Connect with us

Editörün Seçtikleri

Devrimci Harekette Yaşanan Tıkanmanın Dayattığı Tartışma Soruna Çözüm Üretmektir…

Ya bu süreci atlatmak için bu sürece uygun siyaset ve taktiklere baş vurarak devrimci mücadeleyi kesintisiz biçimde sahneleyerek gelişmiş olan tasfiyeci karamsarlığın derinleşmesinin önüne geçeceğiz ya da tıkanma halini kabullenip köşemize çekilerek ve hamaset yapma siyasetiyle tasfiyeci sürece karşı özünde bir şey yapmayarak onu seyretmekle yetineceğiz! Devrimcilik “iyi bir seyirci olmaktansa kötü bir boksör olmayı yeğler…”

Genel prensip olarak ‘’sorun’’ olan her yerde, tamamlayıcı unsur olarak ‘’çözüm’’ de mutlaka orada vardır; en azından çözüm arayışı aktüel bir tartışma konusu olmaya devam eder. Bu, insanın gerçeği değiştirme iradesinden önce, diyalektiğin temel yasası olan Zıtların Birliği yasasının gereğidir. Tüm tartışmalara rağmen çözüm üretilemiyor ve aksine sorun derinleşerek devam ediyorsa orada kriz kaçınılmazdır. Fakat ‘’çözüm’’ henüz bulunamamış olsa da çözüm perspektifli müdahaleci/mücadeleci insan iradesinin kararlı varlığı, ‘’çözüm’’ ile ‘’kriz’’ sonuçlarından hangisinin galebe çalacağını ‘’çözüm’’ lehine tayin eden unsur olarak belirleyicidir. Buna karşın unutmamak gerekir ki, tedavi edilmeyen hasta kendiliğinden iyileşmez, durdurulamayan kanamanın nihai akıbeti ise ölümdür…

Devrimciliğin teorik ve pratik olmak üzere iki ana nitel kulvarda temsil edildiğini ya da iki ana yelpazede biçimlendiğini söylemek yanlış olmaz. Yani, devrimciliğin vücut bulduğu icra alanı teori-pratik/düşünce-eylem düzlemleridir. Devrimcilik, teorik ve pratik perspektifler toplamında tamama ulaşır. Birinden birinin noksanlığı devrimciliği esastan darbeler. Teorik perspektif açısından devrimcilik, esasta ideolojik kırılma, tahrifat ve nihayetinde ‘’renk’’ değişimiyle sakatlanırken; pratik perspektif açısından devrimcilik ise, devrimci teorinin pratiğe dökülmemesi ve devrimci pratiğin sergilenmemesi/sergilenememesi ile sakatlanır. Bu sakatlanmalardan teorik olanı temel soruna işaret eder. Öyle ki, ideolojik-teorik rotada yaşanacak temel sapma pratik soruna dönük tartışmayı anlamsız kılarak yeni mecralar açar… Pratik sakatlanma ise görecelidir; teorik perspektife bağlı pratik sakatlanma durumunda sorun ciddi ama teorik perspektife bağlı olmayan pratik sakatlanma durumu giderilebilir niteliktedir. Zira pratik, bir dizi şartla birlikte, güçle de alakalı bir sorundur. Kimi örgütsel şartlarda pratik zayıflayabilir. Lakin bu, devrimcilikten kopuş anlamına gelmez, şartlara endeksli yaşanan durumdur. Dolayısıyla belli şartlar hasıl olduğunda sorun aşılmış, pratik devreye girmiş olur…

Devrimciliğin İki Ayağından Biri Aksadığında Diğeri de Sarsılır

Devrimci hareketin içinden geçtiği bugünkü sorunlu durumun daha çok genel ve özel şartların aleyhte olmasından ibaret olup, geçici nitelik taşıdığını söylemek mümkün. Ancak hiçbir sorun tek yanlı değil, bilakis her iki özelliği de içinde barındıran yapıda çok yanlıdır. Zira, devrimciliğin iki ana ögesi devrimciliği tamamlar. Bunlardan birinde problemin olması, diğerini de etkiler, zamanla sorunu başkalaştırır. Tıpkı, antagonist olmayan çelişkilerin doğru ele alınamayıp çözülemediklerinde antagonist çelişkilere dönüşmeleri gerçekliğindeki gibi… Ancak biz iyimser açıdan bakmayı yeğ tutuyoruz. Görece bir kriz durumu elbette inkâr edilemez fakat bu durumun aşılması ve çözümün üretilmesi tamamen mümkündür; bunun iradi dinamiği de nesnel şartları da esasta vardır…

