Connect with us

Perspektif

Erdoğan/AKP İktidarı Bırakır mı Sorusu Değil, İktidardan Nasıl Alaşağı edilir Önemlidir

Erdoğan iktidarının düşmesi, geniş kitle muhalefetinde bekle gör yaklaşımı zemininde bir çekilmeyi, duraksamayı gündeme getirecektir. Ancak devrimci mücadele ve alternatifin zemini ortadan kalkmayacak, kısa bir duraksama sürecinden sonra geçerliliğini hissettirerek yaşayacaktır. Devrimci hareket bütün bunlar temelinde pozisyon almalı, hazırlıklar içinde olmalıdır. Kitlelerin mücadele, direniş ve hareketinden geri düşmemek, devrimci mücadele ve eylemi aktüel tutmak devrimci hareketin ertelenemez görevi, alacağı devrimci pozisyondur. İktidarın komprador tekelci sınıf klikleri arasında el değiştirmesi değil, proletarya ve emekçi halk kitlelerinin iktidara taşınmasıdır devrimci görev!

Bu başlığın hemen altında en başında söylenecek gerçeklik şudur: iktidarda kalıp kalmamaya karar verecek güç, Erdoğan’a ve güruhunun iradesiyle sınıra indirgenemez. Buna karar verecek olan Erdoğan’ı iktidara taşıyan bütünlüklü etmenlerdir; ve nihayetinde belirleyici olan esas güç kitlelerdir. Gitmek istemeyeceği ve istemediği doğrudur ama gideceği ve gitmek zorunda olduğu da en az bunun kadar doğrudur.

Ekonomik ve siyasi bütünlükte müzminleşerek yaşanan yönetimsel sorun ve tıkanmalar, sistemli ve süreğen olarak devam edip derinleşen kriz ve çelişkiler, bunlara koşut olarak kabarıp gelişen toplumsal mücadele ve direnişler, burjuva siyaset yelpazesinde güçlenerek yükselen siyasi rekabet ya da komprador tekelci klikler arasında keskinleşerek cereyan eden burjuva muhalefet ve elbette komprador tekelci sınıf iktidarlarının dayandığı ve iktidarlarının bir öznesi olan emperyalist dünya ile yaşadığı mevcut ilişki ve çelişkiler zemininde seyreden gelişmelerin tümü, Erdoğan damgalı AKP/MHP iktidar güruhunun siyasi yaşamının sonbaharını bitirip soğuk kış günlerine adım attığını göstermektedir.

Genel kabulle ortak kanaate dönüşmüş olan bu tespiti bizler de paylaşıyoruz. Siyasi ve toplumsal dinamiklerin bu saptamalarını, bizler de birçok analiz ve değerlendirme yazılarımızda bu durum tespitini yaptık. Dolayısıyla, mevcut iktidarın yaprak dökümü içinde olduğu ispata muhtaç olmayacak kadar, sosyal ve siyasi gelişmelerin çıplak biçimde ortaya koyduğu objektif bir gerçektir. Ancak bu analiz ve tespitlerde deşifre edilmesi gereken kimi hususların olduğu da aşikardır. İktidarın gidici olduğu doğrudur fakat bunu tespit etmek işi bitirmez. Asıl olan bu tespitten sonraki merhaledir. Bütün çürümüşlüklerine, kendi yasalarını da tanımayan keyfiyetçiliğine, yolsuzluklarına, hukuksuzluklarına, baskılarına, katliamlarına ve daha fazlasına rağmen, bugüne kadar nasıl iktidarda kaldığı, en azından yeterince teşhir olup faşist yüzünün deşifre olmasından sonra bile nasıl iktidarda kaldığı sorusu yanıtlanmak durumundadır. Burada aranan veya verilen yanıt, fiilen iktidarın düşeceği tespitinden sonraki görev ve merhaleye açıklık getirecektir.

