
Yadigar Aygün/ İstanbul
Belediye İşçilerine Kadro Girişimi, kadro hakkı, güvenceli iş hakkı ve 52 günlük ilave tediye hakkı talebiyle bir süredir eylem ve basın açıklamaları gerçekleştiriyor. Belediye işçileri Kadim Fırat ve Umut Karslı ile kadro hakkını, güvenceli iş hakkını ve 52 günlük ilave tediye talebini konuştuk.
‘52 günlük ilave tediye hakkından faydalanamıyoruz’
Belediye işçisi Kadim Fırat, belediye işçilerinin kadrolu ve güvenceli çalışma talebini dile getirerek, 52 günlük ilave tediye haklarının verilmediğini söyledi. Fırat, “Daimi kadro gibi bir güvencemiz yok. Şirket personeli olarak gözüküyoruz. Bununla ilgili Türkiye’nin çeşitli yerlerinde etkinliklerimizi yapıyoruz. Kendi bulunduğumuz yerlerde, kendi bulunduğumuz belediyelerde çalışmalarımızı sürdürüyoruz. 52 günlük ilave tediye hakkımız var. 52 günlük ilave tediye hakkımız vermiyorlar. Biz bunun mücadelesini veriyoruz. Aynı zamanda kadro mücadelesi veriyoruz. Çünkü belediye şirketlerinde hiçbirimiz güvenceli bir çalışma ortamında çalışmıyoruz. Bununla ilgili davalar da açtık. Birçoğu aslında kazanılmış davalar ama mevcut siyasal iktidar bu davaları çok dikkate almıyor. Mevzuatla ilgili ciddi sıkıntılarımız var. Kamu işyerleriyle belediye şirketlerini ayırdılar. Kamudaki arkadaşlarımız bu 52 günlük ilave tediye hakkında faydalanabiliyor ama biz faydalanamıyoruz. Bununla ilgili mevcut sendikaların hiçbirinden herhangi bir atılım ya da talep de yok. Biz de bunu gündeme sokmaya çalışıyoruz. En azından sendikaların gündemine sokmaya çalışıyoruz. Çalışmalarımız bu yönde devam ediyor” dedi.

‘Hiçbir güvencemiz söz konusu değil’
Belediyede kadrosuz çalışan işçilerin işten çıkarıldığına dikkati çeken Fırat, “Güvenceli iş neden önemli diye baktığımızda, zaten 30-40 yıldır uygulanan neoliberal politikalar vesilesiyle çalışma hayatı esnekleştirildi. Yüz binlerce insan taşeron şirketlerde istihdam edildi. Temel amaç; temel haklardan, sendikal haklardan ve sınıfın daha önce kazanmış olduğu haklardan insanları mahrum etmekti. Böyle olunca da özellikle kamuda çok orantısız bir çalışma hayatı oluşmaya başladı. Bir taraf göreceli olarak daha güvenceliyken, diğer taraf daha güvencesiz hale geldi. Belediye şirket işçileri işverenin iki dudağı arasında kalıyor. Her an işten atılabiliyor. En son İBB Ağaç AŞ’de işçiler işten atıldı. Ataşehir Belediyesi’nde emeklilik gerekçe gösterilerek işçiler işten çıkarılıyor. Hiçbir güvencemiz söz konusu değil. Güvencesiz, kadrosuz olunca kamu ikramiyesini alma hakkınız varken onu alamıyorsunuz. Aynı işi yapan insanlar arasında korkunç eşitsizlikler devam ediyor. Biz de bu sürecin kendisine topyekûn karşı çıkıyoruz. Kamuda taşeron olmamalıdır. Kamuda şirket işçiliği olmamalıdır. Kamuda güvenceli, insanca çalışabileceğimiz bir yaşam olmalıdır diye basın açıklamaları yapıyoruz, eylemler yapmaya çalışıyoruz, sosyal medya çalışmaları yürütüyoruz. Taşeron işçilik hem kamuda hem özel sektörde yasaklanmalıdır. Bu, insan onuruna aykırı bir şey aslında. Kapitalizmin bu yeni döneminde insanların elinde avucunda olan her şeyi şirketlere aktarma hamlesidir. Bu bir soygun ve sömürü çarkıdır. Buna kesinlikle karşı çıkıyoruz ve taşeron hiçbir şekilde olmamalı diyoruz” diye konuştu.
