Connect with us

Analiz

Devlet-Mafya İlişkisi ve Güncelde Aldığı Biçim

Devlet ve mafya ilişkisi bu iktidarla başlayan bir süreç değil, egemenler sisteminin tarihler boyu kullandığı ve stratejik-günlük politik ihtiyaçlarına göre devreye koyduğu bir ilişkidir. Yani Türkiye-Kuzey Kürdistan’da, gerici burjuva egemenlik aygıtı olarak “devlet-siyaset-mafya” ilişkisinin analizi yapıldığında, CHP bundan muaf bir siyasal parti olmayacaktır. Bu gerçeğin tarihsel yönüdür.

“TC” ekonomisindeki krizin derinleşmesine paralel olarak, egemen güçler arasındaki çelişki ve dalaşta derinleşiyor. “TC” hakim sınıfları iktidarı AKP-Erdoğan-MHP bloğu diktatörlüğü, yaşanan bu iktisadi ve siyasal bunalım içinde, kendi “kemik” tabanı olarak gördüğü toplumsal kitle desteğindeki erime dahil,  toplumda  ciddi güç kaybediyor, burjuva seçimlerle iktidarda kalma şansını yitiriyor. Merkez bankasına yapılan müdahale, damadın görevden “affı” üzerine ekonomide ve hukukta yapılacağı ilan edilen  “reform” hamlesi, “acı reçete” ile esasta  toplumun yaşamına sirayet ediyor, iktidarın sermayeye ve topluma vermek istediği güven, karşılık bulmuyor.

Çünkü “TC”  iktidarının, bunca kriz ortamına rağmen yaratmaya çalıştığı iyimserlik havası, iktisadi ve siyasal realite karşısında bir anlam ifade etmiyor ve “yenilik” adına atanan-devlet kurumlarında göreve gelen- her şahsiyet “Erdoğan’ biat ile” “kutsal davada” göreve geldiklerini açıklıyorlar, “tek adam rejiminin” jandarması olduklarını ilan ediyorlar, bu da topluma iyimserlik havası olarak sunulan “yenilikçi” programların inandırıcılığını başından yitirmesine vesile oluyor. Yani “TC” iktidarı, istediği kadar “Güneşi balçıkla sıvamaya” çalışsın, Türkiye-Kuzey Kürdistan ezilenleri, yaşanan açık gerçeklerden kaynaklı, güneşi ve balçığı, dayatılan iktisadi-demokratik koşulların realitesinde ayrıştırabilmektedirler, burjuva yalan ve demagojilere itibar etmemektedirler. Kuşkusuz bu nesnel durumun örgütlü bir tutuma dönüştürülmesi farklı bir konudur. Ama toplumsal hoşnutsuzluk derindir, “TC” iktidarı, bunun toplumsal itirazı büyütmesinden son derece korkmaktadır.

“Acı reçete” sermayenin lehine ekonomideki bu daralmayı aşmaya yönelik plan olarak karşımıza çıkıyor

AKP-Erdoğan-MHP iktidar blokunun bunca yanıltmalarına karşın, burjuva hukuk ve yargının, sermaye ve onun gerici iktidarının saltanatını garanti altına alan akitler olduğu, tartışma götürmez bir doğrudur. Bunu örtmeye çalışan burjuva oyunların karşısında, uygulamalar nesnel bir gerçeklik olarak bu oyunları bozmaktadır. Adalet bakanı Gül ve akabinde Arınç’ın, burjuva hukuku dahi dıştalayan ve toplumsal adaletsizliğin sembolü olmuş Demirtaş ve Kavala’nın, haksız-hukuksuz tutuklulukları  üzerinden, “yargı reformu” ihtiyacından söz etmesi ( sermayeyi-sermaye iktidarı ve sermayenin hareketini rahatlatma adımına “reform” denmektedir) ile “yeni bir süreç” beklentisi toplumda yaratılmaya çalışılırken, hemen aynı zaman diliminde HDP’ye Türkiye-Kuzey Kürdistan hattında operasyonların çekilmesi, tek adam rejiminin faşist hukukuna göre tutuklanmaların gerçekleştirilmesi, işçilerin-ezilenlerin ekonomik-demokratik hak arama eylemlerine azgınca saldırılması, Gezi’de, toplumsal hak arama faaliyetlerinde, toplumsal adaletsizliklere karşı itiraz hakkında devletin militarize güçlerince katledilen insanların katillerinin, bir bir “aklanması”, İmamoğlu’na soruşturma ve Tunç Soyer’e konuşma yasağı, diktatörlüğün “reform” adı altında tek adam diktatörlüğünün bekası için, toplumu, burjuva siyaset alanını, daha derinlikli dizayn etme amacında olduğunu açıkça ortaya koymaktadır.

