
Mevcut iktidarın pansuman edilemez yaralar niteliğinde derinleşmiş olan ekonomik, siyasi kriz sarsıntılarıyla sallandığı artık gizlenemez bir gerçektir. Bunu, ‘‘saf siyaset erbapları‘‘ hariç, Erdoğan ve iktidarı dahil, burjuva düzen partileri ve siyasetle ilgili, ilgisiz herkes görmektedir. Tam da bundandır ki, Erdoğan, bir kez daha ‘‘reform‘‘ safsatasına sarıldı. Ekonomide, hukukta ve demokraside bir seferberlik başlatacaklarını ilan ederek, manipülasyon silahına sarıldı.
Hâlbuki ki, TTB ve AYM’ ye dönük gerçekleştirdiği ve gerçekleştirilmek üzere yaptığı düzenleme açıklamaları, Siyasi Partiler ve Seçim Yasasında düzenleme yapmaya dönük hazırlıklar, DİSK’in Genel Grev mesajı öncesi sendika, kıdem tazminatı, toplu sözleşme, çalışma yasası gibi yasalarda düzenleme öngören yasaların mecliste ele alınması daha mürekkebi kurumamış aktüel gündemleriydi. Acı reçetelerden söz etmesi, ülkenin kaderinin partisinin kaderiyle bir olduğu zırvası ise, bu ‘‘reform‘‘ safsatasına karşın sarf edilmiş gerçeklerin itirafıdır.
‘‘Reform‘‘ açıklaması, yalanı sadece Albayrak’ın istifasının perde arkasını gizlemeye dönük gündem saptırmayla sınırlı değildir. Elbette bu istifa ve arkasında yatan gerçeklerin tartışılması iktidarın geldiği durumu göstermekle birlikte, yaşadığı sorunları da deşifre etme açısından önem taşımaktadır. Fakat ‘‘reform‘‘ açıklamasının yapılmasında, istifanın ifşa edeceklerinden daha önemli nedenler vardır. Bu nedenler, istifanın da bir parçası olduğu iktidardaki çatlaklar ve iktidarın kitleler nezdinde tüm inandırıcılığını yitirerek kaybettiği destek ve batağına saplandığı ekonomik, siyasi krizler girdabından çıkamamanın çaresizliğidir. Ki, bu çaresizliğin ‘‘reform‘‘ safsatasında umar aramasından başka bir şey değildir yaşanan çırpınış.
Açıkçası, damat bakanın istifası ve yapılan yeni atamalarla birlikte, göz boyamaya dönük bu rötuşları özü iktidarın ömrünü uzatmaya dönük düzenlemelerdir. Bunları ‘‘reform‘‘ demagojisiyle pazarlayıp satıcı bulursa iktidarda kalmanın direncini arttırır hesabındadır. Yani, iktidar tünelinin son ucu görünmeye başlamışken, ‘‘ya tutarsa ‘‘ hesabıyla iktidarda kalmanın direncidir ‘‘reform‘‘ yalanıyla sergilenen.
‘‘Reform‘‘ vaadi manipülasyon için etkili bir silahken, ‘‘reform‘‘la süslenen gerçeğin ise, iktidarı ayakta tutup sürdürmeye dönük yasal düzenlemeler olduğu aşikardır ki, bu pek yakında görülecektir. Siyasi partiler ve seçim yasası ve Anayasa Mahkemesinin dizayn edilmesi, Barolar sisteminde kendi barosunu yaratma hamlesinin devamı olarak ‘‘Hukukta reform ve demokrasi reformu‘‘ olarak pazarlanıp sunulacaktır. Ki, seçim sistemi gibi öngörülen diğer düzenlemelerle birlikte, hedeflenen erken seçimlerde kimi yeni partileri ekarte edip seçim ve ittifaktaki varlıklarını anlamsızlaştırma ve ittifakta oynayacakları rolü sıfırlama olmasa bile etkisiz hale getirme hedefi gerçekleştirilmeye çalışılacaktır.
