelde biçimlendirilebilirler. Derdi iktidar olan Erdoğan, faşist iktidarın gıdası olan baskı-şiddet konusunda tereddüt etmeden daha fazla baskı ve şiddet politikasını da devrede tutacaktır. Bunu, terör gerekçesi ve beka sorunu zeminindeki demagojiyle muhalefete de kabul ettirip yutturma avantajına sahiptir. Hem baskı ve şiddet hem de genel af ve toplumsal barış gibi iki farklı stratejinin uygulanması, basın tekeli de dahil, tüm erklerin tek elde toplandığı şartlarda tamamen mümkün olduğu gibi, toplumsal barış gibi siyasetlerin gerçekte içi boş birer burjuva aldatmaca olduğu yakın tarihimizde de tecrübe edilmiş gerçektir. Dolayısıyla çelişir gibi görünen süreçler burjuva ahlak ve iki yüzlülüğe tamamen uygundur. Ve bu tablo, faşist burjuvazinin genel olarak her tarafta ve her zaman yürürlüğe koyduğu siyasettir.
Erdoğan’ın bu saatten sonra başkaca bir dayanağı, kullanabileceği bir manivela kalmamıştır. İktidar konusunda, emperyalist güçler ile ülkedeki büyük sermaye ve siyasi temsilcileriyle anlaşarak, pazarlıklarda karşılıklı imtiyazların korunması ve güvenceler paydasında buluşarak iktidarın el değiştirmesinde mutabık kalmadıylarsa şayet, Erdoğan’ın iktidarda kalma direncini sonuna kadar sürdüreceği kesindir. Bu onu, burjuva statükoculuğu aşan faydacılıkla sıra dışı adım ve sansasyonel çıkışlar yaparak dengeleri lehine çevirmeye itecektir. İktidarına tercih etmeyeceği tek ilke, tek değer ve statüko yoktur.
İktidarda kalarak ‘’sessiz devrimini’’ şeriat devletine doğru sürdürme amacıyla burjuva devlete has çiğnemeyeceği hiç bir kırmızı çizgi yoktur. Sultan olma, Sultan kalma ve Sultanlık sistemini inşa etme uğruna burjuva devletten ödün vermeyeceği, ayaklar altına almayacağı tek şey yoktur. Çünkü, onun müdafaa ettiği ve kurmak istediği şey, seküler yaşam ve burjuva laik devlet değil, yalnızca ve yalnızca dini devlet ve şeriat düzenidir. Onun davası budur. Burjuva sınıf niteliği siyasi karakteridir, siyasal dincilik ise ideolojik dokusudur. O, her niteliğiyle azılı bir halk düşmanı, siyasal dinci faşizmin iyi bir temsilcisidir. Onun komuta ettiği iktidarın ve uyguladığı politikaların bir uçtan diğer uca sıçrayan özelliği de bu zeminde cereyan etmektedir. Ne onun İslami düzeni ne de onun politik olarak çatıştığı burjuva laik devlet, kerhen de olsa benimseyebileceğimiz bir dinamizm taşımaz. Bizler gerici sınıf devletleri ve sistemlerinin tümüne kökten alternatif olan sosyalist devlet ve sosyalist sistem için savaşırız.
Burjuva gerici sınıf klikleri arasında iktidar odaklı çatışma ve çatlak derinleşerek yeni bir siyasi sürece doğru ilerlemektedir. Bu süreç sosyalizm mücadelesinin nesnel şartları açısından uygun koşulları gündeme getirmektedir. Gericiler iktidar imtiyazına dayanan çıkar hırsıyla çatışıyor. Devrimci ve sosyalist güçlerin bu çelişki-çatışkılardan yararlanması için fırsatlar uygundur. Geniş halk kitleleri arayış içindedir. Burjuvazi ve bilumum gerici sınıflara karşı geniş halk kitlelerinin güveni kalmamıştır. Girilen yeni siyasi süreç ya da siyasi atmosfer devrim cephesinin kazanımlar elde etmesini olanaklı kılmaktadır. Devrimci yükseliş mümkündür.