Yanıtlayalım:

Birinci olarak; iktidarın emperyalist güçlerden icazet alması, kendinden önceki tekçi paradigmaya dayalı statükocu, ırkçı-faşist iktidarların toplumsal yığınlar üzerinde yarattığı harabe, uyguladığı baskılar ve bundan doğan büyük tepkiden nemalanması, laiklik adına ama laiklikten de uzak uygulamalarda bulunan aynı komprador sınıf iktidarlarının yarattığı ‘‘mağduriyeti‘‘ manivela ederek din sömürüsü üzerinden dindar kitleleri güçlü olarak yedeklemesi, ve hatta kendinden önceki belediyeciliklere oranla hizmet veren belediyecilikle ortaya çıkıp puan toplaması vb şeklindeki avantajlar AKP’nin hükümete-siyasi iktidara gelmesi-getirilmesi için uygun şartlar ya da yeterli olan zemindi.

Erdoğan ve AKP’nin hükümet edilmesinde -getirilmesinde bu zemin ile birlikte, yeni emperyalist ihtiyaçlar ve buna uygun yeni emperyalist stratejilerin hem coğrafyamızda hem de bölge çapında uygulanabilmesi için üstlenilen memurluk görevi, bu konjönktürel duruma uygun olarak devletin yeniden yapılandırılması çerçevesinde üstlenilen rol belirleyici olmuştur. Buraya kadar Erdoğan-AKP hükümeti ve iktidarının gelmesi nispeten anlaşılabilir bir durumdur. Ancak buradan sonrası anlaşılır değildir… Zira, bu iktidarın manipülasyona dayalı olarak tesis edilen ve yansıtılan ilk yüzü ilerleyen iktidar yıllarıyla birlikte deşifre ve teşhir olmuş, faşist karakteri çıplak biçimde açığa çıkarak görülmüş ve bu faşizm dizginsiz saldırganlıklarla açık faşizme ve işgalci saldırganlık ve kıyımcı katliamlara terfi ederek bütün ‘‘alımını‘‘ yitirmiştir. İşte, sorunun esası buradadır. Dolayısıyla, ikinci olarak; iktidarın gerçek yüzünün kitleler nezdinde açığa çıkmasına ve sürekli bir muhalefetle yüz yüze olmasına rağmen bugüne kadar nasıl düşmediği, bunca yıl iktidarını sürdürmesinin neye dayandığı ve düşeceği tespit edilmesinden sonraki merhalenin nasıl gelişeceği sorularına yanıt vermek önem taşımaktadır.

Erdoğan-AKP hükümeti-siyasi iktidarı, kendisinden önceki hükümet veya siyasi iktidarlardan farklı olarak, belli bir zaman sonra devlet iktidarına çöreklenip devletleşmeyi veya devlette ağırlıklı söz sahibi olma gücü ve imtiyazını elde etmeyi başardı. ‘‘Sesiz devrim‘‘ sözü bu arka planı ifade edendi. “Çıraklık döneminden ustalık dönemine geçiş” anaforu bu gelişmeyi, bu hedefi ve kendi çapında başarısını ifade ediyordu. Devlet iktidarında söz hakkını elde edip büyüten, ekonomik ve siyasi olarak alt yapısını örgütleyen, devletin kurumlarına yerleşerek ele geçiren ve bu zeminde egemenlik kuran, yani devlet makinasına sahip olma imtiyaz ve gücünü elde eden, kısacası devletleşen bir iktidarın düşürülmesi, her şeye rağmen düşmemesi elbette anlaşılırdır. Ve her şeye rağmen uzun yıllar ve hala da düşmemesinin, iktidarını öyle ya da böyle sürdürmesinin temel nedeni budur; devlet iktidarını ele geçirip devletleşmek.

Bu niteliğe ulaşan ve oturan bir iktidar, alenen görülüp izlendiği gibi devletin bütün avantaj ve gücünü kullanmakta, her türden muhalefeti boşa çıkarmayı, bastırmayı ve egemenliğini sürdürmeyi başarmaktadır. Baskı, zor ve şiddetle bu iktidar egemenliğini sürdürmektedir. Çünkü, devlet en büyük baskı örgütüdür ve buna sahip olan her güç, uzun süre iktidar etmeyi, saltanat sürmeyi başarır. İşte Erdoğan-AKP iktidarının uzun sürmesinin ve kolay-kolay düşmemesinin sırrı buradadır.

