
Devrim yapmak sadece siyasi bir görev değil, toplumlar tarihinin ilerlemesi için gerçekleştirilmesi gereken tarihsel bir zorunluluktur. Salt proletaryanın iktidarı/egemenliği ve emekçi sınıfların kurtuluşu açısından değil, nihai olarak tüm insanlığın sömürü ve eşitsizliklerden kurtuluşu açısından yadsınamaz bir ihtiyaçtır. Sınıflar mücadelesini reddeden ve tarihin sonunu ilan eden tahrifatçı burjuva demagoji ve çarpıtmalara karşın, uzlaşmaz sınıf çelişkilerinin ürünü olan devrimci sınıf mücadelesi tarihe damgasını vurarak onu yazmaya devam edecektir. Bitti denildiği yerde bile mücadele istisnasız olarak vardır. Sınıf savaşları yoluyla tüm sınıfların sonuçlarıyla birlikte ortadan kalktığı o büyük evreye kadar mücadele esas, devrim zorunludur.
Devrimin mekaniği, gerici egemen sınıfları alaşağı eden siyasi iktidar perspektifli bir alt-üst oluş hareketi olarak mücadeledir. Devrim ile mücadele doğrudan bağlaşık ve iççice bir süreçtir. Mücadelenin karakteri sınıflar arası uzlaşmaz çelişkiden beslenen köklü düşmanlıkla orantılı, siyasi iktidar sorunuyla koşullu, zor ve şiddet eylemiyle özdeştir. Devrim odaklı mücadelenin kazanımı olarak devrim, yalnızca devrimci insanın aklı ve eylemiyle yani teori ve pratiğinin uyumluluğuyla mümkündür.
İnsanların sınıflara bölünmesinden itibaren her insan istisnasız olarak bir sınıfa mensuptur. Sömürü ve baskıdan özgürleşmeye zorunlu kılınmış insan cenahının devrimci rolü, belirli şart ve ilkelere göre biçimlenen spesifik araç, biçim ve yöntemler aracılığıyla sergilenir. Öyleyse insanın eylemi ve tüm etkinliği de sınıfsaldır, sınıf damgası taşır. Devrimci insan vurgusu bu gerçeğin ihtiyacı ve ifadesidir. Bu insanın başvuracağı yöntemler, kullanacağı araç ve biçimler de sınıf niteliğine uygun biçimlenir. Ve bu nitelik rasyonel olarak sınıf örgütlenmesine yol açar, örgütü zorunlu bir ihtiyaç haline getirir. Ki devrimci insan siyasi anlamda örgütlü bir insandır ve o örgütle hedefini tanımlar. Özcesi, devrimci sınıf mensubu insanın tarihsel eyleminde kullanacağı en baş, en öncelikli ve olmazsa olmaz silah sınıf örgütünden başkası değildir.
Örgüt Olmadan Siyasi Mücadele, Siyasi İktidar Hedeflenmeden De Devrime Ulaşılmaz
Devrimci insan, örgütten mücadeleye mücadeleden devrime kadar her şeyin temel ögesi, tayin edici unsurudur. Devrimci sınıf örgütünün pratik varlığı, sınıf mücadelesinin güçlü temsili ve sınıf devriminin başarısı için, nitel ve nicel bakımdan yeterli ölçüde devrimci insan unsuruna, devrimci kadro ve aktiviste gereksinim vardır. Devrimci insan (gerekli/yeterli kadro ve aktivist) olmadan ne örgüt var olur ne mücadele sürdürülebilir ne de devrim başarılabilir. Zira devrimde tayin edici rolü oynayan İnsanın bilinçli dinamik rolüdür
Fakat, Türkiye ve K. Kürdistan gerçekliğinde örgüt, mücadele ve devrimin bu yaratıcı yetenekler, somut gereksinim ve görevler bakımından büyük sorunlarla karşı karşıya olduğu aşikardır. Geçiciliğe koşullu gerçeklik buyken, bu realitenin aşılması çelişki/gelişme yasasından beslenen devrimci irade ve müdahalenin eseri olarak kaçınılmaz, stratejik bakımdan önlenemez bir gelişme eğilimi olarak mutlaktır. Dahası, açlık, yoksulluk ve faşist baskılara paralel olarak derinleşen diri toplumsal hoşnutsuzluk; geniş emekçi kitlelerin büyüyerek daha da duyulur olan homurtusu, toplumsal hareket ve mücadele dinamiklerinin tecrübeler edinmesi toplumsal patlamaları olanaklı kılan diri bir sürecin yaşanacağına işaret etmektedir. Ki toplumsal patlamalar mevcut siyasi şartlarda devrime çıkmasa da devrimi yakınlaştıran büyük birikimler olarak son derece önemlidir. Başarısızlık ve yenilgiyle de sonuçlansa her devrimci kalkışma ezilen kitlelerin zihinsel dünyasında yarattığı dönüşüm nedeniyle başlı-başına bir kazanım, tecrübe ve ileri sıçrayıştır…