Reformların en ileri niteliği bu olacaktır. Yabancısı değil, kesin tanığıyız ki, ‘‘demokrasi‘‘ vaadiyle hunharca katliamlar, işgal ve ilhaklar gerçekleştirmiş, işkenceler ve faşizm uygulanıp bunlar saklanmaya çalışılmıştır. Demokrasi dedikleri yerde faşizmin boy göstereceği, reform dedikleri yerde katı baskıların filizlenip koyu gerici diktatörlüklerin hüküm süreceği defalarca tecrübe edilmiştir. Burjuva siyaset ve vaatlerinden halklar yararına, demokrasi ve özgürlükler temelinde bir beklentinin ahmaklık olacağı açıkken, iktidar pastasını kaybetmekle yüz yüze olan burjuvazinin her türlü hile, entrika ve komplodan sakınmayacağı, her türlü demagoji ve manipülasyon silahına sarılacağı da bilinen ve unutulmaması gereken gerçektir.
Erdoğan ve iktidarı bu burjuva siyaset ve ahlakın iyi bir temsili olduğu kadar, 18 yıllık iktidar döneminde yaptıklarıyla da bundan sonra yapacaklarını yeterince açıklamaktadır. Hrant Dink ve Tahir Elçi katliamları, Roboski katliamı, Sur, Cizre, Varto kıyımları, Batı Kürdistan işgalci saldırganlığı, millet vekilleri ve belediye başkanlarının tutuklanması, seçilmişleri alıp atanmışlarla yöneten sivil darbeciliği, gazeteci, yazar, aydın tutuklanmaları, demokratik kurum ve devrimci mücadele güçlerine dönük saldırı ve katliamları ve daha sayamadığımız yüzlerce barbarlık Erdoğan ve iktidarının geçmiş sicili olduğu gibi, devam eden karakteridir de.
Her şeyi şahsi çıkar ve iktidarına hasreden tekçi, ırkçı, faşist sulta ve yeni Osmanlıcılık rüyasıyla sultanlığa öykünen yobaz zihniyetiyle Erdoğan ve komuta ettiği iktidarın, hiç bir ‘‘reformu‘‘, hiç bir vaadi ve vaat ettiği hiç bir gelecek zerre kadar hukuk ve demokrasi barındırmaz.
Erdoğan ve şürekâsı dahil mevcut iktidar güruhu sonbaharını yaşamakta, kışın keskin soğuklarına maruz kalma tehdidi altında titremektedir. Lakin, proleter devrimciler açısından mesele burada bitmiyor. Erdoğan gürühunu iktidardan indirerek elde edilecek kazanımın, burjuva sınıflar sistemine son vermek üzere proleter devrime ya da bu devrim mücadelesinin geliştirilmesine basamak edilmesi perspektifiyle hareket edilmesi gerekmektedir. Proleter devrimci siyaset ve mücadele burada olanaklarını seferber ederek devrim doğrultusunda yürümek, her türden burjuva alternatifi hedef almak durumundadır.
Proleter devrimci siyaset daima mücadeleyi, ilerlemeyi, güveni, kararlılığı ve geleceği işaret eder
Devrimci siyaset ilkelidir, gerçeklere gözünü kapamaz, bilakis (lehte-aleyhte) gerçekleri görerek objektif olmayı benimser. Gerici gerçeğin değiştirilmesini ve devrimci rolünün icrasını böyle olanaklı görür. Objektif davranmak onun bilimsel yapısından kaynaklanan genel tutumudur. Bu tutumla, en kötü ihtimali hesaplayarak hareket eder ama umut verici olmayı ihmal etmez. Pesimist karamsarlık yerine, iyimserliği geliştirmeyi amaç edinir. Dahası, düşmanı taktik bakımdan değil ama stratejik bakımdan küçümser. Kitlelerin mücadele direncini, moral, motivasyonunu ve kendine güvenini zayıflatan en küçük bir eğilime düşmeyeceği gibi, burjuvazinin ya da somut her hangi bir iktidarının güçlü ve yenilmez olduğunu asla propaganda etmez.