Yine ekonomide “revizyon” adı altında, sermayeyi “güvenli ülke ekonomisine” çağıran Erdoğan, somut olarak faiz-döviz denklemine Merkez Bankası üzerinden müdahale etmiş ve bu müdahale daha başından, krizi büyüten bir rol oynamaktadır. Yüksel faiz, yüksel döviz denkleminin ekonomideki karşılığı ekonomide daralma, sanayide küçülme, geniş yığınlarda yoksullaşma döngüsü anlamını taşır. Merkez Bankası üzerinden iktidar, TL faiz artırımı ile, ülke risk primini düşürme eğiliminde baskı altına alıp dövizdeki yükselişi görece geriletse de, enflasyon artışının dövizden TL ye akışı ne denli sağlayacağı, “TC” ekonomisi için can simidi olarak aranan yabancı sermayeyi ne kadar cezbedeceği son derece muamma. Ve bugün sermayenin aşırı kar ilkesine göre yapılan bu operasyon, ekonomiyi yeni bir döviz-faiz denkleminde sıkıştıracak, iç talepteki daralma, pazardaki gerileme, GSMH’daki düşüşle sonuçlanacaktır. Mevcut kayıtlara doğru yansıtılmayan pandemi süreciyle birlikte, geniş kitleler, ekonomik olarak sermayenin kar hırsına göre ağır bir fatura ile karşı karşıya kalacaklardır. “TC” rejimi, toplumda var olan yoksulluk düzeyini, açlık sınırına çekecek olan, “acı reçete”, sermayenin lehine ekonomideki bu daralmayı aşmaya yönelik plan olarak karşımıza çıkıyor.

Tüm bu keşmekeşlik içerisinde “TC” iktidarı AKP-Erdoğan-MHP bloğu, stratejik ve taktiksel bir çok hamle planlıyor. Yapılan her hamle, ekonomik ve siyasal çıkmazla birleşerek, “TC” egemenler sistemi arasındaki burjuva klikler dalaşına, iktidar bloğu arasındaki uyumsuzluk ve çatışmalara yeni bir boyut kazandırmakta, burjuva siyaset sahası gerici çatışmalara sahne olmaktadır. Somut olarak iktidar bloğu açısından; “acı reçeteyi”, “hukuk reformu” ile pansuman yapmaya çalışan Erdoğan/AKP cenahı, iktidarda kalmasının direği olan “Cumhur” ortağı MHP’nin, daha çok otoriteleşme çizgisiyle nasıl ortak noktada buluşacak. Açık faşizm koşullarının ekonomik, demokratik kuşatması altında, toplumsal dinamik zeminin ve burjuva siyaset sahasının yeni türbülanslara gebe olduğu koşullarda, daha fazla “otoriteleşme” çizgisi ile, sermayenin özgün ihtiyaçları için “reform” çizgisi, burjuva siyasette nasıl bir “ittifak” ilişkisini geliştirecek? Tüm bunlar iktidar açısından hem arayış sorunudur, hem de mevcut “blok ittifakı” koruma hedeflidir.  Ekonomik krizle ve açık faşizm koşullarının barbar kuşatması ile, erimeye ve daralmaya başlayan kitle desteğini, milliyetçi, dinci duyguları, ulusal ve etnik çelişkileri istismar ederek politikalarla konsolide etmeye çalışmak, tüm bu burjuva siyaset sahasındaki dizaynın birleştiği temel eksendir.

