Connect with us

Kadın

Kadınlar anlattı: Mesai bitiyor, ikinci mesai başlıyor, kriz ve evin yükü omuzlarımızda

KCDP Temsilcisi Tuğba Aşık ve fabrika işçisi Fatma, 8 Mart’ta patriarkaya ve kapitalist sömürüye karşı mücadele edeceklerini vurguladı. Kadın emeğinin sistem tarafından esnek, sessiz ve itaatkâr görüldüğünü söyleyen Aşık ve Fatma, “Biz olmadan üretim olmaz. Mirabal Kardeşler’in mirasından aldığımız cesaretle tüm kadınları 8 Mart’ta mücadeleyi büyütmeye çağırıyoruz. Çözüm örgütlü mücadeleden geçiyor” ifadelerini kullandı.

Umut Polat/ Antep

8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü, 1857’de ABD’de tekstil işçisi kadınların insanca çalışma koşulları, eşit işe eşit ücret talebiyle başlattığı direnişten bugüne uzanan mücadele tarihinin simgesi olarak anılıyor. Clara Zetkin’in önerisiyle 1910’da II. Enternasyonal Kadınlar Konferansı’nda uluslararası mücadele günü ilan edilen 8 Mart, yalnızca bir anma günü değil; eşit işe eşit ücret, güvenceli çalışma, oy hakkı ve yaşam hakkı için verilen tarihsel direnişin adı olarak hafızalardaki yerini koruyor.

Türkiye’de kadınlar, artan hayat pahalılığı, güvencesiz ve esnek çalışma biçimleri, kayıt dışı istihdam ve görünmeyen bakım emeği yükü altında yaşam mücadelesi veriyor. Derinleşen ekonomik kriz, düşük ücret politikaları ve erkek-devlet şiddeti, kadınların hem işyerinde hem de ev içinde daha yoğun sömürülmesine yol açıyor.

Resmî veriler, kadın istihdam oranının hâlâ erkeklerin gerisinde seyrettiğini gösterirken, çalışan kadınların önemli bir bölümü asgari ücret düzeyinde ya da güvencesiz, kayıt dışı ve merdiven altı işlerde çalışıyor. Ev içi bakım emeğinin büyük ölçüde kadınların omzunda kalması ise “çifte mesaiyi” kalıcı bir gerçeklik hâline getiriyor. Kadın işçilerin emeği hem işte hem de evde görünmez kılınıyor. Kadınlar, 8 Mart Dünya Emekçi Günü’ne yalnızca taleplerle değil, örgütlenme ve dayanışma çağrısıyla giriyor. Kapitalist sistemin, ataerkil düzenin, patronların tüm baskılarına karşı kadınlar haklarını, hayatlarını, yaşamlarınlarını savunuyor. Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu (KCDP) Temsilcisi Tuğba Aşık ve işçi kadın Fatma S., hem kadın hareketinin politik perspektifini hem de işçi kadınların gündelik yaşamda karşı karşıya kaldığı gerçekliği gazetemize anlattı.

‘Kadınlar hem işte hem de şiddete maruz kalıyor’

KCDP Temsilcisi Tuğba Aşık, Türkiye’de ekonomik krizin giderek derinleştiğini vurguladı. Aşık, ekonomik kriz ve geçim zorluğunun kadın işçileri daha fazla etkilediğini belirtti. Kadınların hem iş yerlerinde hem de ev içinde şiddete maruz kaldığına dikkat çeken Aşık, “Ekonomik kriz kadınları en ağır şekilde vuruyor. Artan hayat pahalılığı ve eriyen ücretler kadınları daha fazla çalışmaya, daha az yaşamaya mahkûm ediyor. Patriarkal sistem ve cezasızlık politikaları yalnızca ekonomik değil, yaşam hakkımızı da tehdit ediyor. Uzaklaştırma kararlarına rağmen kadınların öldürülmesi bunun en somut göstergesidir” dedi.

‘Markette sepet artık yarı yarıya bile dolmuyor’

Fabrika işçisi Fatma S. de ekonomik krizin kendisini doğrudan etkilediğini söyledi. Aldıkları ücretin geçimini sağlamaya yetmediğini vurgulayan Fatma, gıda fiyatlarının oldukça yüksek olduğunu belirtti. Faturaları ödemekte zorlandığının altını çizen Fatma, “Ekonomik krizin rakamlarını televizyonda izlemiyorum, mutfakta yaşıyorum. Markette sepet artık yarı yarıya bile dolmuyor. Faturalar iki katına çıkıyor. Maaş aynı kalıyor ama hayat sürekli pahalanıyor. Geçinmek artık plan yapmak değil, hayatta kalmaya çalışmak anlamına geliyor” diye konuştu.