Kuşkusuz ki, Erdoğan ve iktidar güruhu devletin tümüne esasta egemendir ama bu mutlak bir sahiplik değildir. Bunda, emperyalist sermaye güçleri kadar, bunlara bağlı olarak yerel komprador tekelci kliklerin ekonomik-siyasi güç ve çıkarları belirleyici unsur olarak Erdoğan ve şürekâsının tek başına devlet iktidarına sahip olmasını engelleme gerçeği yatmaktadır. Sermaye sahipleri, özellikle büyük sermaye sürekli olarak rekabet içindedir ve çıkarlarını temsil etmek için daima iktidar dalaşı içinde bulunurlar. Esas güç iktidar etse de diğer büyük sermaye iktidarda şu veya bu oranda söz sahibidir, ortaktır. Dolayısıyla emperyalizme bağımlı olan devletlerde ve hemen her gerici sınıf devletinde devlet iktidarı bir kliğin ağırlık taşımasına karşın birden fazla klik ve güce aittir; birden fazla büyük sermaye kesimi iktidarı paylaşırlar. Nitekim, devlet iktidarına esasta sahip olma temelinde onu ele geçirmiş, bir bakıma devletleşmiş olan Erdoğan-AKP kliğinin iktidardan düşmesi de bu gerçekliğin bir ürünüdür.

Komprador tekelci klikler arasında iktidar dalaşı sürekli olarak devam eder ve güçlenen klik devlet iktidarına gelir, burada esas söz sahibi olur. Uzun iktidar yılları Erdoğan-AKP güruhuna devlet iktidarında esas ve egemen güç olma avantajı sağlamakla birlikte, aynı zamanda teşhir olmasına da yol açmıştır. Mevcut durumda iktidardan düşmeyle karşı karşıya kalması bir anlamda bunun ürünüdür. Yani, devlet iktidarında esas güç haline gelerek devletleşmesine rağmen, sermayenin iç iktidar dalaşları onu iktidardan düşmeyle yüz yüze getirmiştir, getirebilmektedir. Tabi ki, iktidarın düşmesinde toplumsal kitlelerin desteğini kaybetmesi belirleyici bir etmendir. Gelişerek büyüyen toplumsal mücadele ve sınıf hareketlerinin yükselmesi iktidarın düşme sürecine girmesinde rol oynayan belirleyici ögelerdir.

Şimdi ise, asıl analiz edilmesi gereken şey, Erdoğan/AKP iktidarının düşerken nelere sahne  açacağı, düşmesi ile sonrası durumun nasıl gelişeceğidir.

Sürecin zora dayalı bir tasfiye sürecine evirilmesi mümkündür

Kolay gitmeyecek sözü boş değildir. Zira devletleşme zemininde devletin bütün erk ve kurumlarını esasta ele geçirerek buralarda egemen hale gelmiş, devlet bürokrasisini kadrolarıyla doldurup devletin atar ve toplar damarlarından kılcal damarlarına kadar sinmiş durumdadır. Seçimlerde kaybetse de devletin tüm kurumlarında kadrolaşmış ve tüm bürokrasiyi örümcek ağı gibi sarıp sarmalayarak buralardaki gücünü koruyup sürdüren bir iktidar ebetteki gitmiş de sayılmaz, gerçek anlamda yenilmiş de sayılmaz. Örneğin, İstanbul Büyükşehir Belediyesini kaybetti bu iktidar. Ama koruduğu gücüyle belediyeyi işlemez hale getirmeye çalışmakta, elini kolunu kilitlemek istemektedir. Nitekim kaybetmiş oldukları bu belediyenin önüne büyük engeller de çıkarmayı başarmaktadırlar.