Erdoğan’ın son olarak AB emperyalist sermayesi başta olmak üzere, yabancı sermayeye açık çağrısı, İMF’li İMF’siz ekonomik programda yabancı yatırım çığırtkanlığı, “reform” diye cilalanan siyaseti, daha başından sakat kılmıştır. Piyasaya döviz sürerek, faiz yükselterek ekonomiye ayar verme çabası, geçmişte yaşandığı gibi, bugünde iflasın beyanıdır. Ekside olan hazine ile dış borca bel bağlanmış ekonomi kervanı, daralan, ithalata bağlanan bir “üretim” modeliyle, borçlanmış, işsiz kalmış, büyüyen enflasyonun altında ezilmiş, açlık ve sefaletin diz boyu olduğu bir toplumsal gerçeklikle somutlanmaktadır. Pandemi ile mücadele adına alınan tüm “önlemlerin” , sermayenin kapitalist piyasa ihtiyaçları için kitlelerin “sürü bağışıklığına” mahkum edilmesi anlamına geldiği de ele alındığında, “TC” iktidarının tüm halk düşmanı politikaları, erimesine, tükenişine neden olacak güçlü toplumsal fırtınaları mayalıyor. Tamda bu kesitte, gerek  iktidarın planlı siyaseti  gerekse de burjuva klikler arasındaki dalaş ve çatışma gereği, bir çok aktör gündemi sınıf çıkarları lehine çevirecek açıklamalar yapmakta, toplumda bunun karşılığını yaratmaya çalışmaktadırlar.

Burjuva Klikler Arasındaki Çatışmalarda Rolü Hatırlatılan Mafya Çeteleri, Esasta Toplumsal Muhalefete Karşı Bir Güç Olarak Göreve Çağrılmaktadır!

Son sürecin özeti olarak yukarda sıraladığımız bu gelişmelerin içinde, geçmişi, gerici iktidarlar eliyle devrimcilerin, yurtseverlerin, aydınların katili olmakla sabıkalı mafyanın aktörü Alaattin Çakıcı’nın, CHP başkanı Kılıçdaroğlu’na yazdığı iki tehdit mektubu, siyasal gündemi meşgul eden bir gelişme oldu.

Çakıcı’nın bu çıkışının arka planındaki esas ilişki ve plan görülmezse, bu Çakıcı’ının mafya vari tarzda, hasım olarak gördüğü bir siyasal çizgi ile hesaplaşma yada gündem olma amacıyla yapmış  olduğu bir çıkıştır denip geçilebilirdi. Ama AKP/Erdoğan’ın iktidarına koltuk değneği olan MHP başkanı Bahçeli’nin aldığı tutum ortaya çıkarıyor ki, Çakıcı bu çıkışı yaparken “devlet-siyaset-mafya” ilişkisi içinde iktidardan güç alıyor ve yine bu ilişki içinde, mafyayı aktif tutum almaya davet ediyor. “Çakıcı bir ülkü şehidimizin oğludur, Ülke ve vatan sevdalısı bir ülkücüdür, ve Çakıcı benim dava arkadaşımdır” diye çıkış yapan Bahçeli, “devlet-siyaset-mafya” ilişkisinde, “bu vatan için kurşun atanda, yiyende kahramandır” diyen tarihsel öncelleriyle birleşmekte, devletin yönetim anlayışı gereği, toplumsal devrimci muhalefeti sindirmede mafyanın alacağı rolü ortaya koymaktadır.