Proleter devrimci siyaset daima mücadeleyi, ilerlemeyi, güveni, kararlılığı ve geleceği işaret eder. Devrimi öğütlediği gibi, devrime dönük somut başarı ve kazanımları ilerletip geliştirmeyi küçümsemeden önemser. Stratejik doğrultuda olduğu gibi, burjuvaziye karşı verilen tek tek mücadelelerde de devrimci iyimserliği işaret ederek mücadele eğilimini besler, geliştirir. Tek tek mücadelelerde parça koparmayı stratejik yönelimine uygun gelişme olarak benimser.
Burjuvazinin iç çelişki ve çatlaklarından yararlanır, bunları derinleştirmeyi hedefler. Burjuva kliklerin iktidar pastasına dönük aralarında yaşadıkları çelişki ve dalaşın keskinleştiği dönemlerde bu hedefine dönük çabayı daha da yoğunlaştırır. Burjuva kliklerin çatlaklar yaşayarak zayıflamasını devrim yararına bir gelişme olarak değerlendirir. Burjuva faşist düzen partilerini alternatif göstermeden kitleler içinde hepsinin siyasal teşhirini yürütür. Somut teşhir ve mücadelesini baş düşman durumundaki iktidar kliği üzerinde yoğunlaştırır. Burjuva klikler şahsında kazanılmış her başarıyı devrim cephesinin gelişmesi, kazanımı olarak atfeder.
Toplumsal kitlelerin muhalefet ve tepkisi iktidara karşı birikmiş, bilenmiştir. Nesnel durum devrimci gelişmelere elverişlidir. Kitlelerin bu öfkesinin burjuva muhalefet kanallarına akarak düzen içinde boğulmaması ve dolayısıyla nesnel olarak uygun olan devrimci şartların devrim lehine değerlendirilmesi için devrimci siyasetin etkin ajitasyon-propaganda ile kitle çalışması yürütüp bilumum burjuva siyaset türevlerini teşhir etmesi elzemdir.
Burjuva düzen partilerinin muhalefeti başta olmak üzere, ‘‘parmağın işaret ettiği yere değil, parmağa bakan‘‘ burjuva liberal/liberal burjuva muhalefet Erdoğan karşıtlığından ileri geçmez, geçemez. Geri bırakılmış toplumsal kitleler kendiliğinden bilinçli devrimci değişimi üstlenemez. Kitleler örgütsüz ve öncüsüz olarak devrimi formüle edemez. Ama kitleler devrimcidir. Sorun kitlelerde değil, onun öncü güçlerindedir. Kitlelerin burjuva partilerinin peşinden sürüklenmesi devrimci öncülerin sorunudur. CHP veya yeni kurulan partiler, Erdoğan/AKP güruhuna karşı kitlelerin adresi olmaktadır. Ancak bunların kitlelere vereceği bir şey yoktur. Kendi burjuva iktidarlarına manivela etmekten başka.
Reel tablo, maçın burjuva klikler arasında oynanacağına işaret etmektedir
Sistemle mücadele değil de, hükümetlerle, kişilerle mücadele etmekle sığ ve meşgul olan ‘‘devrimci‘‘ siyaset tarzı da toplumsal devrimi gerçekleştirmekten fersah fersah uzaktır. Buradan devrimin çıkacağı gibi bir beklentimiz olamadığı kadar, devrimci gelişmeler için bu muhalefete bel bağlayamayacağımız da açık ve kesindir.
Reel tablo, maçın burjuva klikler arasında oynanacağına işaret etmektedir. Fakat, devrimci patlamalar her zaman öngörülebilir değildir. Beklenmedik anda kitlesel patlamalarla devrimci şartların gündeme gelmesi mümkündür. İşte, her şeye karşın devrimci siyaset ve mücadele güçlerinin her an devrimci gelişmelere hazır olmasının zorunluluğu buradan ileri gelir. Ve bu, sübjektif bir hayal ya da beklenti değil, tamamen mümkün olan sınıf mücadeleleri gerçeğidir. Birikmiş enerjinin nerede kontak yapacağı, sıkışmış gazın ne zaman patlayacağı belli olmaz. Öfkelenmiş kitlelerin zincirlerini kırması kadar, zincirlerini kıran bu selin nasıl akacağı her zaman öngörülemez. Tıpkı Gezi Ayaklanmasında olduğu gibi. Ama bir şey öngörülebilirdir, şayet devrimci öncüler sınıflar mücadelesinin muhtemel sürprizlerine hazır değilse, kitle selinin burjuva araziye yayılarak kaybolması kaçınılmazdır.
