Connect with us

Analiz

Koç Holding, AKP-MHP Rejimi ve Yeni Faşizm

Yeni faşizm, dünya çapında ezilenlerin bütünüyle silahsızlandırıldığı -Lübnan/Hizbullah, Filistin, Hindistan/ HKP (Maoist), Türkiye/ Kürt Özgürlük Hareketi- ve teslim alınmaya çalışıldığı bir tarihsel kesitte, emperyalist saldırganlıkla eşgüdümlü olarak gelişiyor. Bu eşgüdüm de günümüz faşizmini anlamak için çarpıcı ve yeni bir durumu işaret ediyor.

yazı

Geçen yazımızda Türk komprador burjuva sınıfının çıkarları ve ihtiyaçları doğrultusunda, Türk burjuva ideolojisinin zaman içerisinde güncellemeler yaşadığını ve bunun siyaseten müesses nizam tesis ettiğini belirtmiştik. Bu belirlemeyi yapmamızın nedeni son yaşanan mutlak butlan vakası üzerinden siyaset-sermaye ilişkisini açıklamaktı.

Bu doğrultuda iki kavramı daha da kısaca netleştirerek yeni yazımıza başlamayı faydalı görüyoruz:

Bir; müesses nizam, Türk komprador burjuva sınıfının ihtiyaçları doğrultusunda biçimlenen resmi ideolojik-siyasal çerçevedir. Müesses nizam esasen; Kemalizm’den Türk-İslamcılığa, ihtiyaca göre yeniden biçimlenen Türk burjuva devlet refleksleridir; siyasal işlevi, sınıfsal ihtiyaçlara göre kutsallar üretip, düşmanlar yaratmaktır.

İki; Türk komprador burjuva sınıfının 12 Eylül sonrası yeni resmi ideolojisi Türk-İslamcılıktır. 12 Eylül’le birlikte kurucu sermaye ideolojisi olan Kemalizm’in, artık ihtiyaç olmayan kısımları törpülenerek, bunların yerine ideolojiye İslamcılık siyasası eklenmiştir. 2016 Temmuz’undan beri ise Türk-İslamcı rejim aşamalı olarak açık faşizm hamleleri yapmaktadır.

Bu yazımızda ise aşağıda belirttiğimiz üç meseleyi birbirleriyle ilişkilendirerek açıklamaya çalışacağız:

Bir; tarihsel faşizm ile yeni faşizm farkını ortaya koyacağız.

İki; özellikle Koç Holding başta olmak üzere, Türk burjuva sınıfın siyasal beklentisi/ihtiyaçları ile AKP-MHP faşist rejimi arasındaki rabıtayı kritik edeceğiz.

Üç; müesses nizamın açık faşizme dönüşme hamlesi olarak mutlak butlanın ekonomi-politiğini değerlendirerek yazıyı sonlandıracağız.

***

Faşizm; İtalya’da ortaya çıktığında, başlangıçta, Umberto Terracini tarafından kabine bunalımı olarak tanımlandı.  Daha sonrasında Radek faşizmi, “küçük burjuva karşı devrimi” olarak tarif etti. İtalya Komünist Partisi’nin “sol”-komünist liderlerinden Bordiga, burjuva demokrasisi ile faşist diktatörlük arasında bir fark yok dedi. Faşizm Turati için küçük burjuvazinin iktidarı elinden aldığı büyük burjuvazi üzerinde uygulanan diktatörlüktü. Thalheimer’e göre bonapartizmin modern eşdeğeriydi. Troçki’ye göre ise son dönem bonapartizminin bir biçimi ya da küçük burjuvazinin egemenliğiydi. (1)

Bütün bu tahliller burjuva egemenlik ilişkisinin doğasıyla oldukça sorunluydu. Çünkü faşizm tabanda küçük burjuva dinamizmine dayansa da ekonomi-politik açısından tekelci burjuvazinin çıkarlarını temsil ediyordu. Dimitrov bu bulanıklığa proleter devrimci ve gerçeğe uygun bir müdahalede bulundu.