‘Haklar söz konusu olduğunda taşeron sayılıyoruz’
Fırat, belediye işçilerinin kadro hakkı ve 52 günlük ilave tediye hakkı için mücadele ettiklerinin altını çizdi. Fırat, “Şu an belediye işçilerinin en korktuğu şeylerden biri şu; gün ve priminizi doldurmuşsanız işveren sizi çok rahat bir şekilde işten çıkarabiliyor. Ama normalde böyle olmaması gerekir. Kadrolu olsanız bu kadar kolay olmuyor. Onlar da işten çıkarılabilir ama bu kadar kolay olmuyor. En zayıf halka şirket işçileri. Dediğim gibi, orada örgütlülük yoksa, işçi bilinci ve mücadele yoksa, sendika dik durmuyorsa ilk gözden çıkarılan onlar oluyor. Kadro hakkımızı, ilave tediye hakkımızı, güvencesizlik sorununu, taban ücret meselesini ve eşit işe eşit ücret taleplerini gündemde tutmaya çalışıyoruz. Haklarımızı istiyoruz. Toplumun bütün kesimleri işçi sınıfının, emekçilerin yanında yer almalıdır. Sendikalar görevlerini yapmalıdır. Taşeron uygulamasının hiçbir yerde, hiçbir alanda önü açılmamalıdır. Buna topyekûn karşı çıkılmalıdır. Çünkü bu bir kamu hakkı meselesidir. Hiçbir yerde emeğin sömürülmesi doğal görülmemelidir diye düşünüyoruz. Mesela kadrolu işçiyle taşeron işçi arasında farklar neler? Hem ücret açısından farklar söz konusu hem de statü açısından. Dediğim gibi, biz bir defa kamu işçisi olarak görülmüyoruz. Belediyelerde çalışan kadrolu işçiler kamu işçisi olarak görülüyor, kamu ikramiyesi alıyor. Biz öyle değiliz. Biz işverene göre yeri geldiğinde kamu işçisiyiz ama haklar söz konusu olduğunda taşeron sayılıyoruz. Bu ayrımcılık hayatın her alanında devam ediyor. Bu aslında kadrolu işçilerin değil, Türkiye’yi yönetenlerin, ülkeyi bu düzene mahkûm edenlerin, sermayeye kaynak transfer edenlerin yarattığı bir problem. Bu probleme işçi sınıfının bütün kesimleri bir araya geldiğinde karşı çıkabilir ve haklarımızı alabiliriz diye düşünüyorum” diye belirtti.
‘Çok ciddi hak kayıpları yaşıyoruz, sudan bahaneler ile işçi kıyımı yapılıyor’
Maltepe Belediyesi işçisi Umut Karslı da belediye işçilerin güvenceli, kadrolu çalışma hakkının önemini şu sözler ile anlattı: “Hak dediğimiz şey; güvenli bir çalışma ortamı, sürekli bir çalışma ortamı, huzurlu bir çalışma ortamı ve yapılan işe saygı duyulmasıdır. Bunlar başlı başına çalışanların hakkıdır. Sadece bir sendikaya üye olmakla ya da iki senede bir imzalanan TİS’lerle hak verilmiş olmuyor maalesef. Bunlar bizim için önemli ve bundan sonraki süreçte de önemli olmaya devam edecek. Çünkü gerçekten belediye şirketlerinde çok ciddi hak kayıpları yaşıyoruz. Son dönemlerde belki; belediyelerden sürekli arkadaşlarımız çıkarılıyor. Çok sudan gerekçelerle belediyelerde işçi kıyımları yapılıyor. Emeklilik bahanesiyle ya da başka nedenlerle işçiler işten çıkarılıyor. İş güvencesi dediğimiz şey de zaten tam olarak bu noktada önem kazanıyor.”

‘Eşit işe eşit ücret istiyoruz’
Karslı, kadrolu işçiler ile aynı işi yapmalarına rağmen aralarında ciddi ücret farklarının olduğunu söyledi. Eşit işe eşit ücret almak istediklerine dikkati çeken Karslı, “Birçok arkadaşımız hâlâ baskıya maruz kalıyor. Ben 15 yıllık belediye işçisiyim. Bu az bir süre değil. Birçok arkadaşımız da uzun yıllardır belediyelerde çalışıyor. Haklarımızı zaten tam anlamıyla alamıyoruz. Bugün yoksulluk sınırı ve açlık sınırının belli olduğu bir yerdeyiz. Türkiye’de belediyelerdeki ortalama maaşlar, giydirilmiş ücretlerle birlikte yaklaşık 70 bin lira civarında. Kadrolu işçilerle aramızda ciddi anlamda ücret farkı var. Eşit işe eşit ücret uygulanmıyor. Aynı işi yapan arkadaşlar arasında bile ücret farklıları var. İmar bölümünde çalışıyorum. Yaklaşık 20 arkadaşız ve hepimizin maaşı farklı. Çünkü hepimiz farklı gruplardayız. Kendi içimizde bile ciddi farklar var. Taleplerimiz tabii ki güvenceli kadro, güvenceli çalışma ve ilave tediye hakkımızın verilmesidir. Bizler güvenceli iş ortamında çalışma istiyoruz” dedi.








