
Tuncay Özdemir/İsviçre
İsviçre’de yüzbinlerce göçmen onlarca yıl aynı kentlerde yaşıyor, çalışıyor, vergi ödüyor, çocuklarını okullara gönderiyor; yani toplumun her alanında sorumluluk üstleniyor. Buna rağmen, yaşadıkları kentin siyasi karar süreçlerinde söz sahibi olamıyorlar. “Count Me In – Beni de Say” İnisiyatifi tam da bu eşitsizliğe dikkat çekmek için geçtiğimiz haftalarda kuruluşunu ilan etti. Zürih’te 29 Kasım’da yapılan basın açıklamasında, en az beş yıldır ülkede yaşayan herkesin, statüsünden bağımsız olarak yerel seçimlerde oy hakkına sahip olması gerektiği vurgulandı. İnisiyatif temsilcileri, demokrasiye katılımın vatandaşlıkla sınırlanamayacak kadar temel bir hak olduğunu, oy hakkının ise topluma zaten fiilen dahil olan göçmenlerin siyasi görünürlüğünün önünü açacağını dile getirdi.
İsviçre’de 2023’te az bir oy farkıyla reddedilen yasal değişiklik teklifini gündemine alan İnisiyatif, Zürih kentinin bu demokratik değişime çok yakın olduğunu ifade ediyor.
İsviçre Demokratik Haklar Federasyonu (İDHF) bünyesinde çalışmalarına başlayan Count Me In İnisiyatifi’ne göre mesele, yalnızca bir “oy kullanma hakkı” değil, aynı zamanda göçmen topluluklarının bu toplumun eşit ve ayrılmaz bir parçası olduğunun tanınması.
Göçmenlere yönelik yükselen ayrımcı söylemlere karşı demokratik katılımın bir panzehir olduğunu savunan kampanya, dayanışma ağlarını genişleterek yeni bir toplumsal tartışma alanı açmayı hedefliyor. Bu tartışma hem göçmenlerin politik temsili hem de İsviçre’nin doğrudan demokrasi geleneğinin geleceği için kritik bir öneme sahip. Biz de Count Me In İnisiyatifi üyesi Sinan Bakır ile bu mücadelenin neden bugün daha görünür olduğunu ve nasıl bir gelecek tahayyül ettiklerini konuştuk.
“Count Me In” İnisiyatifi’ni kısa süre önce duyurdunuz. Sizi harekete geçiren ne oldu? 2025 sonbaharında Zürih sokaklarında afişleriniz görünmeye başladı, kampanyada hangi aşamadasınız?
Sinan Bakır: Merhaba, bu mecrada bize söz hakkı verdiğiniz için öncelikle teşekkür ederiz. Mülteci sorunu aslında yalnızca İsviçre’de değil, dünyanın genelinde yakıcı bir sorun olarak karşımızda duruyor. Barınma, gıda, sağlık hizmetlerine ve eğitime erişimde yaşanan mahrumiyetlerin yanı sıra, ucuz iş gücü olarak ağır işlerde çalıştırılma, yükselen sağ popülist siyaset tarafından hedef gösterilme ve hatta ölümle sonuçlanan saldırılara maruz kalma gibi ciddi gerçekliklerle karşı karşıyayız. Bu nedenle bir yerlerden başlamak gerektiğini düşündük. İlk adım olarak ise pasif temsiliyet hakkını yakıcı bir sorun olarak ele alıp harekete geçtik.
Kampanyada somut hedefleriniz nedir? Örneğin “18 yaşını doldurmuş ve en az 5 yıldır İsviçre’de yasal ikamet eden herkesin oy hakkı” talebini nasıl formüle ettiniz?
