
Antep/Umut Polat
Korucak, Nizip ilçesine bağlı, Suriye sınır hattına yakın kırsal yerleşimlerden biri. Eski adı Zerdegom olan köy, coğrafi olarak Fırat havzasının etkisi altında; tarıma elverişli ancak tarih boyunca göç yollarının üzerinde kalmış bir bölgede yer alıyor.
Bu hat, antik çağlardan itibaren Mezopotamya ile Anadolu arasında bir geçiş güzergâhı oldu. Ticaret kervanları, ordular, inanç toplulukları ve göç eden halklar aynı topraklardan geçti. Bu nedenle coğrafyada sabit kalan tek şey, değişimin kendisi oldu.
Bugün ise Zerdegom’da değişim değil, terk edilmişlik hâkim. Köy tamamen boş. Evler yıkılmış, duvarlar yarılmış, taşlar yerinden oynamış durumda. Yerleşim, hâlâ akışı süren ancak bakımsız bırakılmış bir dere yatağı üzerine kurulmuş. Su akmaya devam ediyor; dere kenarındaki yapıların temelleri aşınmış, çevrede herhangi bir ıslah ya da koruma çalışmasına dair bir iz bulunmuyor. Doğa kendi döngüsünü sürdürürken, insan eliyle inşa edilen yapılar yavaş yavaş çözülüyor.
Köyün yukarısında taş bir minare ayakta duruyor. Çevresindeki yapı kullanılmıyor. Şerefe altındaki sarı, kırmızı ve yeşil renkli süslemeler güneşte solmuş olsa da hâlâ seçilebiliyor. Bu renkler yalnızca estetik bir tercih izlenimi vermiyor; görünür olmaktan çekinen bir hafızanın izlerini taşıyor gibi.
Biraz ileride kemerli taş bir yapı dikkat çekiyor. Önündeki tekerlekli bölüm ve taş işçiliği, bölgede bilinen bazı Ezidilere ait mimari örneklerle benzerlik gösteriyor. Kaya içine oyulmuş nişler, silindirik taş formlar ve duvarlardaki is izleri, yapının uzun süreli ve bilinçli bir kullanım gördüğünü düşündürüyor. Resmî kayıtlarda bu yapılara ilişkin bir arşiv ya da koruma statüsüne rastlanmıyor. Ancak taşın dili, geçmişin çok katmanlı yapısını açıkça ortaya koyuyor.
Zerdegom’un bulunduğu sınır hattı yalnızca tarihsel göçlere değil, modern dönemin zorunlu yer değiştirmelerine de tanıklık etti. 1980’li ve 1990’lı yıllarda bölgede yoğunlaşan faşist politikalar, birçok kırsal yerleşim gibi bu köyü de etkiledi. Turgut Özal dönemine atıfla aktarılan sözlü anlatımlarda, “evinizi taşıyın, yoksa biz yıkarız” cümlesi hafızalarda yer etmiş bir dönemin özeti olarak dile getiriliyor. Bu ifade resmî kayıtlarda yer almıyor; ancak göç etmek zorunda kalan ailelerin belleğinde bir kırılma anı olarak yaşamaya devam ediyor.
Bugün Zerdegom’da ne bir yaşam belirtisi ne de koruma iradesi var. Dere akıyor, minare ayakta, taş yapılar direniyor. Ancak köy, tarihsel ve inançsal mirasıyla birlikte sessizliğe terk edilmiş durumda.
Binlerce yıl boyunca gelip geçen halklara ev sahipliği yapan bu topraklarda, bir zamanlar göç yollarının üzerinde bulunan yerleşim şimdi kendi hafızasının gölgesinde bekliyor. Zerdegom’da zaman, yalnızca geçmişi değil; korunmayan bir mirası da yavaş yavaş örtüyor.