Dimitrov faşizmi şu şekilde tanımladı:

“Faşizm finans kapitalin en gerici, en bağnaz ve en emperyalist unsurlarının açık zorba diktatörlüğüdür.” (2)

Bu arada faşizmin bir küçük burjuva hareketi olarak doğduğu, sonra büyük toprak sahiplerinin ve sermayenin hizmetine girdiği tespitini yapan ilk isim Gramsci’dir. Gerçeğin kavranışı açısından Gramsci’nin bu rolünü belirtmeyi önemli buluyoruz. (3)

Ayrıca Poulantzas’ın Max Horkheimer’i düzeltmesi de Dimitrov’un bu özlü tanımının anlaşılması açısından oldukça çarpıcıdır:

“Horkheimer, ‘totalitarizm’ konusundaki bir dizi görüşe hemen karşı çıkıp, şöyle diyor: ‘Kapitalizmden söz etmek istemeyen birinin faşizm konusunda ağzını açmaması gerekir.’ Bu tamamen yanlıştır. Asıl emperyalizmden söz etmek istemeyen birinin faşizm konusunda ağzını açmaması gerekir.” (4)

Gerçekten de faşistleşme pratiklerinin en ayırt edici niteliği tekelci kapitalizmin olağanüstü siyasal çıktıları olmalarıdır.

Faşizm emperyalist-kapitalizmin buhran ve devrimci durumlar yaşadığı ülkelerde iktidar oldu. İtalya ve Almanya emperyalist zincirin, birinci halkasının en zayıf unsurlarıydı.

İtalya ve Almanya’daki faşistleşme süreçlerinin ve faşist iktidarların iki ortak özelliği vardı:

Bir; büyük devrimci işçi ayaklanmalarının yenilgisinden sonra ve olağanüstü koşullarda ortaya çıktılar.

İki; İngiltere ve Fransa ile kıyasla, tekelleşme yarışına geç giren ve daha genç emperyalist ülkeler olan İtalya ve Almanya’da boy verdiler.

Daha sonra gelişen bütün faşistleşme pratikleri; Güney Avrupa, Doğu Avrupa-Balkanlar, Güney Amerika, Japonya; finans kapitalin en gerici, en bağnaz ve en emperyalist unsurlarının iktidara gelme süreçleriydi. Ancak hepsinde süreç farklı dinamiklerle işledi.

Koalisyonlu faşist diktatörlüklere, faşist kliklerin birbirlerine darbe yaptığı ve hatta parlamentonun bir süre devam ettiği faşist diktatörlüklere de şahit olundu.

İspanya, Portekiz, Bulgaristan ve Yunanistan’da faşist iktidarlar koalisyonlarla yönetildi. Faşist kamp içindeki çelişkilerin uzlaşmaz olduğu bazı ülkelerde yarı faşist klikler bile bir araya gelemediler.

Avusturya’da biri devlete dayanan dinci yerli faşistler, öteki Nazi destekli iki faşist klik birbirlerine ölesiye düşmandılar. Önce devlet desteğindeki bürokrat faşist Dolphus-Schuschnigg rejimi kuruldu. Daha sonra bu rejim Hitler destekli bir darbeyle devrildi ve Avusturya Nazi ordusu tarafından ilhak edildikten sonra yerine işbirlikçi Naziler getirildi. (5)

Buraya kadar olan kısımda, tarihsel faşizmin doğuşu ve gelişimini kısaca açıklamış olduk. Şimdi de günümüz faşizminin ya da yeni faşizmin tarihsel faşizmle benzerliklerini ve farklarını ortaya koyacağız.

Tarihsel olarak faşistleşme süreci, burjuvazinin saldırıya geçtiği bir evreye ve bu dönemdeki saldırı stratejisine ve işçi sınıfının savunmaya çekildiği bir tarihselliğe denk düşmüştür. (6) Bu olgu, geçmişin bütün faşizm deneyimleri için söyleyebileceğimiz ortak bir niteliktir.

Bugün komünist ve işçi sınıfı hareketlerinin daha da zayıfladığı dünyamızda, emperyalist burjuvazi ve ona bağımlı ülkelerin yerli burjuva iktidarları, daha kalıcı ve garantili bir egemenlik-sömürü ilişkileri tesis etmek için daha otoriter rejimleri inşa etmeye yöneldiler. Nesnel olarak yeni burjuva otoriterliğin ekonomi politik zeminini 2008 krizine dayanıyor. Bu kriz sol-sosyalist siyasetin sönük olduğu bir ortamda, yoksul halk kitlelerinin faşist hareketlere yönelmesine yol açtı.