Sinan Bakır: Bir insanın, 5 yıldır yasal olarak yaşadığı bir yerde yerel düzeyde alınan kararlarda dahi söz hakkına sahip olmamasını kabul edilebilir bulmuyoruz. İsviçre, tüm dünyaya kendini doğrudan demokrasinin uygulandığı biricik ülke olarak tanıtıyor; ancak nüfusun neredeyse yüzde 35’ini oluşturan göçmenlerin, yaşadıkları şehrin toplu taşıma ücretleri, şehir içi hız limitleri, asgari saatlik ücret gibi onları doğrudan ilgilendiren gündelik ve basit konularda bile görmezden gelinmesinin açıklanabilir bir yanı yok. 18 yaş, toplumda genel kabul gören reşitlik yaşına denk geliyor ve 5 yılın sonunda hâlâ bürokratik hantallıklar ile ayrımcı yasalardan kaynaklanan mağduriyetlerin faturasını ödemeyi artık kabul etmiyoruz
Basın açıklamasında daha önce (2023’te) Zürih kanton meclisine sunulan teklifin, az bir farkla reddedildiği ifade ediliyor. Bu reddin sebebi neydi ve kampanyanız bu tekliften hangi sonuçları çıkardı?
Sinan Bakır: Zürih kantonundaki siyasal dengelere çok hâkim olduğumuzu söyleyemeyiz. Bu konuda kampanya sürecine kadar doğrudan ilişkilerimiz yoktu; basında çıkan haberlerden öğrendiklerimizle yetinmek durumundaydık. Ancak artık yavaş yavaş yerel siyasi parti temsilcileri de bizimle ilişki kurmaya başladı. Zürih Belediyesi, genel olarak demokrat bir çizgide bilinen SP’nin (İsviçre Sosyal Demokrat Partisi) hâkim olduğu bir belediye; fakat Avrupa genelinde yükselen sağ popülist siyasetin baskısı ve merkez seçmenden oy kaybetme kaygısını onların da taşıdığı görülüyor. Sonuç olarak, sorunun muhatapları bu konuda kamuoyundan bir baskı ile karşılaşmadıkları için, 2024 oylamasındaki iki karşı oyun varlığıyla çıkan ret kararı bile olumlu bir işaret olarak değerlendirilebilir.
“Çalışıyoruz, vergi ödüyoruz, çocuklarımız burada okula gidiyor; o hâlde oy hakkımız olmalı” diyorsunuz. Bu talep sadece bireysel bir hak mı, yoksa göçmenlerin İsviçre toplumundaki “eşit yurttaşlık” konumuna dair bir dönüşüm talebi mi? Siz bu dönüşümü nasıl tanımlıyorsunuz?
Sinan Bakır: İsviçre, esasen Kanada, ABD ve Avustralya gibi bir göçmen ülkesi. Buna karşın, en sert göç ve vatandaşlık yasalarına sahip ülkelerden biri. Yaşlanan nüfusu ve iş piyasasında genç emek gücüne duyduğu yakıcı ihtiyaç ekonomisini zorlayacak bir noktadayken, bu ülkede yaşamaya başlayan göçmenlerle kurulan “lütfettik, sizi kabul ettik” tarzı oldukça üstenci bir siyaset izliyorlar. Aslında bizim emeğimize ihtiyaçları var; ancak mevcut refahtan payımıza düşen kırıntılarla idare etmemizi sağlamak için böyle bir siyasal dil üretiyorlar. Eşit vatandaşlık, bir ülkenin demokratik dönüşümünde belirleyici olmasa bile ileriye doğru atılmış önemli bir adımdır. Bizce ezilenlerin örgütlü gücünü oluşturmak ise toplumsal dönüşümün köşe taşlarını döşemektir.
Kampanyanızda birlikte hareket ettiğiniz başka politik gruplar var mı? İsviçre’li demokratik kurum ve bireylerle kampanya nezdinde ilişki düzeyiniz nedir?