İşte bunun gibi, iktidar seçimlerde kaybetmese de, devlet kurumları ve bürokrasi de ve ekonomik alanda önemli bir güce sahip olarak bu gücünü korumaktadır. Belediye de bu durum nasıl sorunlara yol açtıysa, iktidar veya hükümette de benzer sorunlara yol açacaktır. Dolayısıyla Erdoğan ve iktidar sultasını seçimlerde mağlup etmek her şeyi çözmüyor, sorunlar ve iş bitmiyor. Hatta belki yeni başlıyor denilebilir. Çünkü, bu iktidarın kolay gitmeyeceği esprisi, işaret ettiğimiz bu gücünü devlet içinde koruma durumundan da öteye, zor ve şiddet eksenli bir yönelim ve direnç göstertebileceği olasılığıyla da anlamlıdır.

Bu anlamda sürecin zora dayalı bir tasfiye sürecine evirilmesi mümkündür ki, bu seçimleri kaybeden iktidarın gitmemekte direnç göstermesiyle de alakalıdır. Daha önce kaybettiği seçimleri yenileten Erdoğan iktidarı, güçlü olduğu durumda her şeyi yapabilir. Zayıf ihtimal de olsa, ‘‘iç çatışma çıkarır” diye oluşan kanaatin işaret ettiği gibi, komprador tekelci klikler arası iktidar dalaşı şiddet biçimlerini gündeme getirebilir… Özcesi Erdoğan’ın iktidarı terk etmeyeceği, seçimleri kaybetse bile iktidarı terk etmeyip bu süreci silahlı çatışmaya dökebileceği dillendirilmektedir ki, bu çatışmaya hazırlık ve niyeti, SAADAT, Osmanlı Ocakları, polis yetkisinde olan Bekçiler vb gibi kendisine bağlı özel askeri örgütlenmelerle de desteklenmektedir. Ancak silahlı çatışma o kadar kolay göze alınacak bir eylem değil, zira kendi hazin sonuna da nedendir. Erdoğan’ın bunu bilinçli olarak kamuoyuna yansıttığı, bir tehdit ve şantaj unsuru olarak kullandığı ve böylece toplumda korku egemenliğini derinleştirmek yoluyla emeline ulaşmak istediği açıktır. Nitekim bu durum, bir söylenceye dönüşerek toplum içinde dalga, dalga yayılan ve iktidarın toplumsal algıyı yönetme stratejisine uygun olarak gizemini korumaktadır.

Erdoğan’ın iktidarı kesinlikle bırakmayacağı görüşü, Erdoğan’ın istemi olarak belli bir doğruyu ifade ettiği gibi, bu görüş esasta korku atmosferinin büyütülerek toplumun mevcuda rıza göstermesini sağlama amacıyla yaratılan bir algı olarak esasta iktidara hizmet etmektedir… Oysa devrimciler, iktidarın tutunamayacağını gerçekler üzerinden gösterirken, düşmesinin de kaçınılmaz olduğunu propaganda etmelidirler. Ki, objektif gerçek ve tüm gelişmeler de iktidarın siyasal bir kadavradan ibaret olduğunu ve bu haliyle düşme yoluna güçlü bir giriş yaptığını göstermektedir. Ne din simsarlığı ne siyasi hokkabazlık ve ne de faşist baskı-şiddet bu iktidarı daha fazla ileri götüremez.

Bu bir yana, iktidarın düşmesinden sonra, iktidar yıllarında palazlanarak ciddi bir ekonomik güce ulaşıp belli bir sermaye gurubunu temsil eden ve siyasal olarak devlet kurumları ve bürokrasi içinde örgütlenmiş olan bu gücü nasıl tasfiye edecek sorusu önemli bir sorun olarak muhalefetin önünde durmaktadır… Bu, bir sorun olmakla birlikte, bir handikap değildir. Lakin bu sürecin zorlu geçeceği, zorluklar barındıracağı aşikardır. Bazen iktidarı almak, onu koruyup sürdürmekten ve tamamen egemen olmaktan daha kolaydır. İBB pratiği her iki bakımdan da buna ışık tutan bir örnektir. Dolayısıyla, Erdoğan iktidarının düşürülmesi büyük olasılık iken, bu iktidar kalıntılarının tasfiye edilmesi bir süreç gerektirecektir.