2008 krizi tarihsel bir kırılmayı temsil etse de, neoliberal saldırıya (kamu kaynaklarının özelleştirilmesi/talanı ve sosyal hakların budanması) rağmen, 1990’larda dünya solundaki gerileme ve yoksul ülkelerden zengin ülkelere göçteki muazzam artış da milliyetçi dalgayı yükselterek günümüz faşizmine zemin hazırladı.

Uluslararası faşist hareket Avrupa’da “İslamofobi”yi, ABD’de beyaz ırkçılığı ve göçmen düşmanlığı arkasına alarak güçlendi. Türkiye’de de son 15 yılda gelişen göç dalgasıyla beraber, geleneksel Kürt, Ermeni, Rum, Çingene ve Yahudi düşmanlığına bir de Suriyeli-Afgan düşmanlığı eklendi.

Bu süreç boyunca başta Avrupa olmak üzere, bütün faşist partilerin oyu düzenli olarak arttı. Trump ABD’sinden Modi Hindistan’ına kadar, yeni faşizmler “ulusal değerler” başlığı çerçevesinde iktidarlarını daha da otoriterleştirdi.

Faşizm bu kez işçi sınıfının iktidarı almayı başaramadığı koşullarda egemen sınıfların olağanüstü bir tedbiri olarak karşımıza çıkmıyor, zaten sosyalist siyasetin ve genel olarak solun müthiş zayıfladığı mevcut koşullarda, yaşama bütünüyle hükmetmek için atak yapıyor. Bu yeni durum, yeni faşizmi tarihsel faşizmden ayırt eden temel bir niteliktir.

Yeni faşizm, dünya çapında ezilenlerin bütünüyle silahsızlandırıldığı -Lübnan/Hizbullah, Filistin, Hindistan/ HKP (Maoist), Türkiye/ Kürt Özgürlük Hareketi- ve teslim alınmaya çalışıldığı bir tarihsel kesitte, emperyalist saldırganlıkla eşgüdümlü olarak gelişiyor. Bu eşgüdüm de günümüz faşizmini anlamak için çarpıcı ve yeni bir durumu işaret ediyor.

Bugünkü faşizm de tarihsel faşizm gibi burjuva parlamentoyu ve yasaları tekelci burjuvazinin ihtiyaçları çerçevesinde aparat olarak kullanıyor ama bu işi daha bir maharetle yapıyor. İster iktidarda ister muhalefette olsun, bugünkü faşizm, örtülü şiddete (korkutma, hapis cezası, mahrum bırakma, sanal tehdit) ağırlık verdiğinden zorun derecesini düşük tutuyor. (7)

Güncel olarak yüksek yoğunluklu bir faşizm, egemenler tarafından sürdürülebilirlik bakımından riskli ve erken görülüyor. Öte yandan bir türlü sonu getirilemeyen kriz ortamında burjuvazi, muhalefette olsun, duruma göre ayarlanmış faşist bir aparat olmadan hegemonyasını koruyamıyor. Yani, krizin en çok hissedildiği ülkelerde ayakta kalmakta zorlanan burjuva devletler, iktidarda ve muhalefette faşist bir destek yoksa sistemini sürdüremiyorlar. Buna yalnızca anı kotarmak için değil, olası kitle ayaklanmalarına önlem almak için de gerek duyuyorlar.

Örneğin AKP-MHP faşist rejimi ile Zafer Partisi arasındaki ilişki bu durumu somutlaştırmak için en açık ve “yerli” örnektir. Bugün AKP-MHP faşist rejimi emekçileri bu tip yeni faşist oluşumlarla tahakküm altında tutuyor.

Yaşar Ayaşlı yeni faşizmi tartıştığı çalışmasında, “21. yüzyıl faşizminin erken aşamasına mahsus bir yarı faşizm ya da totaliter aşamaya geçmemiş faşist rejimler olarak adlandırılabilirler.” diyerek, yeni faşizmi tanımlıyor. (8) Bizce bu tanım bir yanıyla doğru olmakla beraber, günümüz devletlerinin ideolojik-sınıfsal niteliğiyle tekelci kapitalizm arasındaki bağın daha da sıkılaştığını belirtmeden eksik kalacaktır.

Yeni faşizm, emperyalist burjuvazinin dünyaya tümden egemen olduğu bir ortamda, başat gücü (ABD) ve henüz saldırgan olmayan-gelişen gücüyle (Çin), iç içe geçmiş piyasalarıyla, kesintisiz ve kalıcı bir tekelci burjuva egemenliği var etmek için, yeni bir devlet modeli olarak ortaya çıkmıştır.