Sinan Bakır: CountMeIn (BenideSay) tüm devrimci demokrat kurumlara açıktır; ancak önceki ortak mücadele deneyimlerinden farklı bir yol izlemeyi tercih ettik. Ne yazık ki son yıllarda demokrasi güçleri içinde sadece sosyal medyada varlık gösteren, sokak perspektifi zayıf kesimlerin çoğaldığını görüyoruz. Bu kesimler, benzer platformları kendi imzalarını görünür kılmak için bir fırsat olarak görüp, bileşenlerin enerjisini bitmek bilmez toplantılarla ve “kutsal ilkesel karşıtlıklar” üzerinden metin beğendirmeye zorlayarak tıkama eğilimi gösteriyor. Biz ise bu yapıların dışında durmayı tercih ediyoruz. Bu nedenle kurumları tek tek dolaşıp ortak mücadele hattı kurma çağrısı yapmak yerine, pratik eylem içinde kendi iç birlikteliğimizi güçlendirirken diğer kurumlara da davetimizi yineliyoruz. Hak ve özgürlükler mücadelesinde samimiyetine inandığımız kurumlarla bu yöntemle daha güçlü bir eylem birliği yaratabileceğimizi düşünüyoruz.
Kampanya sadece göçmenleri mi hedefliyor, yoksa İsviçre vatandaşları, yerel halk ve göçmen toplulukları arasında bir dayanışma ve ortak siyasal bilinç oluşturmak de hedefleriniz arasında mı?
Sinan Bakır: Kampanya, esasen tüm emek güçlerini ve ezilenleri kapsıyor. Yerel güçlerle güçlü ilişkiler geliştirmeden, bizim onların işlerini çaldığımızı söyleyen “ucuza çalışanlar” veya onların refahından pay kapmaya çalışan “bedavacılar” şeklindeki sağ politik söylemi kırmadan kapsamlı bir dönüşüm yaratmak da mümkün değil. İsviçre’de sadece son 5 yılda konut kiralarına, sağlık sigortası primlerine ve temel gıda ürünlerine yüzde 20–25 oranında zam yapılırken, çalışanların maaşları yalnızca yüzde 0,3–0,4 oranında yükseldi. Avrupa’da en uzun haftalık çalışma saatlerine sahip ülkelerden biriyiz. Halkın örgütsüzlüğü ise egemenleri daha da pervasızlaştırıyor. Yani esasen tüm emek kesimleri ortak bir mağduriyetle karşı karşıya.
Sizce göçmen kökenliler oy kullanabildikleri takdirde, demokrasi kültürü, yerel yönetim ve toplumsal katılım açısından ne gibi değişiklikler yaşanabilir?
Sinan Bakır: Mülteci düşmanı sağcı belediyeleri daha rahat izole edebiliriz. Toplam nüfusunun %50–60’ının göçmen olduğu şehirlerin dış sınırlarındaki, yoksulların yaşadığı sağcı ve ırkçı belediyeler pek çok göçmenin hayatını adeta kabusa çeviriyor. Bu nedenle pek çok göçmen, daha fazla hakka sahip olabilmek için şehir merkezindeki sol belediyelerin bulunduğu bölgelerde ikamet etmeye çalışıyor. Ancak bu durum, şehir merkezlerinin soylulaştırılması —yani yüksek kiralarla yoksulların bölgeden uzaklaştırılması— siyaseti nedeniyle neredeyse imkânsız hâle geliyor.
“Count Me In” kampanyası sadece Zürih / Winterthur gibi bölgelerle sınırlı mı kalacak, yoksa İsviçre geneline yayılacak bir harekete dönüştürmeyi hedefliyor musunuz?
Şimdilik zincirin en zayıf halkası olan ve ülke genelinde bir dönüşüme rüzgâr olabilecek en büyük şehir konumundaki Zürih merkezli ilerleyeceğiz. Giriştiğimiz mücadele uzun erimli ve hiç de kolay değil. Son 20 yılda sağ parti SVP’nin oy oranını yüzde 14’ten yüzde 29’a çıkardığı bir gerçeklikle karşı karşıyayız. Mücadelenin seyri de esasen onun rotasını belirleyecek.
İsviçre’de göçmenler için farklı oturum statüleri ve vatandaşlık için zorlu şartlar söz konusu. Bu durum oy hakkı talebinizde bir engel yaratıyor mu?