‘Kadın emeği sistem tarafından esnek, sessiz ve itaatkâr görülüyor’

Tuğba Aşık, kadın işçilerin işyerlerinde toplumsal cinsiyet eşitsizlikleriyle karşı karşıya kaldığını söyledi. Kadın işçilerin işyerlerinde cinsiyetçi söylemlere, tacize, baskıya ve mobbinge maruz bırakıldığını belirten Aşık, “Kadın emeği hâlâ düşük ücret, güvencesizlik ve esnek çalışma üzerinden değerlendiriliyor. İstanbul Sözleşmesi’nin feshedilmesi kadınları koruyan mekanizmaları zayıflattı. Kadınlar işyerlerinde taciz, mobbing ve baskıyla karşı karşıya kalıyor. İşyerleri kadınlar için güvenli alanlar olmaktan uzak” dedi. Fabrika işçisi Fatma ise işyerinde yaşadığı ayrımcılıkları şu sözlerle anlattı: “Kadın emeği sistem tarafından esnek, sessiz ve itaatkâr görülüyor. Erkek işçi yalnızca işini yaparken, kadın işçi sürekli kendini kanıtlamak zorunda bırakılıyor. Bu durum işyerlerinde görünmeyen ama her gün hissedilen bir eşitsizlik yaratıyor.”

‘Kadınlar üretim sürecinde yer alırken bakım emeğinin tüm yükünü taşımaya zorlanıyor’

Kadın işçilerin yükü yalnızca işyerleriyle sınırlı değil; hem işin hem evin yükü kadınların omzunda. Tuğba Aşık, kadın emeğinin hem işyerinde hem de ev içinde sömürüldüğünü belirtti. Kadın işçilerin eşit işe eşit ücret alamadığına dikkat çeken Aşık, kadınların görünmeyen emeğine vurgu yaptı. Aşık, “Kadın emeği yalnızca işyerinde değil, ev içinde de sömürülüyor. Kadınlar üretim sürecinde yer alırken bakım emeğinin tüm yükünü taşımaya zorlanıyor. Bu nedenle eşit işe eşit ücret ve bakım emeğinin tanınması talepleri kadın hareketinin temel başlıkları arasında yer alıyor. İşyerlerinde mobbing ve sendikasızlaştırma politikaları özellikle kadınları hedef alıyor. İşten atılma tehdidi kadınları susturmanın aracı hâline getiriliyor. Ancak birlikte mücadele edildiğinde değişim mümkündür. Örgütlenme kadınların en güçlü savunma hattıdır” diye konuştu.

‘Sessizce oturabilmek bile ayrıcalık sayılıyor’

Fabrika işçisi Fatma, kadınların erkek işçilere kıyasla hem işyerinde hem de ev içinde daha fazla sorunla karşı karşıya kaldığını belirterek yaşanan toplumsal cinsiyet eşitsizliklerini anlattı:

“Mesai bittiğinde dinlenmiyorum; ikinci mesai başlıyor. Yemek, temizlik, çocuk bakımı… Erkek ‘yardım eder’, kadın ise sorumludur. Bu düzen kadınlara kendini sürekli en sona koymayı dayatıyor. Kadınlar ses çıkardığında ‘problemli’ ilan ediliyor ya da cinsiyetçi yaftalarla itibarsızlaştırılıyor. İşsizlik korkusu örgütlenmenin önüne konulan en büyük engel. Ama dayanışma büyüdükçe korku azalıyor. Kadınların yaşamı yalnızca çalışmak ve ayakta kalmakla sınırlandırılıyor. Dinlenme hakkı, sosyal yaşam ve kendine zaman ayırma imkânı kadınlardan sistematik biçimde çalınıyor. Çoğumuz kendimize zaman ayıramıyoruz. Kitap okumak lüks hâline geliyor, spor yapmak hayal oluyor. Sessizce oturabilmek bile ayrıcalık sayılıyor. Kadın sürekli üretmek zorunda bırakılıyor”

‘Patriarkaya ve kapitalist sömürüye karşı dayanışmayı büyütmek zorundayız’

Tuğba Aşık ve fabrika işçisi Fatma, tüm kadınları 8 Mart’ta kapitalizme karşı; eşit işe eşit ücret, kreş hakkı, güvenceli ve insani çalışma koşulları için birlikte mücadele etmeye şu sözlerle çağırdı:

“Çözüm örgütlü mücadeleden geçiyor. Patriarkaya ve kapitalist sömürüye karşı dayanışmayı büyütmek zorundayız. Mirabal Kardeşler’in mirasından aldığımız cesaretle tüm kadınları mücadeleyi büyütmeye çağırıyoruz. Birlikte güçlüyüz. 8 Mart sadece bir çiçek günü değil, bir hatırlatma günüdür. Eşit işe eşit ücret, kreş hakkı ve güvenli çalışma koşulları istiyoruz. Çünkü biz olmadan hiçbir üretim dönmez.”



More in Kadın