Örneğin 2008 krizi karşısında Çin Halk Cumhuriyeti, krize karşı canlandırma programını büyük bir hızla oluşturup uygulamaya koydu ve bir yıl içinde ekonomik büyüme hızını çift haneli rakamlara çıkardı. Canlandırma paketleri geç gelen ve etkisiz olan ABD ve Avrupa ülkeleriyle kıyaslandığında Çin’in üstün performansı, Batı’daki birçok liberal yorumcu tarafından şöyle değerlendirildi:

“Canlandırma paketiyle ilgili karar, Çin’de ABD’deki gibi kongre tartışmaları ve partiler arası uzlaşmayla ilgili gecikmeler olmadan, çok daha hızlı alındı.” (9)

Bu durum tekelci burjuvazinin çıkarları ve emperyalist rekabet için tek parti iktidarının daha faydalı olacağı sonucuna ulaşan ideolojik yaklaşımların gelişmesine neden oldu.

Güncel olarak faşizm, tekelci burjuvazinin artık ihtiyaç duymayacağı, eski burjuva siyasal araçları (genel oy hakkı ve adil yargılanma hakkı) da devreden çıkaracağı, mutlak burjuva egemenliği tesis etme denemeleri yaptığı koşullarda biçimleniyor.

Esasen yeni faşizm, tarihsel faşizm gibi tekelci burjuvazinin olağanüstü bir tedbiri olarak değil, tam tersine tekelci kapitalizm mutlak egemenliğini kurarken faşistleşmeyi olağan bir durum haline getirmeye çalışıyor.

Bütün bu dinamikleri değerlendirirken, Putin’in başını çektiği Rus oligarşisini de Xi Jinping’in tepesinde oturduğu Çin bürokratik burjuva diktatörlüğünü de tekelci kapitalizmin mutlak egemenlik arayışının dışında düşünmemek gerekir. Aksi hâlde tekelci kapitalizmin güncel konumu da yeni faşizm de anlaşılamaz hâle gelir.

***

Artık Koç’u konuşmaya başlayabiliriz…

Vehbi Koç, 19 yaşında babasıyla birlikte Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti’ne katıldı ve daha sonra partinin Ankara il yönetiminde görev yaptı. Milli Mücadele sonrası Ankara’daki ticari hareketlilik ve kazanç fırsatları da katlanarak artmıştı. Milli mücadele sırasında yalnızca 25 bin olan nüfus, 1926 yılının sonunda 58.749’a ulaştı. 1927 sayımında ise bu sayı 78.784’e yükseldi. (10)

Artan ihtiyaçlarla birlikte Ankara’daki yerleşik ticari burjuvazi de iş alanlarını genişletiyordu. Vehbi Koç bu dönemde bakkal ve hırdavat işlerini bir kenara bırakıp yapı malzemeleri sektörüne yöneldi. Meclisin çatısı uçtu, Koç çatıyı onaran işi aldı. Yenişehir’de belediye tarafından planlanan inşaat ihalesine katıldı ve kazandı. Daha sonra, 1933 yılında Ankara Numune Hastanesi inşaatını tamamladı.

Koç, Kemalist rejimin desteğiyle giderek palazlandı. Keza, bu dönemde yabancı tekeller de kendi temsilciliklerini etkili yerel figürlere devrederek Ankara’ya bayilikler kurmayı tercih ediyordu. Örneğin; Ford Ankara’ya otomobil bayiliği açmak için geldiğinde, 1928’de Koç ile anlaşma yaptı. (11)

Vehbi Koç 1940’ların sonunda General Electric firmasından acentelik alarak ilk ampul fabrikasını kurdu. Bu acentelikleri Fiat, Siemens ve Magneti Marelli otomobil acentelikleri takip etti.

Türk burjuva devletinin kurucu partisi eliyle Müslüman-Türk ticaret burjuvazisi olmaktan komprador Müslüman-Türk burjuvazisi olma “mertebesine” çıkarılan Koç, muntazam olarak büyümeyi sürdürdü. Zamanla emperyalist burjuvazinin Türkiye’deki en büyük acentesi oldu.