Sinan Bakır: Biz, esasen bu ayrımları dikkate almaksızın son bir yıldır yasal olarak ikamet eden ve 18 yaşını doldurmuş tüm göçmenlere oy hakkı talep ediyoruz. Farklı oturum statüleri, bir nevi post-modern kast sistemi niteliğinde ve tamamen İsviçre devletinin göçmenleri parçalamak için bilinçli olarak ürettiği bir siyaset. Aşağıda göreceğiniz izinleri mantıklı bir çerçevede ele almak mümkün değil:
* L-İzin (Permit L) — Kısa süreli oturum / geçici ikamet
* B-İzin (Permit B) — Belli süreli oturum / geçici ama sürekli ikamet
* C-İzin (Permit C) — Yerleşim / kalıcı oturum izni
* Ci-İzin (Permit Ci) — Uluslararası kuruluş çalışanlarının eş ve çocuklarına özel ikamet izni
* G-İzin (Permit G) — Sınır ötesi çalışanlar için (İsviçre’de çalışıp başka ülkede yaşayanlar)
* F-İzin (Permit F) — Geçici kabul edilen yabancılar (örneğin özel koruma durumları)
* N-İzin (Permit N) — İltica başvurusu yapanlar / sığınmacılar için geçici izin
* S-İzin (Permit S) — Koruma ihtiyacı olanlara verilen geçici koruma statüsü
Kampanyanızın ilerleyen aşamalarında ne gibi etkinlikler öngörüyorsunuz?
Sinan Bakır: Kampanya kendisini üç aşamada örgütlüyor:
1. Ajitasyon–Propaganda
2. Örgütlenme
3. Sonuç Alma
Şu anda bu aşamaların ilk adımındayız. Bu çerçevede basın açıklamaları, duvar gazeteleri ve sokak afişleri gibi faaliyetleri gerçekleştirdik. Bir süre daha bu tür eylemleri, yaratıcı biçimlerde ve geniş kesimlerin dikkatini çekecek şekilde sürdürmeyi planlıyoruz. Diğer aşamaların pratik örgütlenmesi ise inisiyatif bileşenlerinin kolektif iradesi doğrultusunda, demokratik ve katılımcı bir biçimde şekillenecek.
Son olarak Gazete Patika’nın Avrupa’da yaşayan takipçilerine vermek istediğiniz bir mesaj var mı?
Sinan Bakır: Gazete Patika’nın Avrupa’daki okurları, bizim de uzak olmadığımız bir çevreyi ifade ediyor. Politik kampanyalar ve hak mücadelesinin yerel ayağı uzun süredir Türkiye–Kürdistanlı politik kesimlerin gündeminin dışında. Böylesi bir mücadelenin, yaşadıkları ülkeye sırt dönmek olarak algılanması ise “sol komünizmin bir çocukluk hastalığı”ndan mustarip geniş bir kesimin varlığına işaret ediyor. Oysa sınırların olmadığı bir dünya görüşü açısından bu yaklaşım oldukça çelişkili.
Yaşadığımız ülkelerin emek ve demokrasi güçlerinin bir parçasıyız. Kendi ülkemizdeki mücadele deneyimlerimizi burada yok saymak, egemen sınıfların bizleri değersizleştirme siyasetinin farklı bir yansıması gibidir. Bunun değişmesi, kimi iç tıkanıklıkların aşılmasında da ileri doğru atılmış büyük bir adım olacaktır.
Çalışmalarınızda başarılar diliyorum.
Sinan Bakır: Biz de Gazete Patika emekçilerine çalışmalarında başarılar diliyoruz.
Yürütülen kampanya ile ilgili linkler:
https://www.facebook.com/share/v/1ABh1sbR6p
https://adhk.eu/detail/haberler/idhf-initiative-fur-das-wahlrecht-count-me-in
https://adhk.eu/detail/haberler/count-me-in-kampanyasi-devam-ediyor