Devrimci hareket olarak durumumuzu masaya yatırarak açıklamakta yarar var ki, devrimci çözüm ancak soruna objektif yaklaşım ve gerçeği açığa çıkarma tavrıyla mümkündür. Tartışmadan ve gerçeği görmekten kaçamayız. Kaçmak çözüm değil, çözümsüzlüktür ve müzmin çözümsüzlüğün varacağı durak krizdir…

Hemen söyleyelim ki, durumu tespit etmek gereklidir ama bu işin sadece bir kısmıdır. İşin ikinci ve esas kısmı tespit edilen durumun aşılmasına dönük çözüm siyasetinin geliştirilmesidir. Çözüm üretmek her durumda kolay olmaz ama her sorunun mutlaka bir çözümü vardır. Mesele bunun isabetli olarak tespit edilmesidir. Ki bunun ilk ve zorunlu aşaması durum ya da sorunun objektif olarak açıklanıp gerçeğe uygun tespit edilmesidir…

***

Parça devrimci hareketleri arasında önemli nüanslar olmakla birlikte, dünya devrimci hareketinin genel bir durağanlık, zayıflık ve güç/kan kaybı içinde olduğunu söylemek mümkün. Örgütsel-siyasi güç durumu açısından pozitif manada bazı istisnalar olsa da mücadele ve devrimin gelişmesi bakımından ortak bir sorunun yaşandığı ve dinamik parçalar açısından da dinamizmin kaybedildiği bir realite. Tabi toparlanıp ileri çıkma iradesiyle durağanlığa meyletme halinin bir arada geliştiğini de teslim etmek gerekir. Yani, uzun süren sessizlik ve durağanlığın aşılması için ciddi arayış/çabaların olduğu, hatta kimi gelişmelerin yaşandığı da inkâr edilemez. Avrupa dahil dünyanın birçok ülkesinde büyük kitlesel hareketler adeta devrimler dalgasına işaret etmektedir. Maoist Halk Savaşları bu dalganın bir parçasıyken, buralarda alınan askeri darbeler ve yaşanan sapmalar bir rastlantı değildir. Emperyalist barbarlık yerli gericilikleri destekleyerek buralarda gelişen devrimleri (bazen askeri alandaki darbelerle başlayarak, bazen de askeri darbeleri takip eden ideolojik-teorik kaoslara sürükleyerek) bir biçimiyle darbeleyip geriletmektedir. (Peru’dan, Nepal, Filipinler ve Hindistan’a kadar olduğu gibi…) Bu durum enternasyonal hareketin örgütlenmesinin önemini bir kez daha açığa çıkarmaktadır. Elbette özellikle bölgesel ölçekte olmak kaydıyla, anti-emperyalist, anti-faşist uluslararası mücadele örgütlerinin oluşması da bu sürecin diğer ihtiyacıdır… Emperyalist paylaşım savaşı tartışmalarını sıcak tutan mevcut süreç, somutta cereyan eden emperyalist saldırganlık ve savaşlar tehdidiyle birlikte ilgili enternasyonalist örgütlenmelerin yaratılmasını acil ve hayati bir sorun olarak öne çıkarmaktadır…

Filistin Davasını Bağımsız ve Devrimci-Demokratik Güçlerle Sahiplenmeliyiz

Tam da burada parantez açarak bir noktaya dikkat çekmekte fayda var ki, anti-emperyalist mücadeleler vb. vs. vesilesiyle Hamas ve bilhassa ‘’aksa tufanı’’ denilen ve sivillere de dönük gerçekleştirilen barbar saldırının desteklenerek sahiplenilmesi gibi bir tutuma düşülmektedir. Filistin sorunu vesilesiyle İslamo-faşist ve ırkçı faşist güçlerle ortak eylemler vb. gerçekleştirilmektedir. İroniktir, ‘’reformist-revizyonist, sosyal-faşist’’ ve hatta ‘’ayrılan guruplarla’’ aynı platform ve etkinliklerde yer almayan devrimci parti-örgütler, bugün faşistlerle aynı eylem-etkinlik ve protestolarda buluşmaktan, ortak protesto etkinliklerinde bulunmakta beis görmemektedir!… Neyi ve kimi protesto edecek ve /veya sahipleneceksek yapalım ama faşistlerle ortak eylemlerde değil; bağımsız ve devrimci demokratik güçlerle birlikte gerçekleştireceğimiz bağımsız eylemlerle Filistin davasını sahiplenmeli, emperyalist ve Siyonist güçleri protesto etmeliyiz…