1960’lı yıllardan sonra yeni ürün grupları ve çeşitlerinin de eklenmesiyle, Koç kuruluşlarının imalat alanları önemli ölçüde genişledi. Koç, zirai aletlerden mensucata, çeşitli büro malzemelerinden ısıtma teçhizatına, radyo ve televizyon alıcılarından buzdolabı, çamaşır makinesi ve elektrik süpürgesi gibi ev aletlerine, ocak, fırın, camyünü, kazan, radyatör ve likit petrol gazından, iki, üç ve dört tekerlekli taşıt yapımına ve otomotiv yan sanayi kuruluşlarına, gıda sanayinden zincir mağazalarına, turizm, finans ve sigortacılık hizmetlerine kadar yaygın bir alanda faaliyet gösterdi.

1973 yılında otomotiv sanayi için çeşitli dökümler yapabilecek Döktaş Fabrikası faaliyete geçti, 1977 yılında Ardem, Tekersan, Endiksan, Kimkat, Eko, Sedko, Takosan, Tekiz ve Tarko adlarıyla 9 kuruluş daha Koç’a katıldı. 1979’da özel sektörün en büyük ağır sanayi tesisi olarak yapılan Asil Çelik, kur garantisinin kaldırılması sonucu 1982 yılında devlete devredildi, aynı yıl Peugeot ticari araç üreten Karsan üretime başladı. Her çeşit sinai, tıbbi ve gaz üretimi yapan Birleşik Oksijen Sanayi Gebze’de, treyler üretimi yapan İstanbul Fruehauf ise Sakarya’da devreye girdi.
 
1986’da Ford-Otosan İnönü’de dizel motor üretimine başlandı. Koç aynı yıl, American Express Company ile ortak kurduğu Koç-Amerikan Bankası Koçbank ile ekonomi alanında da faaliyet göstermeye başladı. 1997’de süt ve sütlü ürünler konusunda Türkiye’nin en eski ve en köklü kuruluşu olan SEK şirketini satın aldı.
 
2001’de Türk Otomotiv sektöründe bir kerede yapılmış en büyük yatırım olan Ford Otosan Kocaeli Fabrikası açıldı. 2006’da Koçbank-Yapı Kredi birleşmesi gerçekleşti. Bu tarihten itibaren süren zenginleşmenin AKP iktidarı altında devam ettiğinin altını çizelim. Aynı yıl Koç, Türkiye’nin en büyük sanayi kuruluşu olan Tüpraş’ı bünyesine kattı. 2011’de Afrika’nın en büyük beyaz eşya üreticisi Defy Appliances satın aldı. 2020 yılında ise Arçelik ve TATA ortaklığıyla  Hindistan’da Beko Voltas Şirketi kuruldu ve Hindistan pazarı için buzdolabı üretimine başladı. (12)

Koç, kombine gelirleri ve ihracatının yanı sıra, Borsa İstanbul’dan aldığı pay ve el koyduğu artı değer ile Türkiye’nin en büyük şirketler topluluğu oldu. Milli gelirin yaklaşık %7’sine karşılık gelen kombine gelirleri ve Türkiye ihracatındaki yaklaşık %8’lik pay Koç’un kasasına giriyor. Ayrıca Koç Holding, son beş yılda yaptığı 16,1 milyar dolarlık yatırımın ardından, Fortune Global 500 sıralamasında yer alan tek Türk şirketi olma özelliğine sahip. (13)

Görüldüğü üzere bir asırlık tarihiyle Koç, her dönemin kazananıdır. Koç’un tarihi esas olarak, Türk devletinin ve onu ayakta tutan müesses nizamın da hangi sınıfın çıkarlarına göre biçimlendiğinin de tarihidir.

*** 

“Sizin de bahsettiğiniz gibi dünyada müthiş bir değişim, müthiş bir ilerleme var. Kartlar yeniden karılıyor. Dünyada da gücün varsa sesin çıkıyor, gücün yoksa sesin çıkmıyor. Yani Birleşmiş Milletler’in ana çerçevesi ortadan kalktı. Değişim çok enteresan. Her ülkenin eline yeni kartlar veriliyor. Ona göre oyunu oynamanız gerekiyor. Türkiye’nin gücü; üç tarafı deniz, stratejik konumumuz kuvvetli, dört mevsimimiz var, mümbit toprağımız var, genç nüfusumuz var. En önemlisi kaygan zeminde iş yapma kabiliyetimiz var. Önümüzdeki yıllarda tüm gücümüzü kullanmamız lazım. Bu ‘gücün kadar konuş’ dönemi.” (14)

Yukarıdaki ifadeler Vehbi Koç’un oğlu Rahmi Koç’a ait. Ailenin yaşayan en büyük üyesi olan Rahmi Koç, holdingin şeref başkanı olarak, 100. yıla özel yapılan söyleşide şimdiye dek ortaya attığımız önermenin sağlamasını yaparcasına sözler sarf ediyor. Türk komprador burjuva sınıfının en katmerli temsilcisi olarak, ABD hegemonyacılığının gerilediği ve Çin hegemonyacılığının genişlediği bir süreçte, Türk burjuva devletine daha güçlü olma mesajı veriyor.