Olası bu süreç her bakımdan Devrimci Harekete muhtaç olacak, onun gelişmesine uygun zeminde ilerleyecektir

Bu anlamda klikler arası çatışma belki daha da şiddetlenerek gündemde kalmaya devam edecektir, bu bir. İkincisi de yerine gelecek iktidarın bu süreci nasıl işleteceğidir. Gelecek muhtemel yeni iktidar geniş kitlelerin desteğine bu süreçte çok daha muhtaç olacaktır. Bu da bu iktidarın kısa ve geçici olmak kaydıyla burjuva demokratik zeminde bir siyasal süreç izlemesini koşullayacaktır. “Şeffaflık, temiz-ahlaklı siyaset, adalet ve hukuk, demokrasi ve özgürlükler” söylemi klasik burjuva taktik olarak bu iktidarın dilinde de olacaktır. Fakat, bu, ancak Erdoğan iktidarıyla kıyaslandığında ve bu kıyas içinde belli bir anlam taşıyacaktır; gerçek manada ne demokrasi ve özgürlükler ne adalet ve hukuk ne de insan hakları ve siyasi ahlakın egemen olması ya da benimsenmesi mümkün değildir-olmayacaktır… O halde, olası olan bu süreç her bakımdan devrimci harekete muhtaç olacak, onun gelişmesine uygun zeminde ilerleyecektir.

Devrimci sınıf hareketinin mücadele arenasına daha etkin olarak çıkması,

1)– Kitlelerin devrimci mücadelesinin CHP ya da diğer burjuva muhalefet potasına akıp orada sönümlenmesini engellemek,

2)- Devrimci hareketin gelişmesine öncekine oranla daha uygun şartlar barındıran ve klikler arası çatışma ile müstakbel yeni iktidarın muhtaçlıkları üzerinde geçici olarak biçimlenecek olan bu yeni süreci, devrimci gelişmeler doğrultusunda değerlendirerek ilerletmek,

3)- Devrimci çıkış olanaklarını yakalayarak devrimci sınıf iktidarları alternatifini büyütmek için zorunludur.

Komprador tekelci klikler arasındaki iktidar dalaşı ve açık faşist iktidara burjuva alternatif olarak gelecek olan yeni iktidar altında biçimlenecek siyasi şartlar devrimci harekete belli fırsatlar doğuracaktır. Mevcut durumda burjuva muhalefetin etki alanı oldukça güçlüdür. Fakat iktidara geldikten bir-iki yıl sonra bu durum tersine dönecektir. Devrimci hareket, bugünden iktidara gelecek olan burjuva muhalefeti aşmak ve geleceğe hazır olmak durumundadır.

Erdoğan iktidarının düşmesi, geniş kitle muhalefetinde bekle gör yaklaşımı zemininde bir çekilmeyi, duraksamayı gündeme getirecektir. Ancak devrimci mücadele ve alternatifin zemini ortadan kalkmayacak, kısa bir duraksama sürecinden sonra geçerliliğini hissettirerek yaşayacaktır. Devrimci hareket bütün bunlar temelinde pozisyon almalı, hazırlıklar içinde olmalıdır. Kitlelerin mücadele, direniş ve hareketinden geri düşmemek, devrimci mücadele ve eylemi aktüel tutmak devrimci hareketin ertelenemez görevi, alacağı devrimci pozisyondur. İktidarın komprador tekelci sınıf klikleri arasında el değiştirmesi değil, proletarya ve emekçi halk kitlelerinin iktidara taşınmasıdır devrimci görev!

Devrimci hareketin çıkış yapması tamamen mümkündür. Yakın gelecek buna tanık olacaktır. Devrimci güçlerin ortak mücadelesi, ittifakı ve kurumsal mücadele platformlarında bu mücadeleyi büyütmeleri şimdiki sorunun temel anahtarıdır.



More in Perspektif