Daha fazla dağıtmadan konuya dönersek, yaşanan sürecin dolu dizgin bir tasfiyeciliğe denk geldiği aşikardır. Özetlemeye çalıştığımız dünya devrimci hareketi ve protesto ve etkinliklerde resmolan ironik durumlar ve daha fazlası son tahlilde tasfiyeci baskının devrimci güçleri iterek gerilettiği varılmış şimdiki sonuçlardır. Ama gelişen devrimci kitle hareketleri ve sınırlı devrimci güçlerle gösterilen devrimci direnç, tabi ki ortaya konulan (konulduğu kadarıyla) mücadele ısrarı ve devrimci irade, tasfiyeciliğe inat gelişen madalyonun diğer yüzündeki gerçektir. Özcesi, tasfiyecilik bir taraftan derinleşip ilerlerken, diğer taraftan karşıtı olan devrimci dinamiğin harekete geçerek ilerlemesine de vesile olmaktadır. Çatışmalı her süreç karşıtların birbirini yok etme ve aynı anda birbirini güçlendirme rolüne şahitlik yapmaktadır…

Tasfiyeciliğin egemen olduğu koşullarda kendiliğinden gelişen devrimci kitle hareketinin gelişim seyriyle oluşan denklem Türkiye-Kuzey Kürdistan’da da geçerlidir, kısmen de olsa paralellik taşır. Fakat Türkiye-Kuzey Kürdistan’da tasfiyeciliğin egemenliği daha belirgin ve baskındır. Mevcut durumda pratikleşmiş sonuçları itibarıyla da adı geçen siyasi coğrafyamızda tasfiyeci tahribat, deformasyon ve erozyon daha ağırdır. Değerlerde yaşanan oynama, aşınma, yabancılaşma ve nitelik sorunu meselenin ciddiyetini ortaya koymaktadır. Bunun sebepleri elbette vardır.

Bunları kısaca ifade edecek olursak; Ülke devrimci hareketinin veya nitel devrimci hareketi temsil eden devrimci parti ve örgütlerin, ideolojik-siyasi-örgütsel nitelikte dayandığı siyasi doku, silahlı mücadele, devrimci savaş ve eylemci militanlıktır argümanlarıdır. Tüm mücadele motivasyonu, devrimci görev ve sorumluluk bilinci ve pratiğini belirleyen bu argümanlardı. Devrim ve mücadele bu çizgide gelişip ilerleyecekti; mesele bu kadar net ve anlaşılırdı. Fakat yaşanan tarihsel ve siyasi gelişmeler ülke devrimci hareketinin önüne adeta bir sürpriz gibi yeni şeyler koydu. Burjuvazinin teknolojik savaş yeteneğiyle sergilediği veya elde ettiği geçici-taktik üstünlük, devrimci hareketin ezberlerini bozarcasına, onun dayandığı silahlı mücadele, silahlı militan eylem, devrimci savaş gibi öz edindiği temel argümanları pratikleştirmede tıkanmayla yüzleştirip sarsıntı yaşamasına yol açtı. Kısacası, devrimci hareket bu yeni durum karşısında, ‘’elinden silah alınmış gerilla komutanı’’ gibi, kendisini büyük bir boşluğun içinde buldu. Bocaladı ve bunu aşamadığı için de bocalaması derinleşti. İşte bu erozyonun derinleşip devrimci krize çalması en özlü ifadeyle bu sebepler üzerine oturur…

Mücadelenin tek stratejiyle, belirlenmiş sabit taktiklerle sürgit devam edemeyeceği ve sahip metotlara indirgenemeyeceği kavranarak öğrenilmek durumundadır. Devrim aslolandır, onun hangi yol-yöntemle gerçekleştirileceği tamamen somut sorundur. Şartları ve koşulları dikkate almayan yaklaşım devrimi örgütleyip geliştiremez. Strateji ve taktiğin değiştirilmesinin gerekeceği unutulmamalıdır. Devrim son tahlilde silahlı devrimci zorla gerçekleştirilecek, bu bir ilke sorunudur. Fakat devrim, baştan sona kadar tek strateji ve taktikle geliştirilemez, her şart ve durumda yalnızca ve yalnızca devrimci savaş yoluyla örgütlenemez. Son tahlilde silahlı devrimci zorla gerçekleştirilir ama o ana gelene kadar defalarca strateji ve taktikler değiştirir/değiştirebilir, değiştirmek zorunda kalır/kalabilir…