Koç, dünya emperyalist paylaşım krizinin derinleştiği; Ukrayna’da, Filistin’de ve İran’da bombaların yağdığı günümüz koşullarında, kartların yeniden karıldığını ve gücü olanın sesinin çıktığını tespit ediyor ve esas olarak yeni emperyalist paylaşım krizinde AKP-MHP rejimine büyümenin olanaklı olduğunu vurguluyor.

Aynı Rahmi Koç, oğlu Ali Koç’la beraber bu söyleşiden iki hafta önce de MHP şefi Bahçeli’yi ziyaret etti. (15) Ali Koç’un Bahçeli ilgisi yeni değil, 19 Ağustos 2024’te de Fenerbahçe Başkanı olarak da Bahçeli’yi ziyaret etmişti. (16)

Koçların MHP’ye olan ilgisi, aslını konuşacak olursak çok daha evvele, 12 Eylül öncesine dayanıyor. Komünizme karşı Türk burjuva devletince bir faşist çete olarak var edilen MHP, özellikle 1970’lerin sonlarına doğru Koç’un da açık desteğini almıştı.

Koçların; devlet örgütlenmesi içinde en güçlü dönemini yaşayan ve faşist rejimin ortağı olan MHP’nin şefini üst üste ziyaret etmeleriyle, güçlü devlet mesajları verdikleri tarihselliğin denk olması elbette ki tesadüf değildir. Kemalist iktidarlardan bu yana devlet tarafından önü açılan ve semirtilen Koç, hem CHP hem Demokrat Parti ve Adalet Partisi hem de AKP döneminde bu pozisyonunu daimi olarak korudu. Çünkü özel olarak Koç,  genel olarak Türk komprador burjuva sınıfı Türk devletinin sahibidirler. Devletin ideolojik güncellemeleri de müesses nizam da onların sınıfsal çıkarlarına göre oluşur, şekillenir. Bugün Koçlar Türk-İslamcı (yeni-resmi) ideolojinin en kadim örgütlenmesi olan MHP ile poz verip, güçlü devlet istiyorlarsa eğer, müesses nizam bu ihtiyaca göre güncellenir ve öyle de oluyor.

Komprador burjuva çevreleri gerek duymuyorlarsa ya da önlerinde başka bir tercih hakları varsa, faşist hareketi, barındırdığı riskler nedeniyle iktidara taşımak istemeyebilirler, her yaptıklarını da onaylamazlar. Ancak Rahmi Koç, dünyada paylaşım krizi olduğunu görerek siyasal aracı olarak değerlendirdiği devletin buna uygun davranması konusunda AKP-MHP rejimini uyarıyor.

Bugün Koç ile ne MHP’nin ne de AKP’nin hayal ettiği ülke arasında esasa ilişkin temel bir fark yoktur. Türk komprador burjuvazisi de AKP-MHP faşist rejimi de bölgede daha güçlü, sermayeyi daha da geniş bir alana taşıyıp koruyabilecek bir devlet aygıtı istiyorlar. Bu nedenle Koçlar açısından içeride yaşanan mutlak butlan tartışmaları tali hâle geliyor ve koalisyonlu faşist diktatörlüğün, yani AKP-MHP rejiminin açık faşizm kurma denemelerini yeni kârlarını hesaplarken izliyorlar.

***

Bütün bunlar yaşanırken, Kılıçdaroğlu’nun en yakınlarından olan Bülent Kuşoğlu T24 ile söyleşi yaptı ve neredeyse Rahmi Koç ile birebir aynı cümleler kurarak şunları dile getirdi:

“….Çok zor bir dönemdeyiz, siyasetin o klasik mantığı bitmiş vaziyette. İkinci Dünya Savaşı sonunda oluşan düzen ve kurallar yok artık. Yeni bir düzen oluşacak, yeni kurallar söz konusu olacak ve bunların nasıl olacağını kimse bilmiyor. Devletler üstü şirketler ve kendi aralarındaki mücadele artık bütün ülkelerin iç siyasetini de etkiliyor. 