Unutmamak gerekir ki geriyle ileri, karanlıkla aydınlık birbirine uzak değil, bilakis bitişiktir; aynı anda aynı yerde birlikte bulunurlar. Devrimin sübjektif güçleri hazır olmasa da ülkemizde devrimin nesnel şartları fazlasıyla vardır. Bu bakımdan nesnel koşulların öznel şartları etkileyerek, tetikleyerek ve bazen de zorlayarak bu güçleri harekete geçirmesi tamamen mümkündür. Her toplumsal hareket ya da kitlesel eylem kendiliğinden kazanımlar bırakırken, zayıf olan kurumsal araç ve önderlik rolünü geliştirmeye de yeteneklidir. O halde, mücadele aleyhine zayıflıklarla biçimlenen negatif duruma rağmen, devrime dair karamsarlık hepten yersizdir. Gerçeği objektif olarak tespit etmek ayrı ama karamsarlık kökten yanlıştır. Karamsarlık mücadelenin narkozu, mücadele karamsarlığın neşteridir. Mücadelenin esas ve kaçınılmaz, devrimin yaşamsal ve baki olduğu iddiamızın temeli budur.
Proleter Devrimler Emperyalist Haydutların Sonunu Getirecektir
Emperyalist barbarlık cani kıyımlar gerçekleştiriyor, işgal-ilhak saldırganlıklarıyla yeni sınırlar çiziyor. Kriz, bunalım, buhran ve savaş kaynağı olan kapitalist-emperyalist dünya sistemi geri döndürülemez doğa yıkımıyla felaketler yaratırken, dünyayı büyük bir kaosa gömerek yoksul dünya halkları ve mazlum ulusları büyük yıkımlara ve acılara sürüklüyor. Daha da kötüsü kaotik dünya şartları yeni bir emperyalist paylaşım savaşı gibi daha büyük felaketler yaratmanın koşullarını olgunlaştırıyor ve bu gidişi engelleyecek tek şey proleter devrimlerdir.
Emperyalist sistemin zayıf halkalarını oluşturan görece daha zayıf uzantıları durumundaki Türkiye gibi gerici faşist iktidarlar da emperyalist projelerin uygulayıcı memurları olarak bu kaotik durumdan muaf kalamamaktadırlar. Bu durum esasta emperyalist dünya sisteminin/küresel sistemin sonucu olmakla birlikte, yerel iktidarların siyasal özgünlükleriyle de doğrudan alakalıdır. “TC” devleti emperyalist zincirin zayıf halkalarından biri olarak, siyasi özgünlükleriyle açık faşist, bir saldırganlık olarak tüm uygulamalarıyla kaotik dünyayı kendi çapında resmetmektedir. Çıplak keyfiyetçi yönetim, izah edilemez hukuksuzluklar, ağır baskılar, ekonomik çöküntü, açlık-yoksullukla derinleşen sefalet, siyasi komplo, tutuklama, kirli oyunlar, çetecilik ve cemaatler cenneti, giderek sertleşen klikler arası iktidar dalaşı, yönetememe krizi vb. vs. gibi şartlar Erdoğan-AKP/MHP iktidarının özgün olarak yarattığı kaotizmin en mütevazı özetidir. Türkiye-Kuzey Kürdistan’da yaşanan ekonomik-siyasi süreç ve Kürt ulusal sorunu şahsında cereyan eden spesifik gelişmeler bu durumla uyumlu olmayıp kaosun başka bir yansımasıdır. Gerici cephede durum özetle buyken, devrimci sınıf hareketi cephesinde de iç açıcı bir tablodan bahsetmek pek mümkün değil.
Bugün göreli gerçek şu ki devrimin birçok akarı kurumuş, coşkun ırmaklarının devinimi düşmüş, nehirleri çekilerek sığlaşmıştır. Siyasi tarifiyle tasfiyecilik alabildiğince hortlayarak yol almış, devrimci hareket örgütsel-siyasi açıdan güçten düşerek geriye çekilmiştir. Genel olarak tarif etmek gerekirse devrimci kriz lokal özellikler ötesinde, evrensel düzeyde tasfiyeciligin kuşatmasındadır.