Devrimci siyaset veya güçlerin hazır olması gereken, sadece devrimci gelişmelerin yaratacağı fırsatlar açısından değil, iktidar imtiyazını yitirmekte olan faşist iktidar kliğinin azgın saldırılarına karşı hazırlıktır da. Erdoğan güruhunun içinde bulunduğu iktidar saplantısı, iktidar imtiyazını kaybetme olasılığı karşısında sıra dışı şuursuz saldırganlıklara başvurmasını mümkün göstermektedir. Her şeye karşın iktidarda kalmak için başvurulan entrikalar ve gösterilen direnç bunun işaretidir ki, bu oyunlar tutmadığında kanlı dişlerini göstermekten çekinmeyecektir. Bunu yapmanın güç ve olanaklarına sahip olduğu gibi, hazırlıklarından da söz edilebilir.
Kayıp silahlar, özel askeri birimler vb. vs. iktidar çatışmasına dönük örgütlenmeler, hazırlıklar olabilir. Ancak, bizzat iktidarın bunları yansıtması, toplumu korkutmaya dönük bilinçli yapılan şantajlar olduğunu da gündeme getirir. Ki, kitle desteğini yitirmiş, içerde dışarda sermaye çevreleri gücünden yoksun kalmış, uluslararası alandaki desteğini kaybetmiş ve tüm bu güçlerin kendisine karşıt pozisyonuna rağmen bir silahlı kalkışmaya girmeyi göze alması oldukça zor olmakla birlikte, her şeye karşın silahlı bir çatışmaya başvurması, yaklaşmakta olan sonda idamını onaylaması anlamına gelir ki, bunu yapmayacağı söylenebilir.
Dolayısıyla, kitleleri korkutup sindirmek için başvurduğu veya çeşitli biçimlerde bilinçli olarak yayıp muhalefet üzerinde basınç oluşturmak için kullandığı, kısacası iktidarını korumak için başvurduğu ‘‘iç savaş‘‘ çıkarma söylencesinin bir şantaj olduğu esasta doğrudur. Cumhurbaşkanlığı yaverlerinin durumu ve tüm ortaklarıyla yaşadığı süreçler Erdoğan’ın kendisinden başka kimseye güvenemeyeceğini açıklar ki, bu yalnızlıkla bir iç savaşa, bir silahlı çatışmaya kalkışması asla mümkün olmaz.
Devrim cephesinin iktidar olmasa bile, devrim mücadelesini büyük kazanımlarla geliştirme olanağı vardır
Bütün gelişmeler Erdoğan sultasının miadını doldurduğuna işaret etmektedir. Bir geçis süreci adeta yaşanmaktadır. Şayet sürpriz bir devrimci patlama yaşanmazsa, iktidar geçişinin burjuva klikler arasında cereyan edeceği görülmektedir. Yani, şimdi kimin kaybedeceğinden ziyade, kimin kazanacağıyla ilgilenmenin zamanıdır. Devrim cephesinin iktidar olmasa bile, devrim mücadelesini büyük kazanımlarla geliştirme olanağı vardır. Bunun için devrimci siyaset ve mücadele güçleri tarihi bir sınavın eşiğindedir.
Devrimci cephenin tüm güçleriyle devrimin ortak mücadele sahasına çıkmasıyla büyük dönüşümler sağlamak mümkündür. Şimdi değilse, yarın devrime yürünebilir, yarının devrimine ışık tutulabilir. Kitlelere güvenmek esas, devrimi göğüsleyecek bilinçli örgüt ve kuvvet şarttır.