…Belki önümüzdeki 10- 20 yılda devletlerin çoğu yok olacak. Türkiye Cumhuriyeti’nin, Atatürk Cumhuriyeti’nin yaşaması lazım. Yani bizim yok olmamamız lazım, iddialı olmamız lazım. Bu yeni dönem Türkiye’ye aynı zamanda büyük fırsatlar da sunuyor, bunları çok iyi irdelemeli.

…İttihat Terakki birleştirdi, bir mücadeleye girişti, sonra Türkiye Cumhuriyeti ortaya çıktı. Şimdi de ona benzer bir durum görüyorum. Şu andaki iktidarın geldiği zamanki gibi bir siyasal İslamcı iktidar olduğunu düşünmüyorum, farklılaştı, çok farklı hale geldi. İslamcılıktan uzaklaştı demiyorum ama farklılaştı. Milliyetçilik, devlet milliyetçiliği var üzerinde ve batıcılık var.” (17)

Görüldüğü üzere, yalnızca AKP-MHP faşist rejimi değil, Kılıçdaroğlu ekibi de Rahmi Koç’un büyüme talebini dile getiriyor. İşte müesses nizamın en somut ve güncel örneği budur: Yalnızca iktidar bloğu değil, iktidar olmayan burjuva siyasal çevreler de İttihatçı-komprador geleneğe yaslanarak, Türk komprador burjuvazisinin kâr hırsının borazanlığına soyunuyor. Müesses nizam bütün dinamikleriyle Türk komprador burjuvazisinin büyüme ve daha fazla pay sahibi olma hırsına ses oluveriyor.

Özgür Özel aynı gün Bülent Kuşoğlu’nun açıklamalarına tepki gösterdi:

“Derin devlete meşruiyet tanımlayan ve Tom Barrack’ın tarif ettiği bir rejimde bir göreve talip olan yaklaşım tarihi bir talihsizliktir. Bu Tom Barrack’ın tariflediği Türkiye’dir, monarşi tarifliyorlar, Cumhuriyet’ten önceki bir ittifakı tarifliyor. CHP’ye yapılanın bir devlet darbesi olduğunu söylüyor ve derin devlete bir kutsiyet ve önem atfediyor. Parlamento çatısı altında bunları konuşmayı zul sayarım.” (18)

Esasen Özel CHP’si Kürt Hareketi’yle İstanbul yerel seçiminde kurduğu kent uzlaşısı bağında, nasıl müesses nizama siyasal olarak aykırı (ideolojik olarak değil) bir tutum sergilediyse, bugün de Özel Kuşoğlu’na verdiği tepkiyle aynı aykırılığa imza atmıştır. Çünkü hem ABD emperyalizminin hem de Türk komprador burjuvazisinin duymak istemeyeceği ifadelerde bulundu.

Burada bir meseleyi de açık hâle getirelim. Özel CHP’si ideolojik olarak AKP, MHP, Kılıçdaroğlu CHP’si gibi Türk komprador burjuvazisinin siyasal temsilciliğine adaydır. NATO’cudur, emek düşmanıdır, ezilen milliyetlere alerjilidir, mafya ve tarikat yapılarıyla uzlaşır. Yani; CHP’nin tarihsel ve güncel ideolojik sınırları, Türk komprador burjuvazisinin siyasal temsilinin dışına taşamaz. Ancak bugün Özel CHP’si siyasal olarak Türk komprador burjuvazisinin beklentisine uyumlu bir çizgide değildir. Bugünkü siyasal krizin de asıl nedeni budur.

Özetle, bugün Özel CHP’si düzen içi (kapitalizm içi) bir partidir, hatta devletlidir ama siyasal pozisyonu nedeniyle müesses nizamın görece dışındadır, Türk komprador burjuvazinin hayallerine ortak olamamaktadır, geleneksel müesses nizamın kurucusu olsa da yeni faşist kurumsallaşmanın siyasal olarak dışındadır. Koç’u var eden ve palazlayan CHP, bugün Koç’un ihtiyaçlarını karşılayamamaktadır. CHP tüm bunlardan dolayı 19 Mart’tan sonra fiilen teslim olmuştur ve bugün de fiziksel bir bütün olarak kalmayı dahi sürdüremez hâle gelmiştir.