Meydanlar CHP’ye Terkedilmiştir
İktidarın ağır faşist baskıları, pervasız uygulamaları, keyfiyetçiliği ve her bakımdan estirdiği terör yönetimi bir gerçektir. Bunun bazı sonuçlar yaratması anlaşılabilir. Siyasi şartların ağırlığı vb. dikkate alınmak durumundadır, bütün bunlar mücadeleye elbette yansır. Fakat daha ötesi devrim-cilik açısından bir varlık-yokluk sorunudur ki geriye doğru atılacak bir adıma dahi yer kalmamıştır. Bu gidişata bir irade gösterilmez, devrimci tarz diriltilmez ise, tamamen demokratik-reformist harekete dönüşmek gibi bir tehlikeyle karşı karşıyayız… İroniktir; devrimci eylem biçimlerinden biri olan “pankart asma” eylemi artık CHP tarafından gerçekleştirilen eyleme dönüşmüştür! Sokağa çağıran, direnişlerden bahseden, protesto ve mitingler gerçekleştiren CHP olmuştur. Devrimci hareketin bu eylem biçimleri gözükmezken, görünen CHP’dir. Geniş toplumsal kitleler CHP potasına akmıştır. Bunun sebepleri vardır ve sebeplerden biri devrimci hareketin varlık gösterememesi, kitlelerin mücadelesini CHP’ye terk etmesi en önemlisi de esen rüzgârın yönüne yatma eğilimine girmesidir.
Eğer iktidar ya da hâkim sınıfları zorlayacak bir mücadele pratiği sergileyemeyeceksek devrimi nasıl geliştirecek, nasıl gerçekleştireceğiz? Salt düzen içi ya da düzenin müsamaha ettiği bir eylemsellik/eylemsizlikle hareket edip, bu nitelikteki demokratik mücadelelerle yetineceksek bu ne tür bir devrimcilik olur? Polisle karşı karşıya gelmekten sakınacak ve hapsedilme gibi tabi bedelleri göze almayacaksak nasıl devrimcilik yapabiliriz? Tamamen korumacılığa oturan, tamamen risksiz, bedelsiz, çatışmasız bir tarzla nasıl devrimcilik üretebiliriz? Devrimci hareket bu temelde kendisini sorgulamaya, kafa yorup direnç geliştirmeye odaklanmalıdır. Aksi halde devrimcilik ve devrimci hareket çok daha derin, çok daha vahim biçimde tasfiye süreciyle yüz yüze kalacaktır…
Bu tehdit ve tehlikeye karşı, devrimci hareket kayıtsız kalamaz, kalmamalıdır. Bunu belli pratik politikalarla hayata geçirebilir, gücü oranında hayata geçirmek durumundadır. Bunun için nispeten küçük, basit ve mevcut durum ve güçle başarılabilir olan eylemsel pratiklerle bir iradenin ortaya konulması ertelenemez bir görevdir. Bu, devrimci hareket varlığının görünür kılınması açısından da şarttır. Görülür olmayan bir adrese kitlelerin gitmesi beklenemez. Görünür olana gidiyor kitleler ve eylemi-mitingiyle görünür olan CHP olunca kitleler de CHP’ye akın etmektedir. CHP’nin sorunu-derdi-davası elbette bambaşkadır. Lakin öyle de olsa, ‘’kurtarıcı’’ arayan kitleler için bir umuda dönüşmekte, kitlelerin çaresizliğine çare olmaktadır. CHP’yi aşan kitlesel tepki-öfke, CHP’nin sokak hareketinde alenen görülmektedir. Devrimci hareket potansiyelinin mevcut olduğu, CHP dışında bir alternatifin ortaya çıkması durumunda kitlelerce rağbet göreceği aşikardır. Tutarlı ve karşılık bulacak demokratik mücadelenin örgütlenip yürütülmesi için asgari şartlar her şeye rağmen vardır…
Devrimciler Yakıcı Durumda Ki Sorunlara Seyirci Kalamaz
Memurların/emekçilerin/işçilerin toplu iş sözleşmelerinde yaşanan durum büyük bir kitlesel tepki ve hareketin gelişmesine uygun zemin sunmaktadır. En azından memur-emekçi hakları adına beyanlarda bulunma, dayanışma içinde olma ve elbette grev ve direnişlere çağırma politikaları pratikleştirilebilir. Belli momentlerde genel grev/genel direniş çağrıları güçlü bir nesnel zemine oturmaktadır. Kendi gücümüzle emekçilerin yanında olduğumuzda yapacağımız direniş çağrıları da boş olmaz…