Devrimde Yeni Stratejilere İhtiyaç ve Mevcut Kriz

Devrim her zaman ezberlenmiş teori ve pratiklerle gerçekleştirilemez, bazen öngörülmeyen ve değişken metotlar gerekir, geçerli hale gelir. Bilinen tek yöntem veya biçimle bütün bir devrim süreci karşılanamaz. Bazen geriye çekilmek, bazen ileriye çıkmak gerekli olduğu gibi, bazen doğrudan savaşla ve bazen de savaş dışı biçimler kullanılarak son savaşa yürünür… Buna hazırlıklı olmayan devrimci hareket yaşanan gelişme ve yeni şartlar/durum karşısında resmen apışıp kalarak bocaladı, hala da bu durumdan çıkamadı esasta. Devrimci krizin arka planında yatan bir gerçek kesinlikle budur. Çünkü, en keskin devrimci savaş savunucuları ve uygulayıcıları, en belirgin silahlı mücadele ve eylem savunucu ve uygulayıcıları bugün o savaşı yürütememektedir! Bu onların hatasından veya savaştan sakınmalarından dolayı değil, burjuvazinin teknolojik savaş mekaniğiyle dayattığı gerçek bir sonuçtur.

Devrimci hareket, gerek genel devrimci normlar karşısındaki mevcut pratik pozisyonuyla ve gerekse de ülke şartlarına özgün spesifiklerle biçimlenen devrimciliğin nitel özelliklerini büyük oranda gerçekleştirememe durumuyla ve sorunun müzmin hal almasıyla devrimci krizin tam göbeğindedir. Yukarıda işaret ettiğimiz şartlar devrimci hareketin karşı karşıya kaldığı ve ama illa da aşması gereken aleyhte bir tablodur. Özellikle Kürt Ulusal Hareketi’nin bugün çok daha köklü ve derin bir savrulmayla içine girdiği süreç de hem tasfiyeci süreci derinleştirme ve hem de devrimci hareketin karşı karşıya olduğu aşır negatif şartları daha da ağırlaştıran bir süreç olarak işlev görmektedir.

İçinden geçilen sürece uygun ve bu geçici/taktik sürece özgü taktiksel siyaset olma kaydıyla yeni bir siyaset yöneliminin benimsenmesi doğru olacaktır. Şartları yeniden yaratıp hazırlamak ve uygun hale getirmek için illegal/legal tarzları içeren uzun bir örgütlenme ve mücadele pratiğiyle örgütsel güçleri geliştirip biriktirmek, kitleler içinde örgütlenerek kitleselleşme, devrimci niteliği geliştirmeye dönük bir dizi genel-özel-özgün çalışma ve faaliyetler geliştirmek, güçleri eğitip korumak, kurumsallaşmaları yaygınlaştırmak, devrimci safları disipline ederek sağlamlaştırmak, gerçekleştirilmesi mümkün olan pratik mücadele ve etkinliklerde bulunmak, yani devrimci mücadelenin yükseltilmesine hizmet edecek ve onu hazırlayacak bir örgütlenme ve mücadele çizgisini hayata geçirmek en rasyonel tutumdur… Devrimci ihtiyaç olan ve yürütülebilen tüm devrimci görev ve çalışmaları esnetip gevşetmeden, bilakis sımsıkı sarılarak ve bedeller göze alma kararlılığıyla gerçekleştirmek şarttır…

Ya bu süreci atlatmak için bu sürece uygun siyaset ve taktiklere baş vurarak devrimci mücadeleyi kesintisiz biçimde sahneleyerek gelişmiş olan tasfiyeci karamsarlığın derinleşmesinin önüne geçeceğiz ya da tıkanma halini kabullenip köşemize çekilerek ve hamaset yapma siyasetiyle tasfiyeci sürece karşı özünde bir şey yapmayarak onu seyretmekle yetineceğiz! Devrimcilik “iyi bir seyirci olmaktansa kötü bir boksör olmayı yeğler…”

Bu yazı Halkın Günlüğü Gazetesi‘nin Kasım-2025 tarihli 54. sayısında yayımlanmıştır.



Aralık 2025
PSÇPCCP
1234567
891011121314
15161718192021
22232425262728
293031 

More in Editörün Seçtikleri