Son tahlilde; müesses nizam, AKP-MHP rejimi eliyle ve komprador burjuvazinin büyüme taleplerine uyumlu bir biçimde açık faşizm kalıbına dökülmektedir. Bu sürecin dışında kalan bütün düzen içi unsurlar çözülmekte ve parçalanmaktadır.

Kaynakça

1) Eski ve Yeni Faşizm, Yaşar Ayaşlı, Yordam Kitap, sy. 94, 1. Basım, İstanbul, 2023.

2) Faşizm ve Diktatörlük, Nıcos Poulantzas, Ç: A. İnsel, İletişim Yayınları, sy.117, 1. Basım, İstanbul, 2004.

3) Eski ve Yeni Faşizm, Yaşar Ayaşlı, Yordam Kitap, sy. 93, 1. Basım, İstanbul, 2023.

4) Faşizm ve Diktatörlük, Nıcos Poulantzas, Ç: A. İnsel, İletişim Yayınları, sy.27, 1. Basım, İstanbul, 2004.

5) Eski ve Yeni Faşizm, Yaşar Ayaşlı, Yordam Kitap, sy. 60, 1. Basım, İstanbul, 2023.

6) Faşizm ve Diktatörlük, A.Thalheimer-A.Rosenberg-O.Bauer-A.Tasca, Ç: Rona Serozan, Ayrıntı Yayınları, sy.95, 2.Basım, 2019, İstanbul.

7) Eski ve Yeni Faşizm, Yaşar Ayaşlı, Yordam Kitap, sy. 274, 1. Basım, İstanbul, 2023.

8) Age, sy.276.

9) Çin ve Dünyanın Geleceği, Fatih Oktay, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, sy.162, 2.Basım, İstanbul, 2023.

10) Tarih ve Toplum, Güz 2024, sayı 24, sy.127-128, Alper Kara/ Geç Osmanlı’dan Erken Cumhuriyet’e Ankara’nın Müslüman-Türk Burjuvazisi.

11) Age, sy.128.

12) https://www.koc.com.tr/hakkinda/tarihce

13) https://www.koc.com.tr/hakkinda/biz-kimiz

14) Koç Holding Şeref Başkanı Rahmi M. Koç anlatıyor: Dünyanın düzeni değişti, Türkiye tüm gücünü kullanmalı https://gazeteoksijen.com/koc-100-yil-gazetesi/koc-holding-seref-baskani-rahmi-m-koc-anlatiyor-dunyanin-duzeni-degisti-turkiye-tum-gucunu-kullanmali-275845

15)Rahmi Koç ve Ali Koç’tan Bahçeli’ye özel davet: Makamında ziyaret ettiler https://www.hurriyet.com.tr/gundem/rahmi-koc-ve-ali-koctan-bahceliye-ziyaret-100-yil-etkinligine-davet-ettiler-43173578

16) Başkanımız Ali Y. Koç ve Başkan Vekilimiz Erol Bilecik, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’yi ziyaret etti https://www.fenerbahce.org/haberler/kulup/2024/8/baskanimiz-ali-y-koc-ve-baskan-vekilimiz-erol-bilecik-mhp-genel-baskani-devlet-bahceli-yi-ziyaret

17) Kılıçdaroğlu’nun 45 yıllık yol arkadaşı Kuşoğlu: Devlet aklı bir şeyler kurguluyor; adayımız Mansur Bey de Özgür Bey de olabilir https://t24.com.tr/yazarlar/cansu-camlibel/kilicdaroglunun-45-yillik-yol-arkadasi-kusoglu-devlet-akli-bir-seyler-kurguluyor-adayimiz-mansur-bey-de-ozgur-bey-de-olabilir,55478?_t=1780334239009

18) Özgür Özel’den Bülent Kuşoğlu’nun ‘devlet aklı’ sözlerine yanıt: ‘Parlamento çatısı altında bunları konuşmayı zul sayarım’ https://www.cumhuriyet.com.tr/siyaset/ozgur-ozel-den-bulent-kusoglu-nun-devlet-akli-sozlerine-yanit-parlamento-catisi-altinda-bunlari-konusmayi-zul-sayarim-2508410



Haziran 2026
PSÇPCCP
1234567
891011121314
15161718192021
22232425262728
2930 

More in Analiz