Kürt ulusal hareketiyle gelişen sürece dönük belli politikalar üretilerek politik mücadele zemininde belli hak ve talepler ekseninde politik kampanyalar yürütülebilir. Misal, terörle mücadele yasasının kaldırılması, kiraların asgari ücretin üçte birine çekilmesi, ulusların tam hak eşitliği gibi sloganlarla bu politik mücadele biçimleri geliştirilebilir. Hasta tutsakların bırakılması, tutsaklara özgürlük istemleriyle politik mücadelenin talepleri biçimlendirilebilir. Kadın katliamlarına karşı protesto yürüyüşleri gerçekleştirilebilir. Açlığa ve pahalılığa karşı mitingler düzenlenebilir. Açlıktan kemikleri sayılan ve ölen-katledilen Filistinli çocukların dramını gündemleştirmek pekâlâ mümkündür vb. vs…
Özellikle kuyu tipi zindanların kapatılması güçlü biçimde propaganda edilebilir. Buna dönük kamuoyunda belli bir duyarlılık oluştuğu gibi, kuyu tiplerine götürülmüş olan tutsakların açlık grevi direnişleri ve dışarıda kimi demokratik güçlerin yürüttüğü çalışmalar mevcutta devam etmektedir. Bu zeminde kuyu tiplerine dönük özel bir kampanyanın yürütülmesi ertelenmeden hayata geçirilebilir…
Kuşkusuz ki olağan şartlarda devrimciliğin ve devrimci mücadelenin görevleri ve pratik biçimleri çok daha keskin normlarda sıralanabilir. Ki bunlar şimdi ertelenmiş olsa da süreç stratejik olarak uygun olan en kısa zamanda bunları mücadelenin odağına davet edecektir, bu kesin. Lakin, genel şartlar temelinde biçimlenen objektif gerçeklik dikkate alındığında, tam da bu şartlar ve objektif duruma uygun düşen mücadele biçimlerini tartışmak çok daha isabetli ve rasyoneldir. Zira durağanlık ne kadar çürütürse, iradesizlikle mücadeleci varlık göstermemek, tasfiyeciliğin hükmüne esir düşerek siyasi ölüme götürür…
Özcesi, yarının büyük mücadelelerine hazırlanmak, hatta mücadeleyi yarına taşımak için, devrimci hareketin ısınma egzersizlerine başlama ve “kol” kaslarını geliştiren antrenmanlara geçmesi gerekmektedir. Hantallık ve ağırlaşmış bünye hareket yoluyla uyarılmalı, kan dolaşımı hızlandırılmalıdır. Doğa tahribatı/katliamına karşı mücadele, çevre sorunlarını gündemleştiren hukuksuzluk ve yolsuzlukları gündemleştirmek, zayıf düşmüş hiç hiçbir bünyeyi zorlamaz. İktidarın mafya-çete özelliği, yargı ‘’borsaları’’, işçi-emekçi, kadın ve çocuk düşmanı politikaları teşhir edilebilir, politik mücadeleye konu edilebilirler vb. vs…
Sadece genel sorunlar değil, özgün ve bölgesel/özel sorun ya da çelişkiler de politik gündemlerimize alınmalıdır. Yerellere dönük duyarlılıklar geliştirilebilmeli, lokal sorunlar ele alınmalıdır. Uyuşturucu, fuhuş ve çetecilikle boy veren koşullanmış suçlara, yozlaşma ve çürümeye karşı yürüyüşler vb. gerçekleştirilebilir. Deprem sorunu ve buna bağlı konut ve kira sorunları gündem edilerek kampanyalara konu yapılabilir.
Emperyalist gericiliğin kan-katliam-kıyım, talan-çapul, ilga-ilhak ve gerici savaş haydutluğuyla dayattığı emperyalist sistemi ve bu sistem zincirinde yer alan bilumum türevlerden gerici sınıf sistemlerinin köhne düzenini haklı olarak kabul etmiyor, itirazımızı yıkma mücadelesiyle yükseltiyoruz. Gericilik kabul edilemez… Fakat genel devrim cephesinde ve tek tek devrimci hareketlerde de işler yolunda gitmiyor. Burada işler yoluna sokulmadan istikrarlı devrimci mücadele yürütülemez, devrime kararlı adımlarla yürünemez. O halde, içe dönük çalışmalar, örgütlenmeler vb. vs. sıkılıkla yürütülmeli, paralel olarak emekçi sınıflar cephesinden tamamen meşru, demokratik ve devrimci olan çalışma, örgütlenme ve etkinlik biçimleri geciktirilmeksizin mücadele pratiğine dökülmek durumundadır…
Bu yazı Halkın Günlüğü Gazetesi‘nin Kasım-2025 tarihli 54. sayısında yayımlanmıştır.