Bugün “Tek Adam” diktatörlüğünün “Cumhur İttifakı”, toplumun tüm dinamiklerini ve bu dinamiklerin örgütlü gücünde ortaya çıkan her türlü muhalefeti,” beka sorunu”, milli sorun”, “vatan güvenliği” sorunu kapsamında ajite ederek, her türlü itiraz sesi ezmeyi stratejik bir plan dahilinde ele almaktadır. Burjuva siyaset sahasını dizayn etmeyi de bu stratejiye uygun ele almaktadır. Hem toplumda hem de burjuva klikler arasında derinleşen çelişkilerde, süreci lehine çevirmek için, karanlık mafya güçlerini harekete geçirerek, bir sindirme hamlesi gerçekleştirmek istiyor. Çakıcı nazarında kesilen “mafya raconu”, burjuva siyaset sahasına ayar çekme biçiminde Kılıçdaroğlu’nu hedefe koyarken, somut ve açık tehdit, demokrasi güçlerine, ilerici meslek örgütlerine, mücadelede ısrar eden sendikalara, aydın demokrat çevrelere, devrimci ve sosyalist güçleredir. İktidarı süreciyle, paramiliter çeteci örgütlenmeyi özel bir kurum olarak ele alan AKP-Erdoğan-MHP bloğu, olası aleyhine gelişmelerde “derin devletin” bu mafya, çete güçlerini sahaya süreceğinin işaretini vermektedir.

Çakıcı “hamlesinin” bir yönü bu iken, diğer tarafta, iktidar bloğu içindeki çatışmalara ayar verme amacı gütmektedir. Son gelişmelerle birlikte, özellikle AKP içinde bazı arayışların, çatışmaların su yüzüne çıktığı tartışmasızdır. Erdoğan’ın “Hukuk ve ekonomi alanında reform” çıkışı ile daha “cesaretli” davranan bu kesim, beraberinde yeni ittifak arayışlarıyla MHP’yi dışlayarak süreci devam etmeyi dillendirmektedirler. Burjuva dirayet anlamında güvensizliği tescilli olan Arınç’ın Kavala ve Demirtaş’ı tahliye edilmesi gerektiği çıkışları, aynı kesitte  Çakıcı raconu, ikili bir durumu ortaya koymaktadır. Bir yandan yol haritasına, bazı tartışmaları açarak zemin yaratmakta, diğer yandan olası direnç noktalarına şiddetin ağzıyla ayar vermektedir. Bu ikili amaç ekseninde, öne çıktığı kadarıyla, özellikle Bahçeli üzerinden, “cumhur ittifakının” arasındaki ayrışmalara ayar vermek için, karanlık “devlet-mafya” ilişkisinin devreye girdiği güçlü bir olasılık olarak öne çıkmaktadır.

“Devlet-siyaset-mafya” ilişkisinin analizi yapıldığında, CHP bundan muaf bir siyasal parti olmayacaktır.

Devrimci-demokrat toplumsal muhalefetin hedefi ve yol haritası bağlamında, CHP’nin sınıfsal niteliği ve tutumunu önemle ele almak gerekir. İktidarda olan burjuva klik temsilcilerinin icazeti ile, Çakıcı’nın CHP ve Kılıçdaroğlu’na mafya raconu, burjuva klikler arasındaki dalaşın derinleşmesi ve dizaynı bağlamında bir anlam ifade etmektedir. Ve CHP’nin tutumundan da anlaşıldığı gibi, bu çatışmanın toplumsal hak ve özgürlükler açısından bir değeri yoktur. CHP’nin muhalefet ufku, burjuva klik dalaşında temsil ettiği sermayenin çıkarları kadardır. Ve burjuva devlet egemenliğinin bekası için, mevcut iktidarla sınıfsal ortaktır. Devlet ve mafya ilişkisi bu iktidarla başlayan bir süreç değil, egemenler sisteminin tarihler boyu kullandığı ve stratejik-günlük politik ihtiyaçlarına göre devreye koyduğu bir ilişkidir. Yani Türkiye-Kuzey Kürdistan’da, gerici burjuva egemenlik aygıtı olarak “devlet-siyaset-mafya” ilişkisinin analizi yapıldığında, CHP bundan muaf bir siyasal parti olmayacaktır. Bu gerçeğin tarihsel yönüdür.

