Connect with us

Editörün Seçtikleri

Migros Depo İşçileri Yol Gösteriyor

İçine girdiğimiz süreçte sınıfın her bölüğünde yeni ve yaygın sınıfsal öfke patlamaları yaşayacağız. İşbirlikçi sendikaların bunlarla baş etmesi mümkün değil. Ve niteliklerinin deşifre olduğu bir döneme girdik. Aklımız, yüreğimiz ve ruhumuzla sınıfla bütünleşmeliyiz.

İşçi sınıfı, işsizlik, açlık ve savaş tehlikesine karşı konumlanma arayışında. Migros depo işçilerinin öfkesinin Türkiye’deki depolara hızla yayılması bunun somut göstergesi. Artık her işyeri her an alev topuna dönüşebilir. Bu noktada DGD-SEN gibi aklı ve yüreği sınıfla atan mücadeleci sendikaların varlığı son derece önemli olacaktır. Mücadeleci sendikalara önemli işler düşüyor. En başta sermayenin saldırılarını boşa çıkarmak ve bir emek odağının yaratılması hedeflenmelidir.

Türkiye kapitalizmi özellikle son çeyrek asırda küresel üretim ve tedarik zincirinin odak coğrafyalarından biri olarak konumlanmaya çalışıyor, bu yönde ciddi adımlar atıyor. Kapitalist entegrasyonu derinleştiren bu süreç uluslararası iş ölümünün bir yansıması olarak biçimleniyor. Türkiye kapitalizmi Çin’in pandemi sonrası tedarik zincirinde yaşadığı problemleri, bir fırsat olarak değerlendirmeye çalışıyor.

Türkiye, Avrupa’nın Bangladeş’i olmaya hedefliyor. Bu süreç işçi sınıfı açısından olağanüstü bir saldırıyı ifade ediyor. Ucuz emek ve azami sömürü demek olan Bangladeşleşme süreci, aynı zamanda modern çitleme yöntemleriyle hayata geçiriliyor. Özelleştirmeler, toprağın ve doğanın metalaşması, göçmen emeğinin ve kadının sömürgeleştirilmesi, kentlerin mutenaştırılması bu adımların bazıları…

Topyekûn ve yeniden sömürgeleştirilme

Türkiye tarihinin en büyük proleterleşme dalgasının içindeyiz. Kayıtdışı çalışanlar, göçmen emeği, işsizler ve potansiyel işçileri dahil ettiğimizde proletaryanın sayısı 40 milyona ulaşıyor. Bu muazzam potansiyelin maalesef organik birliği yok, farklı fraksiyonlara ve segmentlere ayrılmış durumda. Sınıf içinde oluşan hiyerarşi bölünmelere yol açıyor. Ayrıca Anadolu ve Kürt şehirleri küresel fabrikanın atölyelerine dönüşmüş halde. Sınıfsal antagonizmanın barizleşmesi siyasal iktidarın kültür ve kimlik politikalarının aşınmasına yol açıyor. Kısaca, sınıfsal çelişkilerin domine olacağı bir sürecin kapıları aralanıyor.

Çin-Vietnam çalışma rejimi

İşçi sınıfına Çin-Vietnam çalışma rejimi dayatılıyor. Bunun anlamı sistematik esnekleştirme, güvencesizleştirme ve sınıfı değersizleştirme operasyonlarıdır. Böylece sınıf bir anlamda esir alınmak isteniyor. Sınıfın örgütsel, eylemsel, hegemonik ve moral kapasitesinin kırılması hedefleniyor. Bunun üzerinden yeni rıza mekanizmaları inşa edilmeye çalışılıyor.

Avrupa’nın Bangladeş’i olmak sınıfa ontolojik bir saldırı anlamına geliyor ve bu yönde önemli ve radikal düzenlemeler yapılıyor. En başta ücretlerde ve istihdamda esneklik politikaları devreye sokuluyor. Sermaye stratejisini bunun üzerinden kurmuş durumda. Devletin organik aparatlarına dönüşmüş sendikal yapılar da bu yönde aktif rol oynuyor.

Migros işvereninin depo işçilerine DGD-SEN’ den istifa ettirmeye çalışıp Tez-Koop-İş’e yönlendirmesi yeni korporasyon ilişkilerini ve işbirlikçiliği göstermesi açısından somut bir örnek oluşturuyor. Bu Truva atları esnekleştirme politikalarını rasyonalize ediyor, yönetişim politikalarına uyumlu davranıyor ve sınıfın öfkesini massetmeye çalışıyor.

Çünkü finans kapital sınıfı etkisizleştirdiği ölçüde, kâr açlığını giderebilir. Finans kapital ve kapitalist devlet emperyalist arzularını gerçekleştirebilir, bölgede ekonomik ve nüfuz alanını yayabilir.

Türkiye’nin bölgesel güç olma hamleleri

Türkiye kapitalizminin diğer bir yönelimi de bölgedeki alt-emperyalist hamleleridir. Özellikle Rojava’ya yaklaşımını, Suriye’deki ataklarını ve Irak’la kurulan ilişkileri bu minvalde değerlendirebiliriz. Türkiye kapitalizmi hızlı militaristleşme süreciyle bölgesel bir güç ve yeni Ortadoğu düzeninde söz sahibi bir aktör olmaya çalışıyor.  Bu noktada bir dizi stratejik hamle yapıyor. Taktik yönelimler içine giriyor. Bu koşulların yarattığı yüksek gerilim kendini iç içe geçmiş, girift ve çoklu krizlerle dışa vuruyor. 2026 yılı işçi sınıfı açısından son derece kritik bir yıl olacağa benziyor.

Sınıf öfkeli ve arayış içinde

İçine girdiğimiz süreçte sınıfın her bölüğünde yeni ve yaygın sınıfsal öfke patlamaları yaşayacağız. İşbirlikçi sendikaların bunlarla baş etmesi mümkün değil. Ve niteliklerinin deşifre olduğu bir döneme girdik. Aklımız, yüreğimiz ve ruhumuzla sınıfla bütünleşmeliyiz. Mücadeleci sendikalar ve önder kadroları sınıfın yüreğinin acıdığı yerlere dokunmalıdır.

Proletaryanın öfkesiyle bütünleşmemiz gereken günlerden geçiyoruz. Bugün açısından parçalı, dağınık karakterli gelişmeler havzalara ve kentlere,hatta ülke geneline yayılacak patlamalara yol açabilir. Hazırlıklı ve kararlı olmalıyız. Komiteleşmeyi sınıfın silahına dönüştürmeliyiz. Muazzam bir sürecin içine giriyoruz: Sınıfsal öfke, yolunu ve örgütsel biçimi arıyor.

Kaynak/UMUT-SEN



Ocak 2026
PSÇPCCP
 1234
567891011
12131415161718
19202122232425
262728293031 

More in Editörün Seçtikleri