Güncel olarak, iktidarda olmayan burjuva sermaye kliğinin temsilcisi olan CHP’yi, sınıfsal niteliğini göz ardı ederek “Çakıcı Mağduru” üzerinden, toplumsal muhalefette ittifak gücü haline getirmek, devrimci, ilerici toplumsal muhalefetin hedefleriyle bağdaşmadığı gibi, CHP’nin hedefleriyle de bağdaşmamaktadır. Devrimci, sosyalist, ilerici muhalefetin, CHP’nin tabanındaki dinamikle buluşması başka, sınıfsal karakteri burjuva gericiliği olan CHP ile yan yana gelmek bambaşka bir durumdur. AKP ve faşizm karşıtlığı üzerinden CHP ve daha ileriye “Millet ittifakını”, ilerici toplumsal muhalefetin bir dinamiği olarak tanımlamak, reformist liberal çizgiden öte, bu güçlerin gerici-faşist sınıfsal niteliğini es geçmektir. Bunlar niteliksel ayrım çizgileridir. Ki bu gerici burjuva  sınıfsal nitelikten kaynaklıdır ki, CHP ve “Millet ittifakı”, mevcut iktidarın yarattığı iktisadi, demokratik enkazı, iktidar olmanın fırsatına dönüştürmek istemekte, toplumsal hoşnutsuzluklara bu eksende şerbet vermektedir. Burjuva kliklerin arasındaki dalaşın özü, iktidar kavgasıdır. Bunu toplumun talebi olan hak ve özgürlüklerle cilalamaları, toplumsal güçleri kendilerine yedekleme amacından başka bir şey değildir. Devlet ve iktidar niteliği anlamında aynı kaynaktan beslenmektedirler, aynı sınıfın gerici çıkarlarını temsil etmektedirler. CHP’nin “muhalefeti”, burjuva devlet ve iktidarının bekasında iktidar erki olur ve ezilen sömürülen sınıf ve halklara karşı bir silaha dönüşür. Devrimci demokrasi ve sosyalizm güçleri açısından bu ilkesel bir ayrım noktasıdır.

Diğer yandan, çeteleri, mafyayı, organize suç makinelerini, ırkçı ve faşist güçleri, bağnaz dinci tarikatları, cihatçı-kafa kesici güçleri, kurumsal paramiliter güç olarak iktidarının “koruyucu melekleri” olarak örgütleyen ve bunu stratejik yada dönemsel politik ihtiyaçları için harekete geçiren AKP/Erdoğan-MHP bloğu ile mücadele, gerici burjuva klikler arasındaki dalaş ve çatışmadan öte, toplumsal hak-özgürlükler, toplumsal kurtuluş mücadelesi sorunudur. Bunun somut karşılığı sınıf mücadelesidir. Kuşkusuz okun sivri ucu iktidar kliğinedir. İktidar, mafya, cihatçı çeteleri burjuva siyaset sahasında bir dizayn gücü olarak kullanması, bu güçlerin esas rolü anlamında tali bir unsurdur. Bu güçler esas olarak, devrimci, sosyalist, yurtsever güçler başta olmak üzere, toplumsal dinamik muhalefete karşı etkin bir güç  olarak kullanılacaktır. “Sokaklar kan gölüne döner” diye tehdit savuran mafya bozuntularının esas rolü budur.

Süreç, burjuva klikler arasındaki dalaşın derinleşeceği bir süreçtir. Devrimci-sosyalist toplumsal muhalefetin, bu gerici çatışmaların burjuva egemenler sisteminde  yarattığı derin gedikten, güncel olarak gerici faşist diktatörlüğü, genel olarak tüm burjuva ve türevi gericiliği hedef alarak derin toplumsal itirazları merkezileştirmede önemli avantajlara sahiptir. AKP/Erdoğan-MHP bloğu diktatörlüğünün tüm faşist uygulamalarını durduracak ve bunu sınıf mücadelesinde sömürülen-ezilenlerin dünya görüşü perspektifinde, tüm burjuva gericilikleri alt edecek  cephe, devrimci demokrasi ve sosyalizm güçlerinin örgütleyeceği mücadele cephesidir.



Ocak 2026
PSÇPCCP
 1234
567891011
12131415161718
19202122232425
262728293031 

More